Published in  
Röportajlar
 on  
September 11, 2026

ALIKARA OYUNCULARI HALİT ÖZGÜR SARI ve BAHADIR VATANOĞLU

Kategori
Röportajlar
Tarih
11/9/26

ALIKARA OYUNCULARI HALİT ÖZGÜR SARI ve BAHADIR VATANOĞLU

Kategori
Röportajlar
Tarih
11/9/26

ALIKARA OYUNCULARI HALİT ÖZGÜR SARI ve BAHADIR VATANOĞLU

TOD’un yeni dizisi Alıkara, nihayet çok merak uyandıran hikayesi ile yayına hazır. Karga Seven Pictures yapımı olan dizinin yönetmeni Hülya Gezer. Senaristleri ise Eylem Canpolat ve Bengü Üçüncü. Miray Daner, Halit Özgür Sarı ve Sezin Akbaşoğulları’nın başrolleri paylaştığı dizi, bir psikolojik gerilim. 

Alıkara, tamamen farklı hayatlardan gelen ama sevdikleri kişileri farklı şekillerde kaybetmenin acısını yaşayan iki insanın, bir adli psikolog olan Işık (Miray Daner) ve cinayet amiri Deniz Baran’ın (Halit Özgür Sarı) hikayesi. Işık mantık ve zeka ile hayata tutunmaktadır. Deniz Baran ise çocukluğundan gelen kayıpların izlerini hala taşıyan, sezgileri güçlü biridir. Onu herkesten farklı kılan fotografik hafızası, bir cinayet amiri olarak başarısının sırrıdır. Işık, ansızın ortadan kaybolan babasının peşinden giderken Deniz Baran ise çok sevdiği yeğeni Neşe’nin gizemli bir şekilde ölmesi ile sarsılır. Aynı soruların peşinden giden bu iki insan kayıpların ardındaki sorulara cevap ararken aslında kendileri ile, geçmişleri, yaraları, sırları ile yüzleşir. 

Alıkara vesilesi ile TOD stüdyolarında Deniz Baran karakterini canlandıran yakışıklı olduğu kadar kibar genç oyuncu Halit Özgür Sarı ve dizide Deniz Baran’ın abisi Kendal’ı canlandıran Bahadır Vatanoğlu ile buluştuk. Yorucu bir basın gününün sonunda bile olsalar yüzleri gülen ve oldukça enerjik olan ikili, dizide de aynı uyumu yakaladıysa hakikaten iyi bir iş izleyeceğiz demektir! 

Alıkara, ilk 2 bölümü ile TOD’da. 

Önce karakterlerinizden başlayalım mı? Biraz anlatır mısınız nasıl birini canlandırıyorsunuz dizide?

Bahadır Vatanoğlu: Kendal Çok fevri bir karakter. Çok küçükken yaşadığı travmalardan sonra, aileden uzak kalmış. Bunun getirdiği hem aileye öfkesi, hem de hayata öfkesi var. Hep güç arzusu duyuyor. Ama tam olarak kötü diyemezsiniz bence Kendal'a. Seyirciyi ters köşeye yatıracak karakterlerden biri. Bir sahnede nefret edecekler, hemen devamında gelen diğer sahnede onun için üzülecekler. Öyle bir karakter. Çocukluğunda annesi, kardeşini alıp İstanbul'a gidiyor. O da mecburen aşiretle beraber Mardin'de kalıyor. Henüz 14 yaşında. O yüzden anneye ve kardeşe çok öfkeli. Ve annenin bu yüzden üzgün olduğunu, mahcup olduğunu biliyor ve çok manipülatör de bir karakter. Bunu çok iyi kullanıyor. Beni bıraktın gittin, Deniz Baran’ı daha çok seviyorsun diye manipüle ediyor. Oynaması çok keyifliydi.

