Published in  
Röportajlar
 on  
February 22, 2026

İLK VE SON DİZİSİNİN YÖNETMENİ DEVRİM YALÇIN: “Günümüz ilişkilerinde kimse ilişkiyi taşıyacak kadar cesur değil.”

Ekranların birbirinden klişe ve gerçek hayatla çok az örtüşen aşk hikayeleri arasında yüzümüze soğuk su gibi çarpan, HBO’nun İlk ve Son dizisinin üçüncü sezonu oldu. Timuçin Esen ve Bergüzar Korel’in başrolde olduğu sezonun yeni bölümlerini her hafta heyecanla beklerken dizinin yönetmeni Devrim Yalçın’la konuştuk.
Kategori
Röportajlar
Tarih
22/2/26

İLK VE SON DİZİSİNİN YÖNETMENİ DEVRİM YALÇIN: “Günümüz ilişkilerinde kimse ilişkiyi taşıyacak kadar cesur değil.”

Ekranların birbirinden klişe ve gerçek hayatla çok az örtüşen aşk hikayeleri arasında yüzümüze soğuk su gibi çarpan, HBO’nun İlk ve Son dizisinin üçüncü sezonu oldu. Timuçin Esen ve Bergüzar Korel’in başrolde olduğu sezonun yeni bölümlerini her hafta heyecanla beklerken dizinin yönetmeni Devrim Yalçın’la konuştuk.

Kategori
Röportajlar
Tarih
22/2/26

İLK VE SON DİZİSİNİN YÖNETMENİ DEVRİM YALÇIN: “Günümüz ilişkilerinde kimse ilişkiyi taşıyacak kadar cesur değil.”

Ekranların birbirinden klişe ve gerçek hayatla çok az örtüşen aşk hikayeleri arasında yüzümüze soğuk su gibi çarpan, HBO’nun İlk ve Son dizisinin üçüncü sezonu oldu. Timuçin Esen ve Bergüzar Korel’in başrolde olduğu sezonun yeni bölümlerini her hafta heyecanla beklerken dizinin yönetmeni Devrim Yalçın’la konuştuk.

Aşka dair muazzam hikayelerle dolu bir coğrafyadan gelsek de nedense ekranlarda hep aynı aşk klişelerine sıkışmış işler izliyoruz. Kendimiz gibi, arkadaşımız, kardeşimiz, komşumuz gibi göreceğimiz karakterler artık neredeyse hiç yok dizilerde. Her sezonunda farklı oyuncuların canlandırdığı farklı çiftlerin aşk hikayelerini anlatan HBO Original imzalı İlk ve Son, bu kısır döngüyü üçüncü sezonunda kırdı. Sadece bunu değil; aşkın, özlemin, tutkunun, aşk acısının 20’li ya da erken 30’lu yaşlara özgü bir şey gibi anlatılması klişesinin de ötesine geçti. Timuçin Esen ve Bergüzar Korel tarafından canlandırılan bir çiftin mutsuz biten ilk evliliklerinin ardından tanışmaları, yaşla ve hayatla gelen sorumlulukları ve ağır çantaları birlikte sırtlayarak aşık olmalarını ve o aşkın parçalara ayrılışını, tükenişini görüyoruz dizide. Henüz 3 bölüm yayınlandığı için o aşk gerçekten tükendi mi yoksa yabancı bir yapımda olabileceği gibi, libidonun yeniden yükselebileceği, araya giren 3. kişilerin “hayattan geçenler” sayılabileceği ama gerçek kahramanların yine birbirini seçeceği bir yere döner mi bilmiyoruz… Sadece o çok tanıdık içinden çıkılmazlık, istenmeme hissinin verdiği ağırlık, geçen yılların bir kaya gibi üstüne düşüşü ve çıkmaz var ortada. Sorunlu bir eski eş, küçük bir oğlu olan “çocuğubüyürkenkendisibüyümeyenbaba” ve enerji dolu, hiç çocuk yapmamış ama çocuklarla iyi iletişim kurabilen bir kadının 90’lardan bugüne uzanan 10 yıllık aşk hikayesi İlk ve Son üçüncü sezon. 

Biz sindire sindire izlemeye, onlarla birlikte sigara yakıp şarap açmamaya çalışırken dizinin yönetmeni Devrim Yalçın, dördüncü sezon için çalışmalara başlamış bile. 

HBO Original İlk ve Son, Türkiye’de aşkı çözümleyen, diyaloğa dayalı nadir işlerden biri oldu ve çok sevildi. Oysa romantikten ziyade travma tetikleyici diyebileceğimiz hikayeler. Nedir sizce bu hikayelerin bu kadar sevilmesinin sırrı?

