Melisa Sabancı Tapan, Türkiye’nin en saygın ve ülkeye en fazla katkısı olmuş ailelerinden birinin, Sabancı ailesinin genç yüzü. Güler yüzü ve hoşsohbetini, vizyonunu unutmadığımız Sakıp Sabancı’nın torunu. Melisa Sabancı Tapan, kendisine miras kalan büyük bir soyadını yalnızca taşımakla yetinmiyor, onu bugünün teknolojisine taşıyarak canlı tutuyor. İnsanlığın ilerleme ve iktidar tutkusunun doğayı, kaynakları ve sonunda bizzat kendimizi tükettiğini söyleyen manifestosu; sanat, ekoloji, teknoloji ve toplumsal faydayı birbirinden ayrı dünyalar değil, aynı meselenin parçaları olarak gördüğünü anlatıyor. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Melisa Sabancı Tapan, zarafeti ve çalışkanlığı ile dikkat çekerken, 2019’da kurduğu uluslararası konuk yaratıcı programı Gate 27’de sanatçıları, araştırmacıları, bilim insanlarını ve tasarımcıları İstanbul ile Ayvalık’ta bir araya getiriyor. Gate27, yalnızca sergilenebilir işlerin olduğu bir galeri değil. Birlikte düşünmenin, yavaşlamanın ve başka ihtimalleri sınamanın mümkün olduğu canlı bir alan olarak umut veriyor. Ortak hafıza, doğa ve kültürel mirası teknoloji ile bir araya getirmenin önemi üzerine çalışmalar yapan Tapan, Sabancı Üniversitesi’nde kurduğu AI.SU platformuyla yapay zekâ çağında “İnsan olarak neyi korumak istiyoruz?” sorusunu da masaya getiriyor. Sabancı Holding yönetim kurulu üyeliği ile kültür-sanat alanındaki çalışmalarını aynı düşünsel hatta buluştururken, büyümeyi daha çok şeye sahip olmak değil, daha adil, daha onarıcı ve daha insanca sistemler kurmak olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir gelişme olarak değil; insanı, değerler sistemini, karar alma süreçlerini, yaratıcılığı ve toplumsal ilişkileri dönüştüren çok katmanlı bir mesele olarak ele alan AI.SU, dijital içerik serisinin yanı sıra fiziksel buluşmalarla da topluluğunu genişletmeye devam ediyor. Adını “Artificial Intelligence” ve “Sabancı University” kelimelerinin baş harflerinin birleşiminden alan AI.SU, yapay zekayı sorgulayan buluşmalar gerçekleştiriyor. Podcast ve video olarak izleyebileceğiniz bu buluşmaların ikincisine izleyici olarak katılma şansı yakaladım ve halihazırda işlerinin büyük hayranı ve takipçisi olduğum Selçuk Artut ve öğrencilerinin yapay zeka ve yaratıcılıkta yapay zeka etiği hakkındaki görüşlerini dinleme şansı yakaladım. Sanatçı kimliğinin yanı sıra, Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selçuk Artut’un katıldığı bu bölümü buradan izleyebilirsiniz.
Haziran ayında gerçekleşen buluşmanın ardından Melisa Sabancı Tapan’a uzun zamandır üzerine okuduğum, çalıştığım, araştırdığım yapay zeka ve gündelik hayatta yapay zeka pratiği konusunda sorularımı iletme fırsatı yakaladım. Kendisi bu alanda yaptığı çalışmaların yanı sıra akademik eğitimlere katılıyor, dünyanın önde gelen isimlerinin yer aldığı konferanslara konuk oluyor ve AI.SU buluşmaları ile konuyu herkesin tartışmasına açıyor.
SAKIP SABANCI’NIN HAFIZASI YAPAY ZEKÂYLA YENİDEN KONUŞUYOR
Öncelikle sizi ve işlerinizi daha fazla tanımamızı sağlayan “Vision of Sakıp Sabancı” projenizden bahsedebilir misiniz?
