Haziran sonunda sosyal medyada ve magazin sayfalarında çok konuşulan fotoğraflara sahne olan Gazi Koşusu’nun reklamlarında Emre Karayel’e denk geldiyseniz hiç şaşırmayın. Atları çok seven Emre Karayel, koşunun sıkı takipçilerinden ve Türkiye Jokey Kulübü üyesi. Emre Karayel’le her sohbetimizde hakkında şaşırtıcı yeni bir bilgi öğreniyorum, at sevgisi de bu röportajın bonusuydu.
Fatih Metin Demirkol ve Specific Team fotoğrafları çekerken Emre Karayel sürekli herkesi güldürüyor, hikayeler anlatıyor, yüzü ifadeden ifadeye giriyor. Ben uzaktan izlerken canlandırdığını izlediğim karakterlerin hepsini düşünüyorum. Hepsinin gerçekliği, doğallığı ve sırf bu yüzden bazen aşırı derecede öfke uyandırması onun bu hikaye anlatım yeteneğinin bir parçası.
Bu yeteneği çocuklarla da paylaşıyor bir süredir. Eşi Gizem Karayel ile yarattıkları “Dedektif Reptır” karakteri geçtiğimiz ilkbaharda ekranlardan sinemaya taşındı. Baba olmanın keyfini yaşarken tüm çocukları güldüren Emre Karayel, bir yandan da tek kişilik gösterisi Erkek Aklı - Oksimoron’u sahnelemeye devam ediyor. 28 Temmuz’da Özgürlük Parkı sahnesini kahkahaya boğan gösteri, Ekim ayı sonrasında farklı şehirlerde devam edecek.
Kısa süre içinde yeni dizi haberlerini de alacağımız kesin, çünkü izleyici onun ekranlardan uzun süre uzak kalmasını istemiyor.

Eşinizle çalışmak nasıl?
Eşimle çalışmak şahane bir şey. Gizem aslında bizim sektörden. Kendisi hem iç mimar hem peyzaj mimarı. Biz tanıştığımız dönemde bir kurumsal firmada çalışıyordu. Sonra, işten ayrıldı, bebeğimiz oldu. O arada da benim TRT Çocuk ve yapım süreçleri başladı. Birlikte kendi yapım şirketimizi kurduk. Bunlar benim anladığım, bildiğim işler değil. Yani ben 4 sene iktisat okudum ama sadece iktisadın tanımını öğrenerek zar zor mezun oldum. Mezun da olmadım zaten, okulu bıraktım. Dolayısıyla işin muhasebesi, kurumsal yazışmaları, yönetimi, yapım hesaplamaları, konusunda desteğe ihtiyacım vardı. Gizem’in çok uzak olmadığı işlerdi bunlar. Bir de eşim biraz çalışkan bir kişidir. Çok disiplinlidir.
Bir şeyi kafaya taktı mı onu öğrenmek için elinden gelen her şeyi yapar. Hepimize de örnek bu konuda. Tüm samimiyetimle söylüyorum. Gözünü kararttı, birlikte başladık. Bir aile şirketi olması, yaptığımız, yapacağımız artı veya eksi her şeyin, bize dönecek olması, çalışma sürecini pozitif etkiledi. Birlikte karar almak, birlikte tartışmak, üretirken neyin doğru, neyin yanlış olacağına karar vermek iyi geldi. Süreç de görev tanımlamalarımızı doğru ve net yapmaya yöneltti ve sınırlarımız belli oldu. Onun yapması gerekenler, ilgilenmesi gereken alan, benim yapmam, ilgilenmem gereken alan, birlikte ilgilenmemiz gereken konular olarak… Bu durum işi hem daha sağlıklı ve verimli, çalışılabilir yaptı hem de çalışma sürecini daha keyifli bir hale getirdi.
Normalde de çok huzurlu bir çift gibi görünüyorsunuz. Birlikte verdiğiniz röportajlardan bu çok net anlaşılıyor. Nedir bunun sırrı?
Evet öyle.
Maşallah.
Bunun sırrı öncelikle, tabii ki karşılıklı sevgiden, aşktan geçer. Yani bu aslında işin temeli. Ama temeli kurmak yetmez. Onun bir binaya, bir yapıya dönüşebilmesi gerekli. Kadın-erkek ilişkileriyle ilgili skeçler de çekmişken hep röportajlarda söylerim, ilişkiyi var eden aşktır, ayakta tutan empatidir bence. Çünkü, empati yapabilmek demek fotoğrafa ya da durumlara biraz böyle geriden bakmak, bir oyuncu dizi tekniğiyle söyleyeyim, kamerayı biraz yukarı alıp kendine ve karşındakine daha yukarıdan bakabilmek, olayı ve durumu farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilme becerisidir empati. Bizde bunun çok sağlıklı işlediğini görüyorum ilişki içinde. Ben empati kurmaktan imtina etmem. Bunun değerli olduğunu bilirim.
Burçlarınız ne?
Eşim ikizler burcu, biraz daha farklı. Ben terazi. Ama sonuçta çiftler birbirlerini geliştirirler, etkilerler, büyütürler. Pozitif yönlerini fark ettiklerinde, bunu geliştirdiklerinde ve işin içine empatiyi de kattıklarında ilişkinin sağlıklı yürümemesi için bir sebep yoktur eğer temelindeki aşk sağlamsa.
Empati aslında erkeklerin çok fazla yapamadığı bir şey. Hatta kadınların en büyük şikayetlerinden biri bu.
Erkeklerin de bazen kızdığı bir şey kadınların empati yapmaması.
Öyle mi?
Yani bakın gene empati yapmıyoruz. Siz hemen kadınlar en çok kızdıkları nokta budur diyorsunuz, anlatabildim mi? Bu da empatisizlik bir örneği aslında.