Çünkü izleyici ekranda “olmak istediği aşkı” değil, “yaşadığı aşkı” gördü. Travma tetikleyici denmesinin sebebi de bu. Hikayeler idealize edilmiş romantizm sunmuyor; bastırılmış öfkeyi, kaçınılan yüzleşmeleri, susarak büyüyen mesafeleri gösteriyor. İnsanlar bunu izlerken karakterleri değil, kendi geçmiş ilişkilerini hatırlıyor. Sevmenin değil, sürdürememenin anatomisini anlatması diziyi güçlü kıldı. Aşkı bir kurtuluş hikâyesi olarak anlatmadık. Aşk bizim için karakterlerin yaralarının en net ortaya çıktığı alan oldu.

3. sezonda Güneş ve Serkan'ın hikayesini anlatırken ilk iki sezondan farklı olarak ne gibi yaklaşımlar benimsediniz? Orta yaş aşkının gençlik aşkından görsel dilde nasıl bir ayrışması oldu?

Gençlik aşkında kamera daha dürtüsel, daha hareketli ve romantikti. Orta yaşta ise bilinçli olarak daha sabit, daha mesafeli bir dil kurduk. Çerçeveler daha daraldı, boşluklar arttı. Renk paleti zaman ilerledikçe sıcak tonlardan daha soluk, daha nötr tonlara evrildi. Çünkü orta yaş aşkı heyecandan çok yorgunlukla, beklentiyle ve hayal kırıklığıyla ilerliyor. Görsel dil de bu ağırlığı taşıdı. Çünkü hafıza her zaman bugünden daha güzel görünür.

Genelde aşka dair ekranlarda izlediğimiz popüler hikayelerde büyük olaylar, ilişkileri bitiren entrikalar oluyor. Oysa Before Sunrise serisi gibi ya da Marriage Story gibi yapımların kültleşmesinin sebebi gerçek hayat gibi, küçük şeylerin birikerek çöküşü hazırlaması... Aşkın bitişini bu şekilde aktarmak Hakan Bonomo ile ortak bir yaklaşımınız mıydı yoksa tamamen senaryoya mı sadık kalındı?

Hakan’la en başından beri büyük dramatik kırılmalar yerine mikro çatlakların ilişkileri çökertmesi üzerine konuştuk. Gerçek hayatta ilişkiler genelde bir anda bitmez. İlişkiyi biriken ihmal, konuşulmayan şeyler, vazgeçilen küçük çabalar bitirir. Biz de bunu göstermek istedik. Gerçek hayatta insanlar bir gecede ayrılmıyor; yıllarca biriken hayal kırıklıkları ayrılığı kaçınılmaz hale getiriyor. Senaryo bunu çok iyi kuruyordu, ben de bu küçük anların altını çizerek büyüttüm. Sessizlikler, bakışlar, ertelenmiş cümleler en az büyük kavgalar kadar dramatik oldu. “Kötü karakter yok.Yetersizlik var.”

Modern ilişkilerin temel trajedisi de zaten bu olabilir mi; kimsenin yeterince kötü olmaması ama kimsenin de gerçekten yeterli olamaması, çaba göstermemesi?

Kesinlikle. Günümüz ilişkilerinde problem kötülük değil, çaba eksikliği. İnsanlar incitiyor ama bilinçli olarak değil; yoruldukları için, kaçtıkları için, yüzleşemedikleri için. Kimse yeterince kötü değil ama kimse ilişkiyi taşıyacak kadar cesur da değil. Bu da ilişkileri yavaş yavaş çürütüyor.

Bir yönetmen olarak aşkı anlatırken “taraf tutmamak” mümkün mü?

Tam anlamıyla mümkün değil ama hedeflenebilir. Ben taraf tutmaktan çok anlamaya odaklanıyorum. Her karakterin kendi iç mantığı var ve kimse kendini kötü hissettiği için kötü davranmıyor. Kamera da buna hizmet ediyor; suçlamıyor, gözlemliyor. Seyirci karar versin istiyorum.

Yorumlara bakınca şunu fark ettim; dizinin izleyicisi kendini karakterlerin yerine koymaktan çok, onları yargılamaya meyilli. Sizce bu, izleyicinin kendisiyle ilgili bir şey mi söylüyor?

Bence bu bir savunma mekanizması. Kendini karakterlerin yerine koymak acı verici, çünkü yüzleşme gerektiriyor. Yargılamak daha güvenli. “Ben asla böyle yapmazdım” demek, kendi hatalarımızla yüzleşmekten kaçmanın bir yolu. Dizi aslında izleyiciye ayna tutuyor ve herkes aynaya bakmayı sevmiyor.