Vision of Sakıp Sabancı, Sakıp Sabancı’nın vefatının 20. yılında, onun temsil ettiği değerleri, düşünme biçimini ve hayata bakışını bugünün dünyasıyla yeniden buluşturmak ihtiyacından doğdu. Sakıp Bey’in mirası bizim için sadece geçmişte kalmış bir hatıra değil. İnsana duyduğu güven, üretme arzusu, samimiyeti, ortak akla verdiği değer, Türkiye’nin geleceğine olan inancı ve insanlarla kurduğu güçlü bağ bugün de yol gösterici.
Proje kapsamında Sakıp Sabancı’nın konuşmaları, röportajları, yazıları, ses ve görüntü kayıtları bir araya getirildi. Bu arşivi yapay zekâ teknolojileri sayesinde bugünün insanıyla yeniden ilişki kurabilen, yaşayan bir düşünce alanına dönüştürmeyi amaçladık. Onun değerlerini, üslubunu, insana ve hayata bakışını bugünün sorularıyla yeniden düşünmek istedik. Bu çalışma bana yapay zekânın yalnızca teknik bir imkân olmadığını çok güçlü biçimde gösterdi. Bu anlamda Vision of Sakıp Sabancı benim için çok kıymetli bir başlangıç noktası oldu. Vision of Sakıp Sabancı’dan ilhamla Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırmalar Ödülü teması “Dönüşen Dünya Düzeninde Değerleri Yeniden Tasarlamak” oldu. Bu değerlerin yeniden tasarlanması ile ilgili sorgulamalarımız ile Dedem Sakıp Sabancı’nın YZ ikizi ile etkileşim bende sürekli aynı soruları uyandırdı: “Yapay zekâ çağında insan kalmak ne demek? “Insan” olarak neyi koruyacağız, neyi dönüştüreceğiz ve geleceğin zeminini hangi değerler üzerinde kuracağız?”
AI.SU platformu da bu soru üzerine mi oluştu?
Evet, Sabancı Üniversitesi çatısı altında bu yolda AI.SU platformunu kurduk. Platformumuz adını “Artificial Intelligence” ve “Sabancı University”nin baş harflerinden alıyor. Burada yaptığımız çalışmada yapay zekâyı insanı, toplumu, kültürü, bilimi, sanatı, eğitimi ve karar alma biçimlerimizi dönüştüren çok katmanlı bir mesele olarak ele aldık. Yapay Zeka meselesini teknik jargonlardan arındırılmış, güvenilir kaynaklarla bir arada demokratikleştirmek istiyoruz. Bu kapsamda hazırladığımız podcast / videocast serileriyle alanında çok değerli isimlerle yapay zekânın farklı boyutlarını konuşuyoruz. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile yapay zekanın geçmişi, eğitim ve çip tasarımı kapsamında Türkiye’nin fırsatlarını, Microsoft’tan Dr. Ece Kamar ile etik boyutunu, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Avi Loeb ile imkansızlığı ve Prof. Dr. Selçuk Artut ile açık kaynak meselesini, Cem Şen ile gerçekliği yapay zeka yönünden dekonstükte etmek istedik. Amacımız akademiyle toplumu, teknolojiyle değerleri, merakla sorumluluğu yan yana getirerek birlikte sorgulamaya alan açmak.
Sakıp Sabancı’nın arşivlerinden LLM’lerle bir tür dijital hafıza/bot üretme deneyimi yaratılması çok çarpıcı. Bir insanın bilgeliğini, üslubunu, mizahını ya da karar reflekslerini yapay zekâ aracılığıyla bugüne taşırken sizce hafıza nerede başlıyor, simülasyon ne kadarını kapsıyor?
Bu soru benim için Vision of Sakıp Sabancı’nın en hassas ve en derin sorularından biri. Çünkü bir insanın sesi, cümleleri, arşivi, hatta mizahı belirli ölçüde modellenebilir. Ama bir insanın hayatla kurduğu ilişki, sezgisi, vicdanı, karşısındaki insanı hissetme biçimi, yalnızca veriye indirgenemez. Hafızanın anlamla ve idrakla başladığına inanıyorum. İdrakla kastettiğim şey bir sözün hangi dönemde, hangi sorumlulukla, hangi insan ilişkisi içinde söylendiğini kavramak. Yapay zekâ, bize elimizdekini tasnifleme, bir düşünce sistematiğini işletme ve benzer durumlarla eşleştirme konusunda benzersiz imkânlar sunuyor ancak bu imkânların nasıl kullanılacağı ve çıktıların hangi değerlerle okunacağı hâlâ insana ait.
