Böyle bir oyuncu atasözü yok elbette. Hatta “oyuncu atasözü” diye bir şey de yok. Ama benim Mabed’i yazma serüvenim tam olarak böyle başladı. Serüven diyorum çünkü gerçekten bir serüvendi.
“Neden oyun yazıyorum? Niye bunu yazıyorum? Sana mı kaldı oyun yazmak be kardeşim? Ya boşver, yaz gitsin, en azından yazmış olursun. Yazdım ama oldu mu? Kime atsam da canımı sıkmadan doğru dürüst bir yorum alsam?” gibi hezeyanların arasında yazmaya başladım… ve bitirdim. Ama asıl mesele nasıl yazmaya karar verdiğim.
2024 yılının hava durumunu asla kestiremediğimiz o tuhaf Nisan ayına dönüyoruz. Aklımda tiyatro yapmak yok. Zaten 2022’de yönetmenliğini yaptığım ve hâlâ dördüncü sezonunu oynayan “Fotoroman Kralı”na başlarken de aklımda tiyatro yapmak yoktu. Bunun nedeni, konservatuvar dönemimde ve sonrasında yaşadığım hayal kırıklıklarıydı. Mezun olduktan sonra cast direktörü asistanlığı, hocalık, dizi–film–reklam oyunculuğu yaptım.
Bu süreçlerde ufak tefek yazdığım şeyler vardı. Dijital için 8 bölümlük bir dizi (Hâlâ çekilmedi ama olsun), bir kısa film senaryosu (O da hâlâ çekilmedi ama olsun) ve o bahsettiğim berbat geçen 2024 yılında yazdığım Mabed (Neyse ki bunu oynayabiliyoruz).

Mabed tam da o hayal kırıklıklarının ortasında çıktı ve büyük bir hayal kırıklığını anlatıyor: Manipülatif bir yönetmen (Hakan) tarafından “cebren ve hileyle” —ki Hakana kalırsa asla öyle bir şey yok— kandırılan oyuncu Meral’in hikayesi.
Kısaca özetlemem gerekirse: Hakan, başarısız bir yönetmen olarak Meral’le yazdığı BDSM temalı bir senaryo üzerinde çalışmaya başlıyor. Süreç boyunca Meral’i para ve hediyelere boğuyor. Ama Meral’in bambaşka bir beklentisi var. Oyunu aslında izlediğim bir filmden yola çıkarak yazdım; bir dominatrix ve şirket patronu hikâyesini buna uyarladım.
Yazma sürecim şöyle gelişti: Kafamda her şeyi planladım, bilgisayarın başına oturdum —ki o zaman bilgisayarım arızalıydı ve sürekli kapanıyordu— ve bir buçuk günde oyunun iskeletini çıkardım. Sonra bir hafta boyunca kimseye söylemeden düzenledim. O dönemde oyunu sahnelemek, hatta oyunda oynamak gibi bir fikrim yoktu.
Profesyonel bir yazar olmadığım için her şeyi beynimin içinde oynayarak yazdım. Meral de benim gibi oyuncu olduğu için onun derdi çok netti:
Görülmemek, duyulmamak, anlaşılmamak.
(Sanırım bu sadece oyunculukla ilgili bir mesele de değil.)