Empatisizlikten çok tecrübe diyelim, öğrenilmiş bir durum. Sizin oyunculuktan gelen bir fark diyecektim ama kabul etmeyeceksiniz sanırım…
İçten gelen bir şey bu. Eşime de söyledim bunu. “Çok çok bekledim dedim ben seni” dedim. Yani ben 49 yaşında evlendim. E o da beni beklemiş ki birbirimizi bulmuşuz. Dolayısıyla iki tane de çocuğumuz var. Bizim için ayrılık bir alternatif değil. Boşanmak bir alternatif değil. O yüzden biz bir sorunumuz olduğunda bir sıkıntımız olduğunda bunu çözmekle yükümlüyüz. Tabii ki tartışabiliriz.
Yani birbirinden çok farklı iki canlıyı bir eve koyuyoruz ve birlikte mutlu ve huzurlu yaşamalarını istiyoruz. Burada sadece genleri bıraksak sabahtan akşama kadar çatışırlar zaten. O yüzden bunu sağlıklı bir zemine oturtmanın tek yolu bir tartışma olur. Ama özür dilemekten imtina etmem ben. Sen de etmemelisin. Yatağa başımızı huzurla koymamız, bizim için bu ilişkiyi en sağlıklı, en güzel yürütmenin yöntemidir deriz ve ikimiz de bunu yaparız. Hatalı olan hatasını kabul eder. Özür diler. Öbür taraf da özür diler, hatalı olsun olmasın. İki taraf da birbirine sarılır, konu kapanır. Ortak amaç ilişkiyi iyi yürütmekse böyle olur.
Özellikle yerli dizilerde özür dilemenin erkek için çok büyük bir soruna dönüştüğünü görüyoruz. Genel olarak böyle bu durum, kadınlar da özür dilemiyor son ana kadar. O hikâye anlatımının bir parçası, tansiyon için şart olan bir şey belki ama gençlere ilişkilerin dinamikleri yanlış anlatılıyor gibi geliyor bana… Siz ne düşünüyorsunuz?
Çok izlenen dizilerin çoğunda gururun aşkın kendisinden, ilişkinin kendisinden üstün olduğu gibi bir anlatım var. Ben böyle dizileri izlemiyorum o yüzden bununla ilgili bir yorum yapmayacağım.
Peki o zaman siz, canlandırdığınız karakterleri seçerken sevebileceğiniz, gerçekte de arkadaş olabileceğiniz kişi olması gibi bir özellik arıyor musunuz?
Hayır şimdi meslek başka bir şey, hayatımdaki prensiplerime bir erkek olarak bakmak ve yaklaşmak bambaşka bir şey. Zamanında bir yönetmen “kötü karakter yoktur” demişti ve aklıma yatmıştı. Dolayısıyla da “çok yanlış” bir karakteri kötü yapan, kendi doğru sandığı şeyleri doğru şekilde yaptığını zannetmesidir. Herkes kendince haklıdır baktığında. O aslında kendince doğru bir şey yaptığını sanıyor ama çevresindeki herkes için kötü bir şeye dönüşüyor gibi... Dolayısıyla da ben bir karakter seçerken “mesleki açıdan beni heyecanlandırıyor mu” kriterine bakarım. Bir farklılık, bir değişiklik katabilir miyim o role? Oynarken, keyif alır mıyım? Ama tabii ki hayat görüşüm, felsefi bakış açım, karakterin yapmaması gereken şeyleri bana söylüyorsa, onu en azından dile getiririm. Yani, “ya bu bu bari olmasa mı acaba” derim. Ama bu sadece benim vereceğim bir karar değil. Senarist var, yönetmen var, bir yapım var. O yapımın bir kurgusu var. Onun içerisinde bir şeyler olması gerekiyorsa bunu yapmaktan da imtina etmem. Mesleğimi icra ediyorum çünkü orada.

Peki canlandırdığınız karakterler içinde “Allah da onun belasını versin” dediğiniz birisi var mı?
Bir kere beddua okumayı seven birisi değilim. Geri döneceğine inanırım. Gümüş dizisinde oynadığım Engin karakteri.O biraz sinsi ve psikolojik olarak sapık bir psikolojik problemleri olan bir adamdı. Beddua etmem ama “keşke gidip tedavi olsaydı” diyebilirim. Ruhsal bozukluklar başka şeyler.
Ru dizisinde de çok sevdiğimiz bir karakteri canlandırmıyordunuz ama dizi çok güzeldi, yerli yapımlar arasında farklı bir işti. Devamı gelecek mi?
Ru’da canlandırdığım karakter bir şefti. Bir narsisti oynadım ben orada. Narsizmi araştırırsanız görürsünüz, farkında değildi tabii tüm narsistler gibi. Dolayısıyla orada da o kendince haklıydı. Çünkü onun dünyasındaki doğrular seninkiyle ya da bir başkasıyla çakışmayabilir, örtüşmeyebilir. Ama onun için doğru olan, güzel olan, iyi olan, bunu başarıya götüreceğine inanmış olduğu yol ve yöntem oydu. Çok severek oynadım. Samimi söyleyeyim. Çünkü çevremizde narsistler, hepimizin var ve onlarla yaşamak değil, onları idare etmek çok zor. Çünkü yani hayatımızın çok içindeler, çok yakınımızdalar. O yüzden onu da çok severek oynadım. Dizinin devamı için çok niyetlenildi. Bir kere çok sevildiğini gördüm ben. Gerçekten çok fazla izlenildiğinin farkına vardım. Ama artık bu saatten sonra biraz zor. Gene de hiçbir şey belli olmaz bu hayatta...
İlk sezonlarda hepimizin çok sevdiği Bahar dizisinde bir psikoloğu canlandırdınız. Tolga, aslında gerçekten çok zor şeyler yaşamış bir karakterdi. O kadar zorlukları yaşamış birini canlandırırken o ruh hali sizi etkiliyor mu, duygu durumu günlük hayatınıza yansıyor mu bir şekilde?
Oyunculuk öyle bir şey değil. Geçen Haluk abi de anlatıyordu. “Biz oynarız, perde kapanır sonra da yemeğe gideriz” dedi. Yani “ben rolümdeyim, rolümden çıkamadım” falan filan gibi bir şey yok. Ama rolü realize ederken sette o karakter olabilmek için yapmanız gereken birtakım araştırmalar, birtakım düşünceler, birtakım doneler hayatınıza katıyorsunuz tabii ki. Sonra kostümü çıkarırken onu da çıkarıp masanın üzerine bırakıyoruz.
Bir Kadın Bir Erkek’te erkeklerin arkadaş olmak istediği biriyken, Bahar’daki Tolga kadınların hayatlarında olmasını isteyeceği tarzda bir erkekti. Kadınların sevdiği bir rolde olmak size neler öğretti?
Bunun farkında değildim, kadınlar beğeniyor muydu Tolga’yı?

Özellikle konuşabilen, ne istediğini bilen biri olduğu için beğeniliyordu. En azından bizim kendi aramızda konuştuğumuz yönü buydu.
Ne güzelmiş, hiç duymamıştım bu beğeniyi.
İlişkiler, kadın-erkek farkları hakkında tek kişilik bir gösteriniz de var. İlişkilere dair izleyici ile konuşmak size neler öğretti?
En başta da konuştuk, hep söylediğim şey; önemli olan empati… Diğerinin rolüne girip, onun tarafından bakıp diğer bakış açısını anlayabilmek. İki taraf da bunu yapabildikçe çözüm bulunur. Sonuçta XX ve XY kromozomları birbirine zıt. Yani, kadın ve erkek birbirine tamamen zıt ama bir o kadar da birbirine muhtaç ve bu bir "doğal çelişki”. Hayatı devam ettiren de bu çelişki ama kadınlar çok hızlı düşünüyor, çok hızlı organize oluyor. Erkeklerin buna yetişmesi zor. “Kadınlar ne ister” diye sahneden sorduğumuzda erkeklerin çok fazla fikri olduğu ama pek de doğruyu bilmediklerini görüyoruz.


%20(2).jpg)
%20(3).jpg)
