Published in  
Meseleler
 on  
March 8, 2026

DİRENİŞ VE ALIŞVERİŞ: Kapitalist bir pink washing malzemesi olarak Dünya Kadınlar Günü

Kategori
Meseleler
Tarih
8/3/26

DİRENİŞ VE ALIŞVERİŞ: Kapitalist bir pink washing malzemesi olarak Dünya Kadınlar Günü

Kategori
Meseleler
Tarih
8/3/26

DİRENİŞ VE ALIŞVERİŞ: Kapitalist bir pink washing malzemesi olarak Dünya Kadınlar Günü

*Açılış fotoğrafı: anitsayac.com

Ajanslara düşen haberlere göre, Şubat ayının son gününde, Mersin'deki çiçek mezatlarında günlük sergilenen 100-120 koli ürün sayısı 500-600'e çıktı. Çiçekçiler bunu "tatlı bir rekabet" diye tanımlıyor. Geçen yıl 1500 çiçek satan bir esnaf, bu yıl hedefini 2500'e yükseltti. 8 Mart yaklaştıkça özellikle gül, karanfil, kasımpatı satışları patlıyor. Kadınlar Günü, çiçek sektörü için yılın en önemli dönemlerinden biri haline gelmiş durumda. Üreticiden lojistiğe, mezatlardan perakende satış noktalarına kadar geniş bir ekonomik hareketlilik yaratıyor. Ekonomi açısından harika tabii. 

Ancak aynı günlerde, başka bir rakam ortaya çıkıyor: Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun Şubat 2026 raporuna göre bir ayda 34 kadın yaşamını yitirdi. Ölen kadınların 23'ü erkekler tarafından öldürüldü, 11 ölüm ise şüpheli olarak kayıtlara geçti.

İki rakam yan yana durduğunda, 8 Mart'ın çelişkisi ortaya çıkıyor.

Çiçekler ve Cenazeler

Feminist teorisyenler, 8 Mart'ın çiçek satışları patlaması ve romantik yemeklerle "pembe kapitalizme" dönüşme riskini yıllardır anlatıyor. Zaten genel olarak “pink washing” yani markaların içi boş bir şekilde kadın hakları ile ilgili çalışmalar yaptığını biliyoruz (Elbette çok güzel işler yapanları tenzih ediyoruz). E-ticaret siteleri "Kadınlar Günü indirimleri" kampanyalarıyla doldu taştı. Çiçek siteleri, kadınların "değerini kutladığımız" bu özel günde "bütçe dostu" seçenekler sunuyor. Online platformlarda "8 Mart Kadınlar Günü Hediyeleri" kategorisi açıldı. Lüks parfümlerden "kişiye özel hediye paketlerine" kadar her şey indirimde.

Öte yandan İzmir'de 20 Ağustos 2020'de Ceyda Yüksel (21), cinsel ilişki teklifini reddettiği Serkan Dindar (46) tarafından öldürüldü. Mahkeme müebbet hapis cezası verdi ancak "haksız tahrik" indirimi uygulayarak cezayı 18 yıla indirdi. Şubat 2026'da Bakanlığın bu karara itirazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından reddedildi. Ret gerekçesinde, Dindar'ın Ceyda Yüksel'den "cinsel yakınlık duymasını beklemesinin mümkün olduğu" belirtildi. Yargıtay'ın gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: "Dindar'ın, evinde misafir edip alkol aldıkları ve birlikte vakit geçirmeleri nedeniyle rahat tavır ve davranışlar sergilediğini düşünerek Yüksel'den cinsel yakınlık duymasını beklemesinin mümkün olduğuna kanaat getirdi."

Türkiye'de kadın cinayetlerinde faillere uygulanan başlıca ceza indirimleri olan haksız tahrik indirimi (TCK Madde 29) ve kravat indiirmi olarak da bilinen iyi hal indirimi (TCK Madde 62) failin davranışlarını meşrulaştıran, mağdurun yaşam tarzını tartışma konusu yapan, toplumsal vicdanı zedeleyen uygulamalara dönüşüyor ve kadının öfkesini harlıyor. Üstelik bu “indirimler” kadın cinayeti sayılarının aleni şekilde arttığı bu dönemde kadınların seçtiği hayat tarzını da etiketleyerek resmen tehdit ediyor. 

Tüm bunlar kadının “erkeğe hizmet eden, erkekten eksik olduğu düşünüldüğü için üzerinde tahakküm kurulabilecek bir varlık” olarak görülmesi zihniyetinin ve akabinde dinin keyfi olarak yorumlanmasının sonucu. Buna ister patriyarka deyin ister başka bir kelimeyle ifade edin. Sonuçta ortaya çıkan şey, dini keyfi biçimde yorumlayan iktidarların kurduğu düzen ve bu düzenin ürettiği kadın cinayetleri.

Şubat ayında öldürülen 23 kadın cinayeti işlendi, 29 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 23 kadından 6'sı hayatına dair karar almak istediği için, 2'si ekonomik bahanelerle, 1'i ise diğer bahanelerle öldürüldü. 23 kadından 10'u evli olduğu erkek, 4'ü birlikte olduğu erkek, 3'ü eskiden evli olduğu erkek, 1'i tanıdığı biri, 1'i oğlu, 1'i kardeşi, 1'i babası tarafından öldürüldü. 2 kadının öldüren kişi ile yakınlığı tespit edilemedi. Kadınların %43'ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü. Kadınların 15'i evinde, 4'ü sokakta, 2'si araba içerisinde, 1'i diğer kamusal alanlarda öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. En çok kullanılan cinayet aleti ise ateşli silahtı. (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu)

Çiçekler mezatlarda rekor fiyatlarla satılırken, kadınlar evlerinde öldürülüyor. Sistematik olarak.