Oyuncu olarak en büyük problemimiz oynayabileceğimiz alanı kendimize yaratamamak. Meral de hayatında ilk kez bu fırsatı buluyor; üstelik çok iyi para kazandığı bir yönetmenin yanında. İnsan daha ne ister? (İşte oyunun temel sorularından biri bu.)
Hakan karakteri ise yazması en zorlandığım karakterdi. Çünkü öğle yemeğinde escargot yiyen (Oyunda hiçbir canlıya zarar verilmemiştir), üzerinde ejderhalı kimono ile gezen ve parayla her şeyi satın alabileceğine inanan bir adam… Yeni rota buydu ve eğer oyun sahnelenirse Hakan’ı ben oynayacaktım.
O noktada oyunun tek mekânda geçmesi, dekorun az olması, kostümlerin zor olmaması gibi pratik düşünceler başladı —malum Türkiye’de oyun yapmak kolay değil. (Bu arada, İrlanda’da sanatçılara aylık 1.500 dolar verildiğini söylemiş miydim?)
Oyun tamamen bittikten sonra bir hafta kimseye yollamadım. Çünkü bizim birbirimizin canını sıkmamız meşhurdur. Gerçekten fikrine güvendiğim ve “sorduğumda canımı sıkmayacak” insanların bir listesini yaptım: Yeşim Ceren Bozoğlu, Esra Kızıldoğan, Emre Erbirer, Simge Ayvazoğlu, Yusuf Burak Kurtoğlu, Aylin Büşra Gündüz ve oyunumuzun yönetmeni Orçun Ucal. (Onlara ayrıca teşekkür ederim; meğer ne çok kişiye güveniyormuşum.)
Çünkü bir şeyi yazdığınızda herkes kafasında kendi oyununu yazmaya başlıyor:
“Acaba karakter dominatrix olmasa mı?”
“Adam yönetmen olmasa mı?”
Ama yukarıda bahsettiğim insanlar, mevcut hikâyeyi şekillendirmeme yardım etti.
Sonra sıra daha zoruna geldi:
Oyunculara oyunu yollamak.
23 Nisan’da müsamerede çıkacak çocuk gibi hissettiren bir süreç. Bir ay boyunca cesaret edemedim, hatta vazgeçmeyi bile düşündüm.

Sonuç olarak en çok istediğim kişi, EGO dizisinde birlikte oynadığım Defne Bölükbaşıoğlu okudu ve oyunu beğendi. Her şey tamamlandı:
Tiyatro Alesta’da, Orçun Ucal’ın yönettiği; Defne ve benim oynadığım; dramaturjisini Nevra Ayşem Savaşçı’nın yaptığı bir oyun.
Provalar başladı… ve asıl zorluk orada başladı. Bir oyunu yazdığınızda kafanızda her şeyi belirleyerek yazıyorsunuz. Ama prova başladığında her şey –ama her şey– değişebiliyor. “Ben bunu böyle yazmamıştım…” diyen iç sesim hiç susmuyordu. Orçun, Defne ve Ayşem olmasa bu kadar iyi başa çıkamazdım. Söyledikleri ve yaptıkları her şey oyunu benim aklımın bile alamayacağı bir noktaya taşıdı.
Provalar ilerledikçe eve gidip gözyaşlarıma hâkim olamadığım zamanlar oldu. Çünkü kimsenin sipariş vermediği, seyirci garantisi olmayan, yapımcısı ve sponsoru olmayan bir oyuna inanarak gelmek… çok değerli bir şey. Karşılıksız sevgi diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. Daha doğrusu karşılığını ancak prömiyerde aldığın bir sevgi.
Her şey toz pembe mi ilerledi?
Elbette hayır.
Prömiyer günü için anlaştığımız bir sahne, “sahne stratejisini değiştirme kararı” aldığı için prömiyeri iptal etti.
Belediye sahneleri oyunun teması ve +18 ibaresi nedeniyle oyunu kabul etmedi.
“İki kalas bir heves” derler ya… Bazen insanın hem hevesini hem kalasını elinden alıyorlar.
Hayal kırıklıkları da sevdaya dahil mi?
Maalesef dahil.
(Oyun tam olarak bunu anlatıyor, söylemiş miydim?)

8 Aralık’ta Ara Sahne’de prömiyerimizi yaptık. Bu satırları yazarken üçüncü oyunumuzu oynadık ve 20 Aralık’ta Ankara Kült Kavaklıdere Sahnesi için hazırlanıyoruz. Ocak’ta İstanbul’da yeni tarihlerimiz var.
Aslında her şey, bir şeyi sevmekle başlıyor. Sevdiğin şeyi yaptığında, her gün provaya taşıdığın 20 kiloluk valizin de, yoluna taş koymaya çalışanlar da önemini kaybediyor.
Prömiyerden sonra yaptığım bir paylaşımda şöyle diyordum: “İşler iyi olur, kötü olur. Beğenilir ya da beğenilmez. Mühim olan, süreç içinde yaşadıkların.”
Füruğ Ferruhzad ne demiş:
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
O yüzden herkese güvenli uçuşlar dilerim.
*Mabed oyununun yeni gösterim tarihlerini öğrenmek için Tiyatro Alesta'yı takip edebilir ve Biletinial üzerinden bilet alabilirsiniz.
.png)
%20(3).jpg)