Bir ilişkide asıl acı veren nedir: o ilk anların artık geri gelmeyeceğini bilmek mi yoksa son anların kaçınılmazlığını görmek mi?

En acı veren, bir zamanlar çok sevdiğin insanla artık yabancıya dönüşmüş olman. İlk anların geri gelmeyeceğini bilmek hüzün; ama sonun kaçınılmaz olduğunu hissetmek çaresizliktir. İkincisi çok daha yıkıcı.

“Psikolojik olarak güvende hissetmeden kamerada sahici bir yakınlık çıkmaz”

İlk ve Son üçüncü sezonda Timuçin Esen ve Bergüzar Korel

Bergüzar Korel ve Timuçin Esen ile çalışmak nasıldı?

İkisi de Bergüzar Korel ve Timuçin Esen sahneye duygusal cesaretle giren oyuncular. Korunmaya çalışmadan oynuyorlar. Bu da yönetmen için büyük bir lüks. Zor sahnelerde birbirlerini taşıdılar, ben de o alanı güvenli tutmaya odaklandım.

Onların canlandırdığı Güneş ve Serkan çiftinin on yılı aşkın ilişkisinin zaman içindeki evrimini gösterirken görsel anlatımda, renk paletinde, kamera hareketlerinde nasıl bir yol haritası izlediniz? Özellikle 90’larla bugün arasındaki ayrımı nasıl kurguladınız?

Görüntü yönetmenim Jim Gucciardo’yla başlarda daha sıcak ve romantik, sona doğru daha sıkışık ve soğuk bir dünya kurduk. 90’larda kamera daha romantikti. Bugüne geldikçe görüntü daha net ama daha soğuk hale geldi. Görüntü de ilişki gibi daraldı.

Peki orta yaş bir çiftin toksikliği genç bir çiftin toksikliğinden nasıl farklılaşıyor? Yaş ve birikim, toksik döngüleri nasıl etkiliyor sizce?Gençlikte toksiklik daha patlayıcı; kıskançlık, öfke, ani kopuşlar olur. Orta yaşta ise pasif-agresifleşiyor. Susarak cezalandırma, duygusal geri çekilme, görmezden gelme başlıyor. Daha sessiz ama daha yıkıcı. Çünkü yılların birikimi var. Gençlikte patlama var, orta yaşta birikme. İnsanlar bağırmıyor ama içten içe çekiliyor. Birlikte kalıyorlar ama duygusal olarak ayrılıyorlar. Bu çok daha ağır bir toksisite bence.

Oyuncularınızın yakınlık, cinsellik sahnelerinde kendilerini güvende hissetmeleri için nasıl bir set atmosferi yaratıyorsunuz?

Sette minimum ekip, net sınırlar ve bolca prova yapmaya çalışıyoruz. Oyuncunun neyi neden yaptığını bilmesi, kontrolün kendisinde olması çok önemli. Psikolojik olarak güvende hissetmeden sahici bir yakınlık çıkmaz. Yakınlık koreografidir. Spontane gibi görünür ama kontrollüdür. Güven yoksa kamera bunu hemen ele verir.

“Aşk bir his değil, her gün verilen küçük bir karar”

Timuçin Esen ve Devrim Yalçın, İlk ve Son kamera arkası

İlk ve Son gibi bir dizi çekerken, kendi hayatınızdaki aşk anlayışınız ya da ilişki pratiğiniz değişiyor mu, kişisel hayatınıza yansımaları oluyor mu?

Bu projeler insanın kendi ilişkilerine kayıtsız kalmasını imkansız kılıyor. Daha fazla dinlemeye, daha az savunmaya geçmeye başladığımı fark ediyorum. Hikayeler ister istemez insanın aynası oluyor. Bu hikayelere şahitlik etmek çok öğretici ama bazen de ağır. Aşkın en savunmasız hallerini izliyorsun. İnsan doğasına dair büyük bir empati geliştiriyor. Romantizmi değil, sürekliliğin gerekliliğini öğretiyor. Şunu fark ettiriyor: Aşk bir his değil, her gün verilen küçük bir karar. Ve çoğu ilişki kötü duygularla değil, karar verememeyle bitiyor.

Son olarak, Ortaks Yapım imzalı İlk ve Son'un 4. sezonu için düşündüğünüz bir konsept var mı, çalışmaya başladınız mı? 

Güç dengesi, bağımlılık, yalnızlık ve modern flört kültürü üzerine daha sert bir sezon var. Daha sonrası için de aşk, güç, vicdan, yalnızlık ve modern dünyada insan kalabilme meselesiyle ilgili hikayeler kalbimi çalıyor