Halit Özgür Sarı: Deniz, abisinden farksız aslında, ikisi de çok travmatik adamlar. Bunlar televizyon dizilerinde izlemeye alışık olduğumuz travmalar gibi görünse de bizim oynayış ve bunları anlatış şeklimiz farklı. Deniz, kendi ufak halkasının içinde kendini yalnızlaştıran bir adam. Ailesiyle yaşadığı sorunları ilişki hayatında da görebildiğimiz, kimseye bağlanamayan biri. Öte yandan Allah vergisi bir fotografik zekâsı var. Onun da hayatına Işık’ın girmesiyle birlikte birçok şey değişiyor ve tepetaklak oluyor. Bu arada çok trajik bir ölüm yaşıyor Deniz. Ölüme çok aşina bir adam ama son yaşadığı ölüm onu farklı etkiliyor. Aslında şöyle bir cümle var onu da size söyleyeyim. Bence Deniz'i en iyi anlatan şey bu. “Benim kalbimi alıp bir oraya bir buraya oynama lütfen” diyor. “Ben zaten çok sevdiği insanları kaybetmiş, kalbi mezarlığa dönmüş bir adamım”... 

Bahadır Vatanoğlu Alıkara'da Kendal rolünde

Çok iyi bir lafmış. Bahadır Bey, Kendal için bazı yerlerde iyi, bazı yerlerde kötü dediniz. Bir insanı ya da bir karakteri iyi ya da kötü yapan nedir? 

B.V.: Tercihleri. Yani bu çocuk çok küçük yaşta o travmaya maruz kalıyor. Ama aşiretin de yönlendirmesiyle illegal işlere giriyor aslında. Tercihleri diyorum ama burada çok küçük yaş olduğu için bunu kendi tercih etmeyebilir. Ama aklı başına geldikten sonra, büyüdükten sonra yaptıklarından kendisi sorumlu. Yani burada ailesini seçip belki onların yanına gidip kendini affettirmeyi de seçebilirdi ama güç zehirlenmesi, hep daha fazlasını isteme, olanı kabullenmeme hali yüzünden çelişiyor kendiyle.

H.Ö.S.: Ben şöyle düşünüyorum;  Kendal için iyi de diyemezsin, kötü de diyemezsin. Bunun aynısı Deniz Baran için de geçerli. Hiçbir insan salt, dümdüz, iyi değildir. Hiçbir insan tamamıyla kötü de değildir. Yani dediğimiz gibi hayatta başımıza bazı şeyler gelir. Onlar da bizi şekillendirir. Çok güzel bir laf var, “Hayat en güzel heykeltıraş” diye. Çok iyi bir heykel Kendal da. Ama hayat onu farklı yontmuş, Deniz’i farklı yontmuş. Keza bu gerçek hayatta da böyle. Bahadır ağabeyi farklı yontmuş, Halit'i de farklı yontmuş. Keza seni de öyle. Bizim işe dair bu detayları seviyorum. Mesela Bahadır abinin karakteri evet yani hatalar yapıyor ama ya kardeşiyle sarıldığı yerde de gerçekten sarılıyor. Onlar özel anlar işte. Abisi Deniz’e göre daha kuvvetli bir adam mesela fiziki olarak. Bir yerde kendini tutuyor, kıyamıyor kardeşine. Bunların hepsi aslında birleştiğinde Alıkara oluyor ya da gerçek hayatta da ömür diyoruz buna. 

Senaryoyu ilk okumaya başladığınız zaman sizi en çok hangi tarafı heyecanlandırmıştı, devamında ne olacağını tahmin etmeye çalışmış mıydınız?

H.Ö.S.: Her hafta konuştuk ne olacak diye. Gidişatı merak etmedim ben. İyi olduğu belliydi. Ne olacağını bilmiyordum bazı noktalarda, o merak uyandırıyordu. Alıkara o kadar garip bir senaryo ki, senaristler de sağ olsunlar bizi hep ters köşeye yatırdı. Oyuncu olarak işi harlandırdı ve merakla bekletti. 

Ya evet yani Her bölüm sonu gerçekten o yani ne olacağını merak etme fikri çok güzel işleniyor burada. Yani öyle güzel bir yere taşıyor ki ve hemen sonrasında diğer bölüme geçip ne olacak diye merak ettiren bir hikaye ve bunu aslında o kadar güzel bir yerden de yapıyor ki çok böyle geçiştirmeden de yapıyor. O o güzel yani çok derinlikli karakterler.