Bu nedenle bu deneyimi Sakıp Sabancı’yı değerleriyle bugün yeniden düşünmek olarak görüyorum. Teknoloji bize birçok kapı açıyor. O kapıların hangilerinden nasıl geçeceğimiz hâlâ bizim etik ve insani sorumluluğumuz.
.jpeg)
“BİRİ KÖK, DİĞERİ KANAT”
Bir yandan Gate 27 var. Gate 27’yi hiyerarşiden uzak, kolektif düşünceye dayalı bir yaratıcı alan olarak anlatıyorsunuz. Ekoloji ile ilişkisi, sanatçı seçimlerinizdeki özen ve sergilerdeki yalınlık Gate 27’nin en sevdiğim tarafı. Öte yandan AI ile bu kadar yoğun mesai harcamanız iki ayrı dünya arasında bir denge sağlıyor mu, sanata ve doğaya bakışınızı etkiliyor mu?
Öncelikle Gate 27’deki çalışmalarımızın size böyle hissettirmesine çok sevindim.
Gate 27 bana yavaşlamanın, dinlemenin, birlikte üretmenin, doğayla temasın ve sezginin önemini her seferinde yeniden hatırlatıyor. Yapay zekâ ise hayatımıza çok daha büyük puntolarla girdi, kapasite artışı, hız, ölçek... Bunlar Gate 27’de yaptığımız çalışmalarla örtüşmüyor gibi duruyor oysa yan yana geldiklerinde çok kıymetli bir denge oluşuyor. Biri kök, diğeri kanat gibi… Yapay zekâ üzerine çalıştıkça sezginin, idrak etmenin, insana özgü hataların, yavaşlamanın ve sindirmenin ne kadar değerli olduğunu hatırlıyorum. Teknoloji insanın gücünün yetmeyeceği birçok şeyi saniyeler içinde yapabilir ama anlamı derinleştirmek için hâlâ zamana, ilişkilere ve dikkatli bakmaya ihtiyacımız var. Bu anlamda, yapay zekanın örüntü temelli anlam ürettiğini düşünürsek, ikisinin neden birbirine bu denli ihtiyacımız olduğunu kavrayabiliriz diye düşünüyorum.
Gate 27 benim için yapay zekâ çağında daha da önemli hale geliyor. Geleceği yalnızca teknolojiyle değil; sanatla, ekolojiyle, insan ilişkileriyle ve ortak duyarlılıkla birlikte düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
Sanatı toplumsal değişim ve farkındalık yaratmanın güçlü bir aracı olarak gördüğünüzü söylüyorsunuz. Yapay zekâ sanat üretimine dahil olduğunda bu dönüştürücü güç artıyor mu, yoksa sanatın eleştirel alanı algoritmik estetikler içinde evcilleşme, işleri hızlandırma ve kolaylaştırma kapasitesi sayesinde hayal gücünü ve hatta çizim gibi insani yetenekleri köreltme riskleri mi taşıyor?
İkisi de mümkün. Yapay zekâ sanatçının yeni ifade biçimleri, yeni karşılaşmalar, yeni sorular edinmesini sağlayabilir. Sanatçıyı ele aldığı mesele hakkında bilgilerle donatabilir, konuya ilişkin tüm çalışmaları hiç efor sarf etmesine gerek kalmadan önüne getirebilir.
Bu bir yandan çok önemli bir kazanım bir yandan da çok büyük bir kayıp. Yapay zekâyı yalnızca işleri hızlandıran, görsel olarak etkileyici sonuçlar üreten, zahmeti azaltan bir araç gibi kullanırsak sanatın en kıymetli tarafını kaybedebiliriz. Çünkü sanat yalnızca sonuç değildir; süreçtir, arayıştır, dirençtir, hata yapmaktır, malzemeyle uğraşmaktır, bazen uzun süre cevap bulamamaktır. Sonunda bulduğunuz cevabı anlamlı hale getiren de budur.