Rakamlar Görünmez Kılınamaz

Marksist.org'da yayınlanan güzel bir analiz, 8 Mart'ın alışveriş merkezlerinde mor indirim etiketleriyle yumuşatılmaya çalışıldığını, çiçeklerle kapatılmak istenen şeyin bir eşitsizlik değil, sistematik bir şiddet düzeni olduğunu vurguluyor.

Bu analiz özetini veriler de destekliyor.

2025 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu'na göre Türkiye, 148 ülke arasında 135. sırada. 2025 yılında 294 kadın katledildi. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu verilerine göre 2025 yılında en az 391 kadının erkekler tarafından öldürüldü, bunların 297'si kadın cinayeti, 94'ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedildi.

Birleşmiş Milletler'e göre bugün dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki yasal boşlukları kapatmış değil. Kadınların sahip olduğu yasal haklar, erkeklerin sahip olduklarının yalnızca yüzde 64'ü.

Şimdi tüm markalara ve kadınlara çiçek dağıtanlara soruyorum; bu rakamları bir çiçek buketi eşliğinde ve alışveriş yaparak mı kutlayacağız?

Dayanışma Kapitalizme Satılmaz

8 Mart, Clara Zetkin'in 1910 yılında Kopenhag'daki konferansta yaptığı çağrıyla başladı. Bu çağrı bir anma günü önerisi değil, uluslararası bir mücadele hattı kurma girişimiydi. Çünkü kadınların kurtuluşunun bireysel başarı hikâyeleriyle değil, kolektif ve örgütlü bir direnişle mümkün olacağı açıktı.

2026'da ne değişti?

DW Türkçe'ye konuşan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, kadınların karşı karşıya olduğu en acil sorunun kadına yönelik erkek şiddeti olduğunu belirtiyor. Federasyonun sahadan topladığı veriler ve Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı'na gelen başvuruların şiddetin azalmadığını gösterdiğini ifade ediyor.

İspanya ve Latin Amerika'daki feminist grevler, İran'daki "Jin, Jiyan, Azadî" (Kadın, Yaşam, Özgürlük) direnişi ve Arjantin'deki "Ni Una Menos" hareketi, kadınların kapitalizm, savaş ve ataerkil politikalara karşı uluslararası dayanışma içinde mücadele ettiğini gösteriyor. Sokaklar boş değil. Meydanlar sessiz değil.

Ama aynı zamanda pembe kutular, indirimli çiçekler ve "kadına özel hediye paketi" başlıklı kampanyalar da var. İkisi bir arada yürüyor: direniş ve alışveriş. İşin acı tarafı, ekonominin tüm dünyada geldiği hal nedeni ile kadınlar 8 Mart indirimlerini dört gözle bekliyor ve kısır döngüde 8 Mart sadece bir kapitalist mor renge bürünüyor yavaş yavaş.

Peki Nasıl Kutlanmalı?

8 Mart'ı nasıl kutlamalı? Romantik bir yemek mi? Çiçek mi? "Mor gün indirimi" mi?

Ya da: Feminist Gece Yürüyüşü'nde "Kadın cinayetleri politiktir", "Görünmeyen emek sesimizdir" ve "Laiklik özgürlüktür" sloganlarıyla sokaklarda yürüyerek mi?

Pembe kapitalizm, günü bireysel bir kutlama gününe indirgiyor. Çiçek al, hediye paketi yap, "değerini bildiğini" göster. Ancak çiçekler ve hediye paketleri, kadın cinayetleri sayısını, koruma kararı bulunan iki kadının öldürüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. 

Birleşmiş Milletler'in 2026 teması "Haklar. Adalet. Eylem. TÜM Kadınlar ve Kız Çocukları İçin" ayrımcı yasaları, zayıf yasal korumaları ve kadınların ve kız çocuklarının haklarını aşındıran zararlı uygulamaları ve sosyal normları ortadan kaldırmak için harekete geçme çağrısı yapılıyor. Kolektif örgütlenme her şeyin çözümü aslında, sadece kadın konusunda değil. Sokakta, meydanlarda, adliyelerde, işyerlerinde haklarının farkında olmak ve birlikte haklarını savunmak. Bunu sloganlarla, yürüyüşlerle yapmaya gerek yok. “Yürüdük, slogan attık, polise karşı durduk, daha ne yapalım?” sorusu sadce bir kaçış. Yıl 2026 ve teknoloji sayesinde çok daha yaratıcı eylem ve kolektif hareket biçimleri mevcut olsa gerek… 

Çiçek Değil, Mücadele

8 Mart bir kutlama günü değil. Hesaplaşma günü. Anma günü. Çiçekler güzel, hediyeler iyi niyetli, tatlı sözler kalp okşayıcı olabilir. Ama 8 Mart bir "özel gün" değil erkek egemen sistemin kadınlara karşı işlediği tarihsel suçların teşhir edildiği politik bir gün ve bunu herkes anladığı zaman 8 Mart bir kutlama günü olacak. 

Pembe kapitalizm bize çiçek satıyor. Dayanışma ve hak okur yazarlığı ise yaşam hakkı diyor. İkisi arasındaki fark, ölüm ile hayat arasındaki fark kadar büyük.

Biz hangisini seçiyoruz?

Not: Bu yazıda bilhassa Kadın Emekçiler Günü değil, Kadınlar Günü ifadesi kullanılmış, kadınların emekçi ya da değil şeklinde ayrılması konusunun, 2026 yılında anlamsızlaşmasının altı çizilmiştir. Eminiz ki Clara Zetkin bugün yaşasa sadece çalışan kadınların değil; herkesin emeğinin hakkını arardı.