Her şeyin performans, görünme ve teknolojiyi daha fazla kullanma üzerine kurulduğu bir çağda, Antik Yunan’dan gelen, 2500 yıllık tarihi olan bir sanat olan tiyatro, bugün ne ifade ediyor? Daha mı çok ihtiyacımız var o insanın çıplaklığı ile yüzleştiğimiz, içimizdeki tüm soruları ayyuka çıkaran tiyatro oyunlarına yoksa tam da şimdi kendimizden kaçma zamanı mı?
Hiç kuşkusuz ki telefonlara bakmadan kendimizle, sahneyle, sahnedeki oyuncunun oyunculuğu ile, dekorun detayları ile ve bir sahneyi tiyatro sahnesi yapan her şeye hiç kuşkusuz ki her zamankinden çok ihtiyacımız var.
Bu yüzden 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde tiyatronun farklı noktalarından oyuncular, yazarlar, yönetmenler ve eleştirmenlere sorduk: Tiyatro sahnesi oyuncuya ne öğretir? Yazdığını sahnede canlanırken izleyici tepkileri ile aynı anda izlemek nasıl bir duygu? Bugünün dünyasında tiyatronun hâlâ vazgeçilmez olmasının sebebi ne? “Hayat bir tiyatro sahnesidir” denir ya; o zaman hayatın tiyatrodan öğrenmesi gereken nedir?
*Liste alfabetik sıra ile hazırlanmıştır.
AHMET SAMİ ÖZBUDAK, Yazar, senarist, yönetmen

“Yazdığın metin sahnelenince, seyirci ile bir sırrı, bir mahremiyeti paylaşıyorsun ve o bir büyüye dönüşüyor. Yazdığın, yaşadığın her şeye anlam katıyor seyirci. Bu buluşmayı oyun metni yazımının en önemli anı olduğunu düşünüyorum. Her şey yolunda gider ve metin seyirci ile buluşursa bu tarifsiz bir sevinç ve coşku yazar adına.
Hayat bir tiyatro sahnesi olsaydı, aslında sahnede gördüğümüz oyunlardan çok daha absürd bir oyun izlerdik. Daha çılgın, daha tekinsiz, daha benzersiz. Bu anlamda hayat sahnesini daha karmaşık buluyorum.”
BAHAR ÇUHADAR, Tiyatro Eleştirmeni, yazar

“Sahne oyuncuya ne öğretir, oyuncu olmadığım için yanıtlamasam daha iyi olacak ama umarım 'hiç' olmayı ve 'itiraz etmeyi' öğretiyordur. 'Ben, ben, ben' olmayı ve alkış alma egosunu büyütmemesini dilerim, profesyonel bir seyirci ve eleştirmen olarak. Sanırım 'sonsuzluğun imkanlarını' öğretiyordur. 'Sahne' ya da 'oyun alanı' sonsuz olasılıklar yaratmanın yeri, bu alanda yaşayan oyuncular, tasarımcılar, yönetmenler için hayatın; biz 'fanilerinkinden' fazladan bir katman daha taşıdığı düşüncesindeyim. Oyun oynarken hayatın gerçek katmanında olabileceklerin çok daha ötesine geçebiliyor, gerçeklik katmanında yaşananları diledikleri gibi eğip bükebiliyor, ister yüzleşme ister kucaklaşma yaşayabiliyorlar. Ursula K. Le Guin "Dünyayı bir öyküye dönüştüremeyen insanlar çıldırır" diyor, dünyayı her seferinde yeni baştan oyuna dönüştüren oyuncular ne şanslı...
En basit ifadeyle, insanlık var oldukça tiyatronun da var olmaya devam edeceğine inanıyorum. Hiçbir yeni nesil 'icadın' (sinema, televizyon, internet, AI ve daha henüz adı konmamış her bir yenilik) insanları; kanlı canlı, sesle, nefesle, kokuyla... bir arada olduklarını hissettikleri canlı teatral deneyimden uzaklaştırabileceğini sanmıyorum. Bir arada olmaya, birbirimize hikâyeler anlatmaya, birlikte gülmeye, birbirimizi dinlemeye, dinlerken duyduğumuz, izlerken gördüğümüz anlatıya aynı anda tepki vermeye, burnumuzu çekmeye, kahkahalarımızın birbirine karışmasından tarifsiz bir zevk almaya, birbirimizin öksürük krizine ya da sebep olduğu dijital dış sese dönüp cık cıklamaya, dahası o oyun oynanırken, o şarkı çalınırken, o hikaye anlatırken "ben de oradaydım" demeye... Kısacası bir arada olmayı hissetmeye olan temel insani ihtiyacımızın hiç bitmeyeceğini düşünüyorum. Kültür sanata, hikayelere ve tabii ki tiyatroya hep ihtiyacımız olacak. Bence... En bireysel deneyim olan kitap okumanın bile kitap kulüpleriyle, book bar'larla topluluk halinde yapıldığı, pandeminin ardından tiyatro mekanlarının hızla yeniden hayata dahil olduğu gibi örnekler de ispatımız olsun. Ayrıca her şeye bu kadar çabuk erişebilirken 'deneyim'in en kıymetli şey haline geldiği bir çağda tiyatro gibi, 500'üncü kez oynansa bile her gösterimi o ana özgü ve biricik olan bir performansın vazgeçilmez olması çok doğal.”
BARIŞ GÖNENEN, Oyuncu