Ancak büyük bir hızda hayatımızın normu olan yapay zeka ile nasıl etkileşilmesi gerektiği konusunda henüz bir cevabımız yok. Bu sebeple kendimizi ve zihnimizi korumak kişisel bir çaba düzeyinde kalıyor. Bu sanatçılar için de geçerli…
Aklıma Japonların ustalık geleneğini anlatan o zamansız paradoks geldi. Çırak, ustasına kaç yılda usta olabileceğini sorar. 10 yıl cevabını alır. “Peki gece gündüz sadece bunun için çalışırsam?” diye sorduğunda hocası “20 yıl” der. “Bir gözünü sadece hedefe dikersen yolu ancak tek gözünle görebilirsin.” Yapay zeka sonuca fırlatıyor. Yaratım sürecinin o insanı dönüştüren sancısını feda ettiğimizde, geriye sadece algoritmik olarak mükemmel ama ruhsuz işler kalır. Bu, uzun vadede düşünme kaslarımızı da zayıflatma riski taşıyor.
YAPAY ZEKÂ SONUCA FIRLATIYOR, SANAT İSE YOLDA DÖNÜŞTÜRÜYOR
Yapay zekâ ve sanat tartışmasında sık sık, oturumda Selçuk Bey’in de belirttiği gibi “AI bir araçtır, yaratıcılık insandadır” deniyor. Sizce bu cümle bizi rahatlatan bir cümle mi, yoksa gerçekten hâlâ geçerli mi? Yaratıcılığın sınırlarını yeniden tarif etmemiz gerekiyor mu?
Yapay zekâ bir araç. Niyeti, vicdanı, sorumluluğu bulunmuyor. Ancak bu aracın kapasitesi o kadar hızlı gelişiyor ki, sadece “yaratıcılık insandadır” diyerek rahatlayamayız.
Sizin de belirttiğiniz gibi yaratıcılığı yeniden tarif etmemiz gerekiyor. Eğer yaratıcılık yeni bir şey yaratma temeline bağlanacak olursa, yapay zeka insanlığın son “yaratıcı girişimi” olabilir. Matematiksel olarak bakarsak örüntü temelli sistemlerde sonsuz olasılık vardır. Doğru soruyu sorabilmek, doğru malzemeyi seçebilmek, bağlam kurabilmek, etik sınırları gözetebilmek, üretilen şeyin dünyada nasıl bir etki yaratacağını düşünebilmek, bilincin ve duygunun aktarımı, sezgiye yer verebilmek da artık yaratıcılığın parçası. Bir görüntü üretmek başka bir şey, o görüntünün varlık sebebini, yarattığı hissiyatı, hangi duyguyu taşıdığını, hangi soruya cevap verdiğini bilmek başka bir şey.
Yine Selçuk Bey’le sohbetiniz sırasında konu AI’ın çevresel etkilerine, su kullanımına da geldi ve hepimizin bireysel olarak daha fazla dikkat etmemiz, AI’ı “öylesine” kullanmamamız gerektiğini söyledi Selçuk Bey. Bireysel olarak biz elimizden geleni
yapsak bile sonuçta devasa şirketlerden ve milyonlarca insandan bahsediyoruz… Bu konu bizim sorumluluğumuzu aşmıyor mu? Sonuçta artık AI kullanımından kaçınma imkanımız yok, kaçınmak da istemiyoruz. WhatsApp’ten Google search’e her yerde bizim tek bir hareketimizle yapay zeka devreye girerken çevresel etkileri nedeni ile daha az kullanmamız nasıl mümkün olacak?
Bu konuda ben de sizinle aynı görüşteyim. Bireysel sorumluluğun önemli ama özellikle bu çoklu problemli dönemde tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 analizine göre veri merkezlerinin elektrik talebi hızla artıyor. Talep 2025’te yüzde 17 yükselirken, 2030’a kadar veri merkezlerinin toplam elektrik tüketiminin iki katına çıkabileceği öngörülüyor. Yapay zekâ odaklı veri merkezlerinde ise bu artışın üç kata ulaşabileceği belirtiliyor. Her bir işlem için enerji verimliliği artsa da yapay zekâ kullanımındaki hızlı büyüme toplam elektrik ihtiyacını yukarı çekiyor.
