Detroit çıkışlı techno’nun mirasını bugünün dijital gerçekliğiyle yeniden yoğuran bir sanatçı olarak Novoa, üretimini sadece sesle sınırlamayan bir isim. Kendi label’ı SEEKING THE VELVET ile kurduğu dünya, estetik bir bütünlük ve duygusal yoğunluk arayışı etrafında şekilleniyor. Bu anlamda Sónar gibi, müzikle birlikte teknolojiyi, sanatı ve kültürel üretimi aynı zeminde buluşturan bir platformda yer alması neredeyse kaçınılmaz.
Sónar İstanbul’un onuncu yılında bu buluşma, Sónar’ın kendi hikâyesinin özeti gibi. Bu nedenle İstanbul’daki seti öncesinde konuşma fırsatını kaçırmadık.
Hayata dair vizyonunu ve kimliğini müziğine nasıl aktarıyorsun?
Yaptığım her şey ve vizyonum, her şey sonunda bir araya geliyor. Ben sadece deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Benim için anlam taşıyan hikâyeleri, içinden geçtiğim ya da tutkuyla bağlı olduğum şeyleri müzik aracılığıyla ve o an üzerinde çalıştığım yaratıcı projenin tüm parçalarıyla birlikte.
Stiline bayılıyorum! Giyiminde nelere önem veriyorsun?
Çok teşekkür ederim! Giyim de bir tür ritüel ve dünyaya kim olduğunu, nasıl hissettiğini ifade etmenin bir yolu. O yüzden o gün nasıl hissediyorsam ona göre giyiniyorum. Gardırobumda siyahın hâkim olduğu doğru, ama son zamanlarda kombinlerime daha fazla renk eklemeye başladım. Birkaç yıl boyunca neredeyse sadece siyah giydikten sonra bedenim bunu talep ediyor.

SEEKING THE VELVET içinde hem sanatçı hem kreatif direktör olarak, markanın kendi zevkinin yankı odasına dönüşmesini nasıl engelliyorsun?
Bu, özellikle üzerine düşündüğüm bir şey değil; başka bir deyişle SEEKING THE VELVET en kişisel projem ve kreatif direktör olarak zevklerimi yansıtması kaçınılmaz. Aksi halde markayla kurduğum bağ soğuk ve mesafeli olurdu. Oysa SEEKING THE VELVET’i kurma sebebim tam olarak bunun tersiydi: yaratıcı endüstrinin işleyişi, para ya da herhangi bir sınırlayıcı faktör ne olursa olsun, her türlü sanatsal çılgınlığı üretebileceğim bir alan. Sadece üretmek ve beni tatmin eden, güzel şeyler yaratmak.
Sağ kolum Ariadna ile birlikte hangi müzikleri ve sanatçıları yayınlayacağımıza ya da hangi projeleri üstleneceğimize karar veriyoruz. Şu anda özellikle markanın podcast’inin ikinci sezonuna odaklanmış durumdayız; sanat, müzik ve teknoloji dünyasından önemli isimleri ağırlıyor, kültür, endüstri ve yaratıcılığın kesişim noktalarını konuşuyoruz. Yani hiç sıkılmıyoruz.
Müzisyen olarak artık üretmekten çok işini tanıtmak için zaman harcıyorsun.
Peki SEEKING THE VELVET için sanatçı seçerken daha çok uyum mu yoksa farklılık mı seni çekiyor? Yani kendi dünyana uyanları mı yoksa o dünyayı bozabilecek olanları mı arıyorsun?
Bizi şaşırtan, özgün olan ve güçlü bir sanatsal vizyona sahip sanatçıları seçiyoruz. Bazen çok iyi müzik demoları alıyoruz ama sanatçının vizyonu ya da projenin estetiği bizimle örtüşmüyor. O yüzden bu bir denge meselesi.
Dijital çağda üretmek sana daha çok özgürlük mü hissettiriyor, yoksa sürekli görünür olman beklenen bir sahne mi?
Müzik endüstrisi ve sahne büyük ölçüde değişti. Artık üretmekten çok işini tanıtmak için zaman harcıyorsun. Yeni yayınların baş döndürücü temposu giderek daha az zamanla müzik çıkarmaya ve bu yüzden müziğe iyi davranılmamasına yol açıyor. Bir diğer mesele de canlı müzik: artık daha ayrıcalıklı ve daha çok varlıklı kesimin erişebildiği bir şey hâline geldi (Rosalía ya da Bad Bunny konserine gitmek çoğu insanın aklından bile geçiremeyeceği bir deneyim). Bugün bu tür deneyimler bir statü göstergesi. 90’larda müziğe gösterilen özeni ve saygıyı özlüyorum. O zamanlar bu kadar dijital içerik yoktu. YouTube yoktu, Spotify yoktu ama müziğe karşı büyük bir saygı ve tutku vardı.
Mental Diary projesinden ve neden kaset formatını seçtiğinden bahseder misin? Bu sadece görsel bir tercih mi yoksa daha analog bir hayatı mı özlüyorsun?
Müziği fiziksel formatlarda yayınlamanın güzel olduğunu düşünüyorum. Vinyl, CD, kaset ya da başka bir format. Bu proje üç bölümden oluşuyor ve her bölümün kendi fiziksel formatı ve müzik videosu var. Bu yüzden üçlemeyi başladığımız gibi tamamlamak önemliydi.