B.V.: Herkesin her bölümde farklı bir yönünü görüyoruz. Farklı farklı bir yeri işliyor. Deniz sadece polis diye değil, kardeş diye, oğul diye de bakıyoruz karakterlere. O yüzden i kötü adam diyemiyorsun veya iyi adam diyemiyorsun. Kıza o yüzden iyi veya deli veya normal diyemiyorsun. O kadar farklı yönlerden gösteriyor ki karakterleri ve hikayeyi öyle bir yerden, öyle herkesin gözünden işliyor ki çok çok güzel bir yere gidiyor. 

Halit Özgür Sarı, Alıkara

İkiniz de daha önce farklı işlerde sert erkek rollerini oynadınız. Bu kez bu karakterleri canlandırırken eskiden oynadığınız sert erkeklerden farklılaşmak için nasıl bir yol izlediniz? Gerçi Deniz Baran sezgilerine güvenen bir adam olarak farklılaşıyor ama…

H.Ö.S.: Ben hiçbir yöntem izlemedim. Şöyle, Deniz Baran zaten sert bir adam değil. İzlediğinizde anlayacaksınız. Ama çok sert olsaydı da farklı olurdu. Çok sert adamlar oynadım. Hiçbiri de birbirine benzemez. Çünkü başına gelen olaylar, ailesi, yaşanmışlığı, giydiği, baktığı, gördüğü farklı. Buraya 50 tane sert adam getirelim gerçekten sert diyebileceğimiz adamlar, hiçbiri birbirine aynı değil ki. Yine hayat meselesi. Hayat onu nasıl yontuyorsa öylesin. Biri gözden serttir. Biri bilekten serttir. Biri yürekten serttir. Biri blokajıyla serttir. Hepsi serttir ama sonuçta. 

O zaman siz de bir heykeltıraş gibi, her canlandırdığınız karakterin kendi hikayesinden bir şey mi çıkartıyorsunuz? 

H.Ö.S.: Kesinlikle. E kendimizden de bir şeyler buluyoruz tabii. Evet o noktada aynı olmamasına özen gösteriyoruz. Yani illa ki "Abi bu orada da onu oynuyordu, burada da bunu oynuyor." demesin izleyici. Ben de başka işlerde bunu gördüğüm zaman söylüyorum. Elimden geldiğince dikkat ediyorum, ediyoruz. 

B.V.: Aynı sertlikte roller de gelse de Halit’in dediği gibi bakışı, duruşu, neye sert? Ailesine mi? Yoksa işte dünyaya mı, aşkına mı sert? Orada işte daha yumruklarını sıkarak yürüyorsa burada daha gülerek yürüyor o sertliğe. Onlar değişiyor. Tabii ki aynı durmasın diye tavır olarak değiştiriyorsun. Ama bir role 100 kişi audition veriyor. Hepsi de farklı oynuyor. O yüzden orada senaryo çok daha önemli. Senaryo karakterin bize anlatılış şekli. Yani senarist ne kadar done veriyorsa o kadar derinlikli ve birbirinden farklı hikayeler çıkıyor. 

Deniz'in fotoğrafik hafızası var dediniz. Bu yabancı yapımlarda da izlediğimiz bir “dedektif” özelliği. Yabancı dedektifler içinde sizin en sevdiğiniz, tekrar tekrar izlediğiniz hangileri var? 

H.Ö.S.: Sherlock Holmes. Direkt. Filmini de, dizisini de ayrı ayrı. 

Sherlock’u canlandıran en sevdiğiniz oyuncu hangisi peki?

H.Ö.S.: Çok fazla oyuncu Sherlock’u oynadı ama işte yakın zamandan iki kişi, Robert Downey Junior'la Benedict Cumberbatch. İlk Robert Downey izlemiştim. Onu çok beğenmiştim. Ama Benedict'i izleyince... 

B.V.: Evet. Benedict daha farklı ya. Evet. Yaşadığı şeylerin travmasını, o psikolojiyi her yerinde görüyorsun adamın. Robert Downey daha salmış bir yerden oynuyor. Bambaşka bir bir şey. İkisi de çok iyi. 

H.Ö.S.: Tabii ki biri daha işte gişe kaygısı güden bir Guy Ritchie filmi. Ki çok iyi bir film tabii kie. Jude Law falan da var ama tabii dönüp baktığımızda ben de daha çok İngiliz dizisi olan Benedict tarafında dururum. 