Bu sorun için çok katmanlı çözüme ihtiyaç var. Şirketler daha şeffaf enerji ve su raporlaması yapmalı, daha verimli altyapılar kurmalı ve kaynak kullanımını yalnızca büyüme hedefleriyle değil, ekolojik sorumlulukla yönetmeli. Denetleyici kurumlar bu alanı çok yakından takip etmeli ve günün sonunda biz de adımızı bile AI’a soracak hale gelmekten kaçınmalıyız. Bunu dünyanın geleceğinden önce kendi varoluşumuza borçlu olduğumuz kapasitemiz için yapmalıyız.
.jpeg)
KABALAŞMADAN DAHA AZ KELİME KULLANABİLİRİZ
Yine çevresel etkilerden dolayı “Lütfen” kelimesini kullanmayın, kibar olmayın diye tavsiyeler veriliyor sürekli. Oysa hem AI bizim dili kullanım şeklimizle biçimleniyor ve kendi dünyasını oluşturuyor hem de biz, özellikle gençler online olarak kullandığımız dil biçimini günlük hayatımıza taşımaya da çok yatkınız. Halihazırda zaten empati ve şefkat kaybetmeye başladığımız değerlerken, insanların birbirleri ile konuşmalarında daha buyurgan, daha kaba olmasına yol açmayacak mı AI iletişiminde genel görgü kurallarını unutmamız?
Son derece haklı ve derinliği olan bir gözlem. Nezaketi devreden çıkarmak, sadece bir dil bilgisi meselesi değil, doğrudan toplumsal davranış modellerimizi şekillendiren bir durum. Tekil kelimeler düzeyindeki tasarrufun, devasa veri merkezi altyapılarının genel kaynak kullanımı yanında tek başına belirleyici olmadığını düşünüyorum. Buna karşılık, empatiyi ve nezaketi iletişim pratiklerimizden çıkarmanın maliyetini hesaplamak dahi çok güç.
Merak duyduğum için bu konuda yapılan araştırmaları da incelemiştim. Aklımda en çok kalan “Taşma etkisi” oldu. Çok basitçe bir alandaki davranış kalıplarımızın başka bir alana sıçraması. AI araçlarıylla veya sesli asistanlarla sadece emir kipleriyle konuşmaya alıştığımızda, bu iletişim tarzı özellikle çocuklarda ve gençlerde yerleşerek tüm iletişimimize sirayet ediyor. İletişim şeklimiz zamanla karakterimizi ve toplumsal ilişki biçimlerimizi de şekillendiriyor. Bu yüzden nezaketi yalnızca karşı taraf için değil, kendi insanlığımızı korumak için de önemli görüyorum.
İnsan kalmak, Prompt Mühendisliğinden daha önemli bence. Enerji tüketimi açısından bakıldığında elbette gereksiz uzunluklardan kaçınmak, daha net ve amaçlı istemler yazmak önemli. Ama bunu kabalaşmakla karıştırmamalıyız. Daha az kelimeyle de nazik olunabilir.
“Dead Internet Theory” bugün teori olmaktan çıkmış gibi. Gereğinden fazla AI slop olması ki Sam Altman ya da Ohanian bile AI slop’un fazlalığından bahsediyor; sizce AI ile ilişkimizi nasıl etkileyecek?
AI ile üretilmiş düşük nitelikli, birbirini tekrar eden, kaynağı belirsiz içeriklerin çoğalması bence dijital dünyaya duyduğumuz güveni sarsıyor. Çünkü internet uzun süre bilgiye erişim, bağlantı kurma ve ifade alanı olarak görüldü. Şimdi ise karşımıza çıkan şeyin insan mı, bot mu, özgün mü, kopya mı, manipülatif mi olduğunu anlamak giderek zorlaşıyor.
Bir taraftan bilgiyi tasnif etmek, bilgiyi süzmek gