Bundan tam 41 yıl önce bugün Ankara Seğmenler Parkı’ında pelerinli bir adam benim hayatımı değiştirdi.
Bu mektup o adama.
Barış abi,
Hatırlıyor musun, 30 Ağustos 1985 günü, Ankara Seğmenler Parkı.
Sana belki herhangi bir konser, bana değil. Benim hayatımın ilk konseri, en ön sırada oturuyorum, ağzım açık, büyülenmiş şekilde sahnede bir anda dev olan bazı insanları izliyorum ve muhtemelen hayatımda ilk kez ben de sahnede olsam diyorum. Hayatta bazı zamanlar var ya, bir detaylı hatırlamazsın ama nasıl hissettirdiğini asla unutmazsın. İşte öyle 2 saat geçirdim o akşam Ankara Seğmenler Parkı’nda. Hayatımın devamında müzikle olan ilişkimi, o sahnede olma isteğimi, hiç bitmeyecek Barış Manço aşkımı, Bahadır Akkuzu ve Ahmet Güvenç hayranlığımı adım gibi eminim ki ben o nefis esintili yaz akşamına, o büyülü iki saate borçluyum.
Sen zaten inanılmaz bir stardın, adım gibi emindim ki akşamları “Barış Manço, Moda, 81300, İstanbul”un salon koltuğunda beline çektiğin ev pijamalarınla elma soyup TRT izlesen bile tüm bunları yaparken aşırı cool görünüyordun, bakkaldan sucuk alırken bile sesin aşırı karizmatikti ve umarım ki pelerininle yatıyordun. Sen tartışmasız, çocukluğumun en büyük figürlerinden biriydin. İlkokul kaçtı bilmiyorum, okulun son günüydü ve gevşekliğimiz üstümüzdeydi. “Taklit yapmak isteyen var mı” diye sormuştu öğretmen, ben de önce öğretmenler odasındaki öğretmenlerin bütün yüzüklerini toplayıp parmaklarıma takıp Barış Manço taklidi yapmıştım. (O gün topladığım yüzüklerle Barış Manço yerine Banker Kastelli taklidi yapsaymışım bambaşka bi hayatım olurmuş o ayrı) İşte öyle bir hayranlıktı benimki. Ama o akşam çok başka bir şey daha olduğunu hatırlıyorum. Rahmetli Bahadır abinin sololarının ve Ahmet abinin başta “Dönence” olmak üzere bas partisyonlarının inanılmaz dikkatimi çektiğini, beni çok etkilediğini ve küçük kafamda burada dikkatle izlenmesi, hatta iyi öğrenilmesi gereken bambaşka, büyük bir şeyler olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.
O günden sonra aradan geçen 41 yılda neler oldu Barış abi neler… Ben büyüdüm, amatör ve profesyonel olarak müzikle uğraştım, rüyalarımı müzikli görmeyi hiç bırakmadım, yüzlerce kez hem müzisyen olarak, hem de neden müzisyen olamadığımı anlatmak için sahneye çıktım. ☺ Bambaşka konularda yaptığım konuşmaların en sonunda “Biz Barış Manço nesliyiz, bana her konuda ama her konuda yazabilirsiniz” dedim, yazdılar, yazıştık, sayende yüzlerce kardeşim oldu. Üniversite sınavında Türkçeden 1 yanlış 1 boş çıkarıp krediyi hep sana ve bize erkencikten atasözlerini öğretmene verdim, söylemeye gerek bile yok; emniyet kemerimi hep taktım ve daha longevity icad edilmeden ve senin o Modalı yavruların veganlığı moda etmemişken hep sebze yedim.
Sonra daha da büyüdüm, bir çocuğum oldu. Çocuğumun arkadaşlarına ve arkadaşlarımın çocuklarına doğum günlerinde hep plaklarınızı hediye ettim. Şanslıydım, oğlum da sebzesini hep yedi ve bir de üstüne ne oldu bil, o da bas gitar çalmaya başladı! E hal böyle olunca bir noktada Ahmet abinin şaheser ‘Dönence’siyle tanıştı ve haliyle o da aşık oldu.

Sizi ağzım açık izlediğim ve “Müzik ne biçim bişey oğlum keşke ben de...” dediğim günden tam tamına 41 takvim yılı sonra, tam olarak aynı gün, 30 Ağustos 2026 günü yine esintili bi yaz akşamı oğlumla Kurtalan Ekspres konserindeydik Barış abi. Ahmet abim hala tabanca gibi görmen lazım, dev gibi, çınar gibi duruyor sahnede. Yüzlerce kişi, Gülpembe’yi, Dönence’yi, Gibi Gibi’yi bağıra bağıra söyledik. Bahadır abiyi, Cem Karacayı, Erkin Babayı ve tabii ki seni andık göğe bakarak. Orada mıydın bilmem, akşamları pek evde durmazsın diye biliyorum.:) Konserden sonra oğlum Ahmet abiyle tanıştı. Bas muhabbeti yaptılar, fotoğraf çektirdiler. Ahmet abi benim bir Kurtalan Ekspres plağımı imzaladı. 41 yıl sonra aynı gün bir döngü tamamlandı, hayat döndü dolaştı taptatlı bir takvim oyunu oynadı bana. Eyvallah.
İşte böyle Barış abi. Başka neler oldu sen yokken, uzun uzun anlatıp canını sıkmayayım. Biz içimizdeki müziği kaybetmemeye çalışıyoruz ama işimiz zor. Müziğimiz de neşemiz de epey içerilerde, sanki artık biraz da uzaklarda bir yerlerde. Sebzesini hep yiyenler, emniyet kemerini hep takanlar, derslerini yapan, ailesini üzmeyen çocuklar için hayat pek hak ettikleri gibi olmadı abi. Altın yere düşse değerin kaybetmez, tenekeyi parlatsan hiç çeyrek altın etmez demiştin ya, bizim şansımıza düşen öyle bir devir olmadı. Zaten büyümek bazı yönlerden dandik bir şeymiş Barış abi. Büyümek, hayatını değiştiren konserin playback olduğunu bir noktada öğrenmek zorunda kalmakmış mesela. Ama içindeki çocuğu yaşatmak da bu bilgiyi zerre kadar önemsememekmiş. İçindeki çocukla olduğun kişi bir noktada anlaşıyorsa, bir yol buluyorsa hayat bi tık daha rahat geçiyor zaten, di mi Barış abi?
Neyse, biz bu ekip, tabağını bitiren çocuklar, enseyi karartmayacağız.
Müziğe ve de müziğe sığınanlara sığınacağız.
Ispanak yiyen bebeler, birbirimize sahip çıkacağız!
Belki simsiyah bir gecenin koynundayız ama yapayalnız değiliz, ki daha önemlisi de bu galiba.
Pelerinli adam,
Emniyet kemeri takmayı, şahane müzikleri, Dönence’nin introsunu, senden öğrendiklerimizi inatla bizden sonrakilere öğretiriz biz. Her şey daha iyiye giderse çok güzel bir hayatları olur, olmazsa en azından atasözlerini iyi öğrenir, sınavda Türkçeden güzel net yaparlar. Bizim yapamadığımız her şeyi belki onlar yapar. İnanmaya, güvenmeye, birbirimize omuz vermeye devam.
Duyuyorum, görüyorum, bir gün gelecek dönence. Biliyorum.
Hadi şimdi kalkayım da mektubunu göndereyim Barış abi.
Adresini versene.
Ama mutlaka tekrar et bi kere de. :)
Çok büyük hayranın,
Burak Ünaldı.

%20(3).jpg)