“Sahne oyuncuya; kendini tanımayı, hatalarına sahip çıkmayı ve anın içinde var olmayı öğretir.
Bugünün dünyasında tiyatro vazgeçilemez bir sanat çünkü insanlık tarihi boyunca insanlar bir ateşin etrafında - ya da bir odada- toplanıp hikayeler anlatmaya, ortak duygularda buluşmaya, aynı anda gülüp aynı şeye hüzünlenmeye ihtiyaç duyuyor ve duyacak. Bu bizim varoluşumuz.”
ESRA RUŞAN, Oyuncu

“Sahne insana ne öğretir? Bu biraz çift taraflı bir soru, genel olarak sahne oyuncunun oyun alanı, oyun parkı, özgürlük alanı, direnç alanı, insanlarla ortaklaştığı mücadele alanı… O yüzden sahnenin oyuncu için birden çok anlamı var. Günün sonunda bir oyuncunun çok büyük parçasını da oluşturuyor sahne.
Günümüzde tiyatro çok farklı şekilleriyle var, ama biz edebi değeriyle birlikte sahneye koyulan, düşünsel bir süreçten geçmiş, bir sürü disiplinden faydalanmış bir eserden bahsediyorsak, yaşamın kendisini sanatta bulduğu, sanatın kendisini yaşamda bulduğu o iç içe geçmişlik ne anlam ifade ediyorsa, tiyatroyla hayat arasındaki bağlantı da ona benziyor. Hayat ve tiyatro birbirine muhtaç bir noktada. Güncel olaylara geçmişten getirdiğimiz bir metinse bu, çok eski bir metin bile güncelliğini korurken, günümüzün sıradışı yeni fikirleri de tiyatroda kendisine her zaman yer bulabiliyor. Çok bağır çağır söyleyemediğimiz şeyleri çok olağanüstü bir kıvraklıkla söylemeye fırsat veriyor. Oyuncularla seyircinin kapalı bir alanın içinde bulunmasında mahrem bir taraf var hâlâ. Çok saygı duyulası bir şey bu ve her zaman çok ilham verdi. O analog halden çok etkileniyorum. Bunların hepsi hayat ve tiyatro arasında gerçek bağlar kurmanı sağlıyor.”
EZGİ ÇELİK, Oyuncu