Miray Daner ve Halit Özgür Sarı, Alıkara

Fotografik hafıza gibi bir güç ister miydiniz yoksa hatırlamak lanet mi bir noktada? 

H.Ö.S.: Ben isterdim diyemem. Deniz Baran’ın mesleğinde bu çok işe yarıyor ama özel hayatında, hayatına birini sokması çok da zor olurdu gibi geliyor. Böyle her şeyi bilmek... Yok ya öyle yaşanmaz. 

B.V.: Ben istemem. Bana ne. İstemiyorum ben. 

H.Ö.S.: Ben de istemedim. Haklı Bahadır abi. 

Peki set ortamı nasıldı? 

B.V.:  Yüzümüzde güller açıyor görüyorsunuz. 

H.Ö.S.: Bu aslında bir psikolojik gerilim işi. Ama kamera kaydı durdurduğu an o gerilim kalmıyordu. Hiç öyle bir enerjiye sahip de olmadık aslında. Ben biraz önce başka bir röportajda ”komedi çekiyor olsak da herhâlde aynı olurdu kamera arkasında” dedim ve gerçekten öyle. Çok çok huzurlu ve rahattı, sorunsuz geçti. Şunu söyleyebilirim ama, çok destektik birbirimize. Değil mi Bahadır abi? 

B.V.: 7 haftalık bir çekim süreci oldu. Ben 5. haftada katıldım diziye 6.bölümde girdiğim için. İlk 4 haftada zaten kaynaşmışlardı ama sete giderken sonradan gelen kişi hissi olmadı. Yüzü burada, hep söylüyorum. Gördüğü anda "Abim hoş geldin." deyip böyle "Nerdesin ya? Neredesin sen? Ne zaman gireceksin?" diye diye çok güzel karşılandım. Daha ilk dakikadan çok da zor bir sahne çekmiştik. Öncesinde çok rahatlattı beni Halit başta olmak üzere tüm diğer oyuncu ve set ekibi. Gerçekten hiç kimsenin hakkını yememeli. 

H.Ö.S.: Ama helal olsun Bahadır abi’ye gerçekten. Bana desen ki “İlk hangi sahneyi çekmek istemezsin?” tam olarak onun çektiği ilk sahneyi istemem. Çok performatif ve çok uzun bir sahne. Genelde setlerde ilk günlerde daha ısınma sahneleri çekeriz. Öyle olsun isterim. Ama çok yoğun bir programın içindeydik. Bu arada kendi de her ne kadar 4-5. hafta gibi gelmiş olsa da kalan o 3 hafta, onun canından can aldılar. 

Duygu yoğunluğu yüksek, temposu yüksek, çok güzel sahneler çektik, sona birikmişti. Zordu o an için ama güzel oldu. Bir de Bahadır abi benden yaşı büyük, daha tecrübeli. Bakmayın yani o alçakgönüllülük yapıyor. Biz çok ağır bir sahne çektik mesela. Ben biraz çok zorlandım sahnenin sonlarına doğru. Çünkü bedenen çok yorulduğumuzu hissettik. Mental olarak bir de setinson haftalarıydı, kuyunun orada çektiğimiz sahne… 

B.V.: Çok zor sahneydi. 

H.Ö.S.: Bana çok yardım etti. Bu böyledir yani büyük küçüğe yardım eder,  o enerji güzel. O enerjiyi alıyorsun ve karşılıklı rahat rahat oynuyorsun. “Şunu böyle yapalım mı?” diyebiliyorsun. Rahat konuşabiliyorsun hep. O anlamda bir kere daha teşekkür ederim. 

H.Ö.S.: Ben teşekkür ederim. 

İzlediniz mi peki? 

H.Ö.S.:  Ben izlemedim. 

B.V.: Ekiple bir araya geldiğimizde ilk bölümü izleme fırsatım olmuştu.

Diziyi izleme süreci nasıl oluyor sizin için, hemen ekran başına geçiyor musunuz, yorumlara hemen bakıyor musunuz?

H.Ö.S.: Ben bekletirim izlemeyi. Ailemle ve izleyiciyle birlikte izlemek istiyorum. Ekip bir veda yemeği gibi bir şey yaptı, ona gidemedim, çok da pişman oldum ekiple zaman geçiremediğim için ama izlemediğim için pişman değilim. 

B.V.: Ben merak ediyorum ya. Ne olmuş, ne bitmiş? Ne düşünüyorlar? Şimdi her hafta iki bölüm giriyor. Nasıl bekliyorlar? Nerede bitti? Devamını istiyorlar mı? Aslında biliyorum merak edecekler ve hemen diğer bölümler gelsin isteyecekler. Ama benim için herhâlde Kendal uzun zamandır oynamadığım bir rol. Onun bir heyecanı var galiba. 

Alıkara

Miray’ın da senin de çok fazla fanınız var ve ilk duyurulduğundan beri yakıştılar mı yakışacaklar mı konuşmaları var. Bu beklentiler stres yarattı mı?

H.Ö.S.: Bu beklenti bir stres yaratmıyor çünkü Miray ile oynamak çok kolay. Dünyada birlikte oynaması en kolay oyuncu herhalde çünkü çok iyi bir oyuncu. Çok tatlı bir oyuncu. Çok güzel, çok akıllı, hala çok genç ama çok tecrübeli aynı zamanda. Ben ona “Allah'ın özel kulu, VIP kulu” diyorum. Sesi de güzel. O yüzden bende bir korku yaratmadı. Tam aksi, biliyordum rahat olacağımı. 

Genel olarak böyle rahat biri misiniz? 

H.Ö.S.: Ben mi? Ben rahatımdır ya. 

Sinir bozucu değil mi bu kadar rahat olması? 

B.V.: Yok ya. Tanıyınca hiç kötü gelmiyor. 

H.Ö.S.: O da rahat çünkü. 

Peki en başa dönüyorum. Deniz'den bahsederken “travmaları var ve bağlanmaktan kaçıyor” dediniz. Bu Nasıl bir erkek cümlesidir? “Travmam var ve bağlanamıyorum.” Günümüzün sorunu değil mi bu kadınlar için? 

H.Ö.S.: Ben günümüzdeki bunu söyleyen erkeklerin %80'in yalan söylediğini düşünüyorum. Onlar hep yalan. Sevmeyi bilen insan sever. Bağlanmayı bilen insan bağlanır. Deniz nezdinde sadece şöyle özel bir parantez açayım. Böyle biri olmasının haklı sebeplerini görüyoruz zaten. Şimdi spoiler vermek istemediğim için anlatamıyorum ama diğerleri gibi o yalan "Abi ben şimdi her zaman bağlanamıyorum" falan gibi bir şey değil onun. Ya bu zaten Wi-Fi kutusu değil ki bağlanamayasın yani. Hani kablon çıktı da koptu, öyle bir şey değil yani. Diğerlerinin mazereti buna benziyor. Bana böyle geliyor ya da. Yani göreceksiniz Deniz’in sebeplerini. 

Son sorum, fragmanlardan anladığımız kadarıyla birbirini iyileştiren iki insan var. Gerçekten insanlar birbirini iyileştirir mi yoksa daha fazla yaralar mı? 

H.Ö.S.: Bahadır abim önce daha büyük tecrübe o cevaplasın. 

B.V.:Yıllarca biri tarafından iyileştirilmiş biri olarak kesin iyileştirir. Doğru kişiyi bulduğun anda, o kişiyi bulduğuna şükredersin. Ben buna inanıyorum. Doğru insanın sana iyi geldiğine, konu her ne olursa olsun iyi geldiğine inanıyorum. Yaşıyorum da bunu. Tam tersi de mümkündür. Seni aşağı çeken insanlar da vardır. Ama ben sorunuz özelinde bunu hayatımda yaşamış biri olarak o “şeyi” arıyorum. Onun fikrini, onun düşüncesini onun yanımda olmasını ve bana iyi gelmesini ve geleceğini biliyor olmak bence güzel bir şey. Öyle birini bulmak çok güzel kesinlikle. 

H.Ö.S.: Üstüne söyleyecek bir şey yok galiba. Kitap yazdı burada. 

B.V.: Eşim burada ama hiç duymadı. 

H.Ö.S.: Ya yenge bir şey söyleyeceğim, adam aşkı anlattı kaçırdın. Seni anlattı kaçırdın yenge!