Bir röportajında Erol Alkan’dan ilham kaynaklarından biri olarak bahsetmişsin. Onun işleriyle ilk nasıl tanıştın? Başka Türk sanatçıları da dinliyor musun?
Erol Alkan yıllar önce benim için çok büyük bir etkendi; inanılmaz bir prodüktör ve etkileyici bir DJ. DJ’lik ve müzik seçimi konusunda kendine özgü bir zarafeti var. Ayrıca plak şirketi Phantasy, sanatçı kimliğimin şekillenmesinde gerçekten önemli bir döneme işaret ediyor.
Çok sevdiğim ve kişiliğine de hayran olduğum bir Türk sanatçı da Nene H. Kendine has bir sound’u var ve çok çalışkan biri; onunla bir gün birlikte üretme fırsatı bulmayı çok isterim.
Bugün olduğum sanatçıysam bunu Sónar’a borçluyum. Çocukluğumdan beri benim müzikal mentorlerim oldular ve yıllar içinde birlikte üretmeye, projeler yapmaya devam ettik.
Daha önce Sónar Barcelona’da çaldın. Sónar bir etkinlikten çok, kültürel bir duruş aslında. Böyle bir platformda yer almak senin için ne ifade ediyor?
Bugün olduğum sanatçıysam bunu Sónar’a borçluyum. Çocukluğumdan beri benim müzikal mentorlerim oldular ve yıllar içinde birlikte üretmeye, projeler yapmaya devam ettik. Bu yüzden Sónar İstanbul’un bu yılki onuncu edisyonunun bir parçası olmak benim için çok heyecan verici.
Algoritma artık bir A&R rolü oynuyor. Buna direniyor musun yoksa birlikte çalışmayı mı öğrendin?
Algoritmayla hiç etkileşime girmemek neredeyse imkânsız; mesele onu nasıl kullandığın. Bu araçlar hayatımızı çok kolaylaştırabilir de, mahvedebilir de… Nasıl kullandığına bağlı.
Sence elektronik müzik sahnesi hâlâ gerçek bir kültürel kırılmaya alan açıyor mu, yoksa fazla farkında, fazla kürate edilmiş olduğu için artık sürpriz yapamaz hâle mi geldi?
Her zaman kalıpları kırmak için bir zaman vardır; beklenmedik şeyler her zaman olur. Zaten hayatın güzelliği de burada: yolda öğrenmek, düştüğünde yeniden kalkmak ve devam etmekte.
Sırada ne var?
Bu yaz Tiga için bir remix yayınlıyorum, ayrıca Peaches’ın son albümünden bir parçaya yaptığım remix de yeni çıktı. Şu anda Barcelona’daki çok özel bir festival için bir beste ve performans projesi üzerinde çalışıyorum. Çok fazla detay veremem çünkü bu, o festivale özel olarak üretilmiş, tek seferlik bir gösteri olacak ve Katalan müzik sahnesinden ikonik isimleri içerecek. Ve tabii ki podcast’in ikinci sezonunu kaydetmeye devam edeceğim.
Sónar İstanbul biletleri için tıklayın!

%20(2).jpg)
%20(3).jpg)
