Yazıyı okurken Rüyaların İşi albümünü dinlemek isterseniz buraya tıklayın!
İçim acısın istiyorum şarkıları dinlerken. İçim acımıyor diye deliriyorum, hülyalı hülyalı uzaklara bakarak sallanırken şarkıları bağırarak söyleyen küçük kızları kıskanıyorum delirip. Bir bilseniz o şarkılar size neler edecek! Bir bilseniz şimdi acı dediğiniz duyguların ne acııı halleri var! Bilseniz belki de evinize kapanıp bir daha hiç çıkmazdınız! Olur mu ya? Neler diyorum ben? Ben yüzüm-gözüm-kalbim-ellerim kan revan içinde de olsa yine de gitmedim mi konserlere, dinlemedim mi, bağıra bağıra söylemedim mi o şarkıları? “Bir Seni Konuşurum” diye diye kendi kendime kıkırdamadım mı? Göksel’in “Unut Dediler” şarkısında dediği gibi “Artık ne kar ne fırtına vız gelir bana” demedim mi? Küçümseyerek bakmadım mı “Dönemezsin geriye çok vakit geçti” diyenlere? Dedim. Yaptım. Üstüne bir de “Depresyondayım” şarkısını dinlemeye cesaret edemedim çünkü “unutuldum” demektense lal olmayı tercih ettim.
Yine de unutuldum.
Kısa süre sonra başım dik bir şekilde “Köle miyim sana ben gel deyince geleyim, git diyince gideyim” dedim, sabrettim. Akıllanmıyormuş kimse, onu öğrendim. Ben de akıllanmadım işte.

Göksel, 1997 yılında ilk albümü “Yollar”ı yayınladığında, ben üniversite birinci sınıfta, Bahar Şenlikleri’nde önünde diz çökülerek “Benimle çıkar mısın” denen bir genç kızdım. Şimdi, şu an fark ediyorum, o zamanlardan kalmış benim böyle abartılı başlangıçlardan çekin, fazla coşkulu ilk zamanlardan sahteliğinin kokusunu almam, korkmam, gerçekliğine inanmamam -inanmayı çok istemem. Oysa aynı bahar şenliklerinde benim önümde diz çökülürken ve çevredeki herkes alkışlarken ve ben tuzağa düşmüş hissederken, okulun en “cool”, en Yollar albümünün “Yakışıklı” şarkısındaki çocuğu , sessiz sedasız bir şekilde çiçek standındaki bütün çiçekleri almış, okulun en bunu hak etmeyecek (neye göre kime göre diyeceğim ama çocuk da sonra çok ağlamıştı işte) kızlarından olan sevgilisine vermişti, uzaktan gözlerimde pembe kalplerle izlemiştim. (Adını artık hatırlamadığım Çocuk da şarkının gitarlarındaki çok sevgili Yavuz Çetin gibi gitaristti)

Yollar albümü, Göksel’in henüz Sezen Aksu öğrencisi olduğu, Onno Tunç’un kanatları altındaki yıllarının şarkılarıydı. Erkan Oğur’dan Alp Turaç’a, Sarp Özdemiroğlu’na, Yavuz Çetin’den Sezen Aksu’ya ne isimler var o albümde! Ama o albümde henüz tam olarak “Göksel” değildi tonlamaları, vurguları. Çok güzeldi, şahaneydi, dinlemelere doyamamıştık albümü. “Sensiz Kalınca” ne güzeldi mesela. “Sabır” şarkısı sayesinde herkes tanımıştı onu. Ama buram buram Sezen Aksu ışıltısı vardı o seste. Üstelik çoğu Sezen okulu öğrencisi 1 en fazla 2 albüm sonrasında ortadan kaybolup kalbimizi kırmıştı. Bağlanmalı mıydık Göksel’e? Bağlanmıştık bile çünkü hissettiklerimizi bizden iyi ifade eden biri vardı o şarkılarda.

Sonra 2001’de Körebe albümü geldi. Şimdi Göksel “Sabrettim” diyerek kendini gerçekten tanıtıyor, gazino kültürünü ne kadar sevdiğini, sesinin Yeşilçam filmleri şarkılarına ne çok uyduğunu gösteriyordu. “Günün Birinde” şarkısını neredeyse Neşe Karaböcek’ten daha güzel söylemiş, o zamanın gençliğine de (ben, biz) öğretmişti. Üstüne “Bir İhtimal” şarkısında “Aşkımız eski bir film gibi” derken gerçekten de Yeşilçam filmlerine götürüyordu bizi ve sesinin gerçek renklerini şarap gibi sunuyordu. “Bilmiyorum aklında mıyım, bir ihtimal olur ya ben burdayım” derken artık biradan rakıya geçmeye başlamış, şarabı su gibi tüketse de sarhoş olmayan ben ve yaşıtlarımı müziğin yarattığı daha derin hissetme sarhoşluğuna sürüklüyordu. “Körebe” vardı bir de, nasıl da genç kız şarkısı! “Dostlar üzmeyin beni / Uzattım size tutun elimi /Aklım arada bir olsa gidip gelse de / Affedin beni hayat böyle / Biraz acı biraz sevinçle olur böyle / Biraz acı biraz sevinçle / Olur böyle” dediği şarkı, tam olarak gençliğin umarsızlığı, önünde daha sayfalar dolusu yaşanacak anının heyecanı ile “olur böyle” dediğimiz kahkahalarımıza eşlik ediyordu. En güzeli, iki albümdeki şarkılar birbirini takip ediyor, birbirine cevap veriyor aynı zamanda kendi içlerinde baştan sona bir hikaye anlatıyordu. “Senin o gel-git hallerine /Kokladığın Çiçeklere/Sabrım bu kadar işte/Bu sefer olmaz işte” dediği kısacık “Bu Kadar” şarkısına geldiğimizde biz de bir adım olgulanmış oluyorduk. Bu albümün bir özelliği de Göksel’in yol arkadaşı olacak Alper Erinç’in de şarkılardaki varlığıydı.
(Ara not: Aslında hepsinden güzeli neydi biliyor musunuz? Bir albümü çıktığında koşarak heyecanla satın almak ve kartonetini açıp şarkı sözlerini, o şarkıları kimlerin yazdığını, şarkıyı kimin bestelediğini, hangi müzik aletini kimin çaldığını görmek, bazen sevdiğin müzisyenin notlarına ulaşmaktı. Belki şimdi müziğin fiziksel eksikliği bugünün aşklarının fazla fiziksel az duygusal olmasının sebebidir? Bilmiyorum, bana da fazla uzak yoldan bağlanmış gibi geldi bu teori ama çok da mantıksız değil…)

2003’te çok daha kadınsı bir albüm kapağı ile Söz Ver yayımlandı. Göksel’in en kıpır kıpır, en 9/8’lik etkili albümüydü Söz Ver. Belli ki aşıktı. “Duman Duman” şarkısı başka şekilde açıklanamazdı. “Hastasıyım” şarkısı ile ters köşe yapmış, “Allı Pullu” ile belki de kimsenin konuşmadığı “şöhret”in gerçek yönünü anlatımıştı “Allı pullu elbisem / Sürdüğüm kokular Paris’ten / Dayanılmaz kadınım ben ama / Ben de aşık oldum ben de aldatıldım / Ben de terk edildim ben de kırıldım” sözleri ile, artık iş hayatına atılmış ve kendini yetişkin zanneden bizlere tam da istediğimiz ritmi veriyordu. Öte yandan bir modern zaman gazino filmi yapılsa, Filiz Akın’ın yeşil mini bir elbise ile, kabarık küt bri perukla bu şarkıyı söylemesi kaçınılmaz olurdu. Göksel’in en hakkı yenmiş şarkısıdır bu aslında. Bugün yapsa bambaşka bir etki yapardı, müziği açısından özellikle. Keşke cover’ını yapsa! Aynı albümün şıkır şıkırlığı içinde “Söz Ver” ağlamak isteyenlere gereken malzemeyi veriyordu. Aslında Duman Duman şarkısı da öyle, zamanının ötesindeydi.

2005’te ise Göksel’i artık hayatımızın vazgeçilmezi yapan Arka Bahçem geldi. Yani sorarım size “Bi Seni Konuşurum” en sahici "lk aşk günleri" şarkısı değilse nedir? Çok sonraları benim için çok daha anlamlı hale gelen ve yıllar sonra yeniden aşık olduğum şarkı da bu albümdeydi : “Arka Bahçemde”. Sonuçta ben ve yaşıtlarım yani Sezen Aksu çocukları, “dur bekle” demez; “Bu gece gel, yarın istersen yine git / Hatta unut ne varsa verdiğim al götür öyle git” derdi. Arka bahçedeki telaşı sindirmeden yaşardı. Hatta 2001’de yayınlanan Vanilla Sky filmindeki “hazzı ertelemek” kavramını zor anlamış, aşktan korkmayı, yavaş yavaş davet etmeyi Sezen Aksu’dan aldığımız mangal yüreklilik ateşi ile yok saymıştık. Ama kalp hep öyle olmuyormuş işte. Sonunu bilmiyormuş. “Benden geçti aşk” diyebiliyormuş en Sezen insan bile. Arka Bahçem, Göksel’in diskografisinin en özel albümüdür. Aksini iddia edenle saatlerce şarkılar eşliğinde tartışırım, çünkü “Kalbim Rehin”.

Yine sadece 2 sene ara ile 2007’de “Ay’da Yürüdüm” geldi. Ayda yürümüş, bulutlarda yüzmüş, dünyaya bakıp şarkılar yazmış ve yeryüzüne düşmüştü Göksel. Albüm kapağında elindeki gitara inat, müziklerde Anadolu ezgileri yoğunlaşmış ama aynı derece rock etkileri de gelmiş, şarkılar daha çok İstanbul daha çok Anadolu Rock olmuştu. Elvis Costello tarzı, acıyı bile neşeli bir tonla, severek, alay ederek anlatıyordu. “Kaybettim Seni” şarkısı bugünün ghosting dünyasını seneler önceden görmüştü: “Hesabı kapatmadan yükümü azaltmadan buhar olup uçmadınmı yaa / Bi günde ne oldu bitti fikrini ne değiştirdi / Yoksun nereye ne diye gittin?” Ah Gökselciğim ah. Hayalet hep bunlar. Öylesine güzel bir çok seslilik vardı ki bu şarkıda başa sarıp sarıp dinlememek imkansızdı. (Bakın “başa sarıp sarıp” diyorum. Çünkü kasetleri başa sarardık, şarkıları loopa almazdık) Aynı albimde Manga’dan Ferman ve Teoman’ın olduğu Taş Bebek tam o senelerin düet modasının ürünüydü ve güzeldi ama diğer şarkılar kadar kalıcı mıydı? Hayır… Oysa “Yabani Otlar” şarkısı yine zamanının çok ötesindeydi. Bugünün aşklarını anlatmıyor mu bu şarkı? Yoksa aşklar hep aynıydı da kavramlar, ortamlar mı değişti sadece? “Sen aynı anda birkaç kalple oynarken / Boğuşup durursun yarattığın kausta / Belki yalnızlık korkundan, belki de içini acıtan neyse işte / Onu unutmak için / Ben anladım seni kazanmak kaybetmekmiş / Zaten aşk; mutsuzlukla sevişirmiş”...

Sonra 2009’da Göksel “Mektubumu Buldun mu?” diye sorarak bizi en sevdiğimiz Yeşilçam filmlerine götürdü sahiden. Her biri ötekinden daha güzel şarkıları canlandırdı, hem de çok güzel şekilde! İçimizdeki “vah yavrucak Feride”leri, başı dik Firuze’yi, neşeli Emel’i, kirpikleri ıslak, kahkahaları efsane Türkanları, vurulduğumuz Tarik Akanları, yeri doldurulmaz Ediz Hunları oturttu karşımıza.

Aynı sene “The Best of Göksel” yayınlandığında “daha çok erken değil mi” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa tam vaktiymiş çünkü yavaş yavaş “The Best of” albümleri de, albümler de tarihe karışıyormuş.

2010’da “Hayat Rüya Gibi” albümü, “Mektubumu Buldun mu?”nun devamıydı. Yine şahaneydi. Yine en sevdiğimiz şarkıları çok iyi yorumlamıştı ama onun kendi yeni şarkılarını merak etmeye başlamıştık. İki senede bir yeni şarkılara alıştırmıştı bizi…

2012’de “ne istediğine dikkat et” sözünün karşılığı olarak “Bende Bi’ Aşk Var” geldi. Of! Hayır şimdi ne yazsam başka gözyaşına çıkıyor, ne yapmıştı bu kadın böyle? Neler yaşamıştı da bunları yazmıştı? Belli ki onun kadar biz de yaşamıştık ki yine birbirimizi anlıyorduk. “Ölürsem yalnızlıktan / Ve senin kötü kalbinden” demeye de cesaret edebilmişti “Bende bi' aşk var, onu hep yanlış kalplere bıraktım / Bende bi' aşk var, onu soğuk yataklarda harcadım” da diyebilmişti. Bugün hala gencinden yaşlısına herkesin bir ağızdan “Senin gökyüzünde, benim yerim yoktu/Kuru dallarında kanatlarım kırılıp koptu/…/Yanlış yerde geziyor bu kuş / Bu yüzden yalnız uçuyor bu kuş” sözlerini aynı yoğunlukla söylemesi boşuna değil. Oysa o kendini yalnız zannediyordu. Oysa biz kendimizi yalnız zannediyorduk/zannediyoruz. Sonra, “Yarım Kalan Şarkı”da yüzümüzde hafif bir gülümseme, zamanla birlikte susuyoruz.

2015’te Göksel kendini aşmaya ant içmiş gibi “Sen Orda Yoksun” albümünü yayınladı. “Adın gökyüzüne, toprağa / Bir de en çok dudağıma yakışır” dediği Belki Adın şarkısından Mabel Matiz’le yaptıkları “Denize Bıraksam”a uzayan bir romandı bu albüm. Sanki, bir gün duymayı unutsam, artık duyamasam (lütfenöylebirşeyolmasıntanrım) da duyacağımı bildiğim şarkılar, şarkı parçaları var. Göksel’in çoğu şarkısı bu listede yer alıyor. Öyle iyi hissediyorum Göksel’i “Sen orda yoksun çağırdığımda” melodisi çalarken. “Susmasan olmaz mı” diyorum. Sonra marşım başlıyor: “Hangi yaranın hatırası bu?” Bu şarkı (Aşk Kahrolsun) daha çok çalınmalı, daha çok söylenmeli arkadaşlar. Bakın bize ta 1997’de ilk Göksel albümünde söylediler, dinlemedik. Siz dinleyin, bir daha düşmeyin o tuzağa.
Göksel’in diskografisi buradan sonra uzun bir ara veriyor. “Ben sana aşığım aşk” (Aşk Kahrolsun şarkısından) diyerek bizi kaderimizle, kendimizle, yalnızlığımızla bırakıyor. Konserlere devam etti, konser albümü yayınladı, 2024’te yine eski Türk filmi şarkılarından bir albüm yayınladı ama 11 yıldır yeni bir Göksel albümü heyecanı yaşatmadı bize. Gerçekten bedduası tutmuştu belki, aşk kahrolmuştu belki ve o yüzden yeni şarkılar yazamıyordu.

Hiç öyle değilmiş. Uzun, upuzun bir nadasmış bu. Toprağını alabildiğine olgunlaştıran, kendi filmini yazdıran, Göksel’i en Göksel yapan zamanmış bu 11 yıl. Bir ay önce kıpkırmızı bir sahneye, muazzam bir seksapelle, Alev Alev çıktı, hemen ezberledik, brilikte “yeter” diye bağırdık:
“Ben de alev alevim
Bak sana benzedim
Yetmedim, yetinemedin, yettiremedim
Kes ipimi, gideyim"
Göksel Alev Alev ile yeni albümünün müjdesini verdi. Bu gece nihayet tüm platformlarda olan 12 şarkılık, “Rüyaların İşi”. Yine şarkıların neredeyse tamamında sözler ve bir kısmında müzikler de ona ait. Ay şarkısında yine Mabel Matiz imzası var. Bu albümün hissiyatı, geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Peki Öyle Olsun” şarkısı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Albüm alev alev. Uyutmuyor ve İmkansızım loop’a aldığım şarkılar. Evet, loop’a aldığım çünkü Göksel ilk kez fiziksel olarak değil dijital yayınlıyor albümünü. Dün akşam Bina’da Bant’ın ev sahipliğinde Okan Ürün’ün konuğu olan Göksel, “Prodüktörler bu zamanda albüm yapmak delilik dedi ama yaptım” diyerek anlattı albümü. İyi ki de yapmış! “Be Oğlum” ile dans etmeye, Soy ile yürümeye, mahvolmaya, hissetmeye hazır olun.
Yazının en başında dedim ya, içim acısın istiyorum şarkıları dinlerken. Böyle güzelim şarkılar boş geçmemeli, sadece maziyle kalmamalı. Peynirsiz rakı gibi, hissetmeden şarkı dinlemek mi olur? Yoksa bir ömür aşk mentorumuz olan Sezen Aksu’nun bugünününe sığınıp “Sen Ağla” (hani sen ağlama dayanamazdık, ne oldu bize böyle, nasıl taşlaştık?) ya da “Karalar bağladım o da geçti” sözleri ile “Gemiler”i mi söyleyeceğim hep? Üstelik, bize senelerce “Onursuz Olmasın Aşk” dedirttikten sonra “Onursuz Olabilir Aşk” diyerek, Hem “gitme” hem de “istersen gel” demeyi öğretip sonra “Ben de Yoluma Giderim” (Ay ama bunları da çok güzel söylüyor) Sezen gibi, Göksel de onca kalp ağrılarından, yanmalardan sonra “Peki Öyle Olsun” şarkısında olgun bir kabulleniş ile “Peki öyle olsun bu da böyle bir sevda / Hepsi senin olsun al benden olsun” dedikten sonra, benim kalbim artık Yalnız Kuş olmayı da kabul mü edecek? Unutulmayı da mı sindirecek? “Göçmen kuşlar gibi bir vakitlikti” diyerek aşkın ondan geçtiğini mi söyleyecek? Çok Kötü Şeyler şarkısının aslında nasıl da anksiyete ile dolu olduğunu, yeni albümdeki Uyutmuyor şarkısına mı anlatacak? Şimdi benim kalbim, Göksel’in ilk albümünde tam da o zamanın gençliğine uygun Uzun Uzun Yollar’ zamanı, hiç de o dönemki ruhuna uymadan söylediği Kurşuni Renkler’i bugün, 2026 Mayıs’ta anlıyor. Onun sözlerini yazmayacağım. Bir zahmet son albümü dinlemeden hemen evvel dönüp ilk albümdeki şarkıları hatırlayın. Muhtemelen siz doğmadan önce söylenmiş o şarkıları ve siz benim yaşıma geldiğinizde hala söylenecek şarkıları. Bu arada, belki de ben sadece şarkılar mutlu olsun, anlaşılsın diye, şarkılar için onca aşık olmuşumdur. Belki aslında sadece müziktir aslolan.
Çoğu şeyin cevabını bilemiyorum hala ama birlikte büyüdüğümüz şarkılar yaptığın için teşekkürler Göksel. Çok haklısın, “Konuştukça azalıyor insanın derdi korkusu”...
Sevgiler,
Heja


%20(3).jpg)