“Sahne oyuncuya devamlı anda olmayı öğretir. Tüm duyuların açık, her şeyi hissedip göstermeye hazır bir halde ama hep o anın içinde kalarak öğrenirsin. Hayatın içinde olmaya çalıştığımız, çabaladığımız tüm bu halleri sahne üstünde yapmaya çok alışkınız. Sahne üstünde de bir oyuncu için ilk sırada olması gerekenler bence bunlar.
Şu an dünyanın geldiği noktada iki saat kıpırdamadan oturup insana hayata dair birçok olayı, duyguyu canlı bir şekilde izlemeyi veriyor tiyatro. Kendini, etrafını, dünyanın hallerini farklı şekillerde izleyip, farketmek, yüzleşmek, düşünmek. Bunlar insanın vazgeçilmezleri ve şu günümüzde bunu canlı, temasta kalarak yaşayabildiğimiz tek yer tiyatro.”
HİVDA ZİZAN ALP, Oyuncu

“İstediğim zaman ne kadar ne kadar mücadeleci olabileceğimi tiyatro sayesinde öğrendim. Geriye dönüp baktığımda uğruna pes etmeden, hep olumlu kalarak çabaladığım en büyük şey o. Sahnede hiç korkmam, ama öncesinde çok korkarım; olabilecek aksiliklerden, yeterince çalıştığımı hissetmediğim rollerden, seyirci azlığından…
Tiyatroda ‘Şimdi’ dışında her şey bir muamma. Şu an olan şeyin gelecekte olup olmayacağı belirsiz, geçmişteki varlığı ise hangi koltuktan, onu nasıl izlediğine göre değişir.
Gelişen teknolojilere, eğlencenin ulaşabilirliğine, hızlı tüketimin yaygınlığına rağmen hâlâ herkesin içindeki çocuk “oyun” istiyor. Her toplumda da akıntıya karşı kırılganlık, yavaşlık, özgünlük gibi değerini yitiren kavramlarla dur demeye çalışan birileri var. Tiyatro oyuncusu, Timothée Chalamet gibi “Neden yapıyorsunuz ki bunu Allah aşkına?” diye düşünenlere bir çocuğun kendini en iyi ifade ediş şekli olan oyunlarla cevap veriyor. Seyirci de o oyunda insanı kökten uca anlamaya çalışarak cevap buluyor.”
İMER ÖZGÜN, Oyuncu

“Sahne, oyuncunun akışa güvenme cesaretini ve iç dünyasını iletme gücünü büyüten bir oyun alanıdır; anda var olan her şeyle temas etmeyi, dinlemeyi, bırakmayı ve dönüşüme açık olmayı öğretir.
Tiyatro, insanın dünyayı anlama ve yaşadıklarını paylaşma ihtiyacından doğmuş bir sanat. Hep birlikte kısa bir süreliğine gündelik hayatın dışına çıkıp oyunun alanına girmek ve oradan hayata yeniden bakabilmek çok kıymetli. Bence tüm bunlara ek olarak, tiyatroyu bugün hâlâ vazgeçilmez kılan, kolektif olarak, tam da o anda ve canlı bir biçimde deneyimlenmesi.”
İSMAİL DEMİRCİ, Oyuncu

“Biz oyuncular tiyatro sahnesinde seyirci ile aynı anda aynı şeyi yaşamıyoruz. Aynı duyguda birleştiğimiz oluyor ama aslında oyuncu çok daha fazla duygu yaşıyor. Bunun yansımasını gören seyirci de bu duygulara eşlik ediyor. Evet o anda sahnede ve seyircinin kalbinde yüzlerce şey yaşanıyor. Ama aynı şeyler değil. Her seyircinin aynı sahnelerde başka başka duygular yaşıyor olması tiyatroyu tiyatro yapan şey.”
İŞTAR GÖKSEVEN, Oyuncu

“Sahne oyuncu için bir okuldur, bireysellikten takım oyununa, ulusallıktan evrensel olmaya yönelten bir yolculuktur.
Tiyatronun işlevi hayatın gidişatı üzerine kafa yormaktır. Toplumsal sorunları öne çıkarmak, en azından onlarla empati kurması sağlamak ve onlara yardımcı olmaktır. Hayatın gerçekliğini kavramaktır.”
NAZAN KESAL, Oyuncu

“İnsan denen varlık dipsiz bir kuyudur. Zor ve karmaşık bir yapıyı barındırır içinde. Tiyatro seyirciye öğretmez, hatırlatır. Zaten bildiği ama unuttuğu ya da seçmediği şeyleri hatırlatır. Seyircinin farkındalığını arttırır, empati kurmasını sağlar. İnsanı ve çelişkilerini görmeyi iyi bilir. İnsan olma yolunda güçlü bir uyarandır, tamamlayıcıdır ve bu sebeple de büyük sorumluluk taşır.”
NESLİHAN ARSLAN, Oyuncu

“Biraz iddialı olacak belki ama; aslında tiyatro içinizden duygusal olarak bilmediğiniz, anlamadığınız hiç bir şeyi söylemez bence. Bilincinize rağmen bir iş yapıyorsunuz oyunculukta ve oyunculuğun belki de en özel, en zor yeri sahne. Varolmayan birini canlandırmaya çalışıyorsunuz, bunu göstermeden. Seyirci orada ve her şeyin farkında ama o da, sizi canlandırmaya çalıştığınız kişi olduğunuzu düşünerek izlemeye çalışıyor. Oyuncuyu; oynarken, seyirciyi de izlerken karşılıklı bir oyuna sokuyor. Belki hayatınızın o anına kadar karşılaşmadığınız, yabancılık duyduğunuz bir karakteri çalışıp, canlandırmaya çalışıyorsunuzdur ama yine de çalışmalar esnasında duygusal olarak anlayıp; içinizdekini bambaşka biriymiş gibi artık dışarı çıkarmaya çabalıyorsunuz. Sonuna kadar net, açık bir insan olsanız dahi belki gündelik hayatta daha çok kendi içinizde yaşıyorsunuzdur duygularınızı. Sahnede olmak bunun tam tersi bana soracak olursanız. Sonuna kadar, bile isteye ve tam da sahnenin istediği şekilde her şeyi görünür kılan (kılmaya çalışan) biri olmaya çabalarsınız.
Sahnede olmak, gönüllü bir şekilde ve her duyguyla görünür olmanızdır bence.”
ONUR ÜNSAL, Oyuncu, Moda Sahnesi Kurucularından

“Sahne oyuncuya ne öğretir tam bilemiyorum ama sahneye çıkmak için çalıştığınız metinler ve okuduğunuz kitaplar sizi geliştirir. Prova esnasında bunları konuşmak tartışmak ve tekrar tekrar o metnin dünyasını prova etmek size sanatın, felsefenin, edebiyatın vs. katabileceği her şeyi katar. Dünyanın ne ile boğuştuğunu doğru anlamak, sizi boş kanaatlerden uzaklaştırıp bilgi ve perspektif sahibi olmanızı sağlar.
Hayatın tiyatrodan ne öğrenmesi gerektiği konusunda da ahkam kesmek istemem. Hayat ve tiyatro karşılıklı ilişki içindedir. Birinin diğerine bir şey öğretecek bir pozisyonda olduğu fikrine katılmıyorum. Sanat ve hayat birbirleriyle var olan ve birbirlerinden öğrenen yerlerdir diye tahmin ediyorum.
Bugün ve yarının dünyasında organik olarak tanımlayacağımız her şeyin vazgeçilmez olacağını düşünüyorum. Tıpkı yediğimiz yemekleri organik olandan seçmek zorunda kalmaya başlamamız gibi, müziği, dramayı, resimi de organik olarak alımlama isteğimiz katlanarak artacak. ‘Yapay’ kavramının tam da karşısında bir özgürleşme ve kaçış noktası olarak tiyatronun da değeri gittikçe artacak. İnsan olmanın ve ‘bedenli’ varlıklar olmanın kaçınılmaz arzusu bu olacak.”
TARIK YÜCE, Senarist

