Çağımızın en büyük yanlış anlaşılmalarından biri, görünürlük ve özgürlüğü aynı kefeye koyuyor olmamız. Sürekli görünür olma ve paylaşım devamlılığının “doğallık” kabul edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Dijital dünya, hayatımızın birçok alanına derinlemesine etki ettiği gibi bizi görünür olmaya da zorluyor. Hayatımızda özelimizde tuttuklarımızı dahi şeffaf ve erişilebilir kılmanın ahlâki bir zorunluluk olduğuna inandırıldık.
İşte Shiva Zahed Gallery’de açılan Ahmad Rafi imzalı Against Transparency, tam da bu noktada merak ve talep eden gözlere önemli bir soru yöneltiyor: Her şey apaçık görünmek zorunda mı?
Karşımızdaki sergi, bir seçkiden öte çağdaş görünürlük anlayışına bir karşı duruş.
Göstermek Yerine Gizleyen Bir Tuval
Klasik sanat tarihinde resim, “dünyaya açılan bir pencere” olarak tarif edilir. Sanatçı Ahmad Rafi, bu ifadeyi ve arkasındaki ideolojiyi bilinçli bir hamleyle ters yüz ediyor. Onun tuvallerinde figür, ressamın deyimiyle sujet yani özne, tam anlamıyla gözümüzün önünde değildir. Perdeler, tuvaller, katmanlar, yarı saydam yüzeyler öznenin önünde yerini bilinçli bir şekilde alır. Görme eylemi, bu şekilde askıda bırakılmış olur.
Böylelikle Rafi, izleyiciye birçok duyguyu “giz” vasıtasıyla yaşatıyor: Merak, bekleyiş, kafa yorma. Karşımızda hızlıca tüketilecek eserler yok. Başka bir güçlü taraf ise şu: Bu eserler için anlaşılmaz olmayı hedefleyen görüntüler diyemeyiz. Sadece anında anlaşılabilir olmaya direnen eserler onlar.

Opaklık “Kaçışı” Değil, Opaklık Hakkı
Serginin teorik temelini, Fransız yazar ve şair Édouard Glissant’ın “Opacity/Opaklık Hakkı” kavramı oluşturuyor. Glissant’a göre opaklık, bireyin tam anlamıyla çözümlenip açıklığa kavuşma zorunluluğunda olmaması anlamına gelir. Dolayısıyla opaklık, bir kopukluk veya örülü bir duvardan ziyade şeffaflığa karşı bir haktır.
Against Transparency, bu fikri bir referans olmanın ötesine taşıyıp doğrudan bir estetik dile dönüştürüyor. İzleyici ve eser arasında makul fakat alışılmadık bir mesafe filizleniyor. Bu mesafe bir dışlayıcılığa değil düşünme alanına yol açıyor. Bugünün görsel kültüründe bizden hızlı tepki vermemiz bekleniyor. Rafi ise eserlerinde bunun tam tersini sunuyor bize: Anlamak, yorumlamak, düşünmek, çözümlemek için zamanımız var. Daha önemlisi, belirsizliğin içinde durmak için imkânımız var.
Her Şeyi Bir Çırpıda Anlama Arzusuna Açık Mektup
Algısal kesinti, sergi boyunca üzerinizde bir his olarak kalıyor. İzleyici, ister istemez beklediği görüntülere (özneye) ulaşmaya çalışıyor ve engellerle karşılaşıyor. Durum, rahatsız edici olduğu kadar düşündürücü de. Çünkü bugün dijital dünya eşliğinde sanat dünyası da hız ekonomisine teslim olmakta. Malum, “Instagram’da iyi duran işler” bile bir estetik ölçütü hâlinde sanat anlayışına dâhil oldu. Küratör Shiva Zahed’in sanat piyasasında aldığı tavır, bu nedenle büyük önem taşıyor. Sergi, “salonda estetik görünecek işler” barındırma hedefinin tam karşısında duruyor. Bu noktada Against Transparency, dekoratif olmamayı seçen bir sergiye dönüşüyor.

Saklanan
Rafi’nin belirttiği gibi, örtülerin arkasındaki özne başlangıçta kendisi olsa bile asıl mesele sanatçının kimliği değil. Hatta kendisi, yıllar sonra geriye yalnızca resmin kendisinin kalacağını vurguluyor. Dolayısıyla bu katmanlar bir “saklanma” değil, resmin maddeselliğini öne çıkarma biçimi. Tuval artık görüntü taşıyan bir yüzey değil: Başlı başına özneleşiyor. Bu yaklaşım, özellikle çağdaş sanatın içerik merkezli okunma kuralına karşı oldukça güçlü bir duruş sergiliyor. Neticede Rafi’nin işleri, “ne anlatıyor?” sorusundan ziyade “nasıl görünüyor?” ve hatta “neden tam görünmüyor?” sorularını ortaya çıkarıyor.
Shiva Zahed Gallery
Serginin gerçekleşmesinin, Shiva Zahed Gallery’nin kendini konumlandırışıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirtmek gerek. Galeri sadece İran çağdaş sanatını İstanbul’a taşıyan bir alan gibi davranmıyor, aynı zamanda bu üretimleri evrensel tartışmaların içine yerleştirmeye çalışıyor. Shiva Zahed’in tıp geçmişinden gelen “teşhis hassasiyeti”, kürasyona yansıdığı hissedilen bir faktör. Çünkü sergi boyunca işler yalnızca sergilenmiyor. Daha çok okunmaya açılıyor, birbirleriyle konuşturuluyor, üzerine düşünceler kuruluyor. Bu yaklaşım ise birçok çağdaş sanat pratiğinden ayrışıyor. Burada amaç, derinlik eşliğinde estetik bir deneyim üretmekten önce düşünsel bir alan açmak.

Görememekle Yüzleşmek
Against Transparency’nin en güçlü yanı buydu bence. Gördüklerimizle değil, görmekle bile değil, görememekle yüzleştiriyor bizi. Bu da günümüzde politik ve tecrübe edilmesi gereken bir çağrı. Sürekli görünür olmak, sürekli izlenmeye alan açıyor. Sürekli izlenmek de birçoğumuzun okumuş olduğu o distopyayı düşündürüyor bana. Manipülasyon ve aşırı kontrole karşı savunmasız hâle getirilmeye çalışılan toplumlarda “opaklık”, sessiz bir direniş formunda var olur.
Serginin zihnimize taşımak istediği soru, günün sonunda şudur belki de: Herkesi ve her şeyi görmek zorunda hissetmemizin nedeni, kendi öznemizden uzağa düşmüşlüğümüz olabilir mi?
Against Transprency, 5 Temmuz tarihine kadar ziyaret edilebilir.

%20kuru%20kalem%20ve%20grafit%2059x82%20cm.jpg)