“Sahne yazara ânlar yakalamayı öğretir sanırım. Zamanı yavaşlatmayı. Zamandan artakalan ile ilgilenmeyi. Hatta biz genç yazarların düşmesi en muhtemel tuzaklardan biri zamanın içini ve sahneyi doldurma toyluğudur. Ancak şimdi daha iyi anlıyorum ki sahne yazara; yazmak da bana ‘boşluk arkeolojisi’ yapmayı öğretiyor. Sahnenin en temel anlamda kullandığımız kendi halini de bir tür boşluk olarak algılarsak, boşluk doldurma hırsıyla değil de yeni ve başka bir boşluk yaratmak mümkün mü sorusuyla düşünmeyi öğretiyor bugünlerde.
Hayata ise anların tekrarlanamazlığını öğretiyor tiyatro. Bir anın sadece o akşam, o ışık altında ve o karakterlerle yaşanabileceğini. Hiçbir anın geri gelmeyeceğini bilmek ilk başta sarsıcı gelse de, bu sarsılma en basit günlük rutini bile bir rit’e dönüştürerek onun biricikliğini onurlandırıyor esasında. Onur dediğimiz şey de ânın ve hayatın kendinden uzun zaten. Bunun dışında tiyatronun ne hayatla ne de seyircisiyle öğretmek/öğrenmek ilişkisi kurduğunu düşünmüyorum sanıırım.”
TUĞRUL TÜLEK, Oyuncu, sunucu, yönetmen

“Tiyatro tarihinin pek çok klasiği güç sahiplerinin güçlerini nasıl suistimal ettiğini anlatır hep. Bu tema günümüz yazarlarının da sıkça değindiği, insanlığın varoluşundan beri insanı rahatsız eden bir hikaye. Tiyatro bana tüm bu oyunlarla, yazarlarla insanın; haklının değil de güçlünün yanında durduğu zaman onurlu ve gurur duyulacak bir hayat sürmekten nasıl uzaklaştığını gösterdi.
Hayatın kendisi, duyguların dilden, inançtan, coğrafyadan bağımsız ve evrensel olduğunu öğrenmeli tiyatrodan.
Tiyatro insanlık varolduğundan beri bize eşlik eden bir sanat. Bize yalnız olmadığımızı hatırlatıyor, bir salonda diğer seyircilerle duygudaş olabilmemize, kolektif bir güç yaratmamıza ön ayak oluyor. Bu birliktelik duygusu o kadar değerli ki tiyatroyu vazgeçilmez kılan temel özelliklerden biri.”
ÜLKÜ DURU, Oyuncu

“Sahne oyuncuya canlandıracağı karakteri araştırırken, çalışırken, onu olgunlaştırırken, oynarken kendiyle ve dünyayla daha iyi yüzleşmeyi öğretir.
Hayat, tiyatrodan daha doğru, özgür, adaletli ve güzel bir yaşamın nasıl olması gerektiğini öğrenmeli.
İkisi birbiriyle iç içe geçiyorsa, geçebiliyorsa (olabildiğince gerçekçi görünebiliyorsa) tiyatrodaki o oyun başarılıdır diye düşünüyorum.
Hayattan aldığı her şeyi dosdoğru vermelidir tiyatro.
O an için tekrarı olmayan, canlı bir iş tiyatro. Oyuncuyu da ve bence seyirciyi de en çok heyecanlandıran şey bu bence. Bunun başka yolu da yok, sadece bu şekilde olabiliyor. Haliyle oyuncuya da, tiyatrodaki bütün emek veren insanlara da, seyirciye de verdiği heyecan ve haz tartışılmaz diye düşünüyorum.”
.jpeg)
%20kuru%20kalem%20ve%20grafit%2059x82%20cm.jpg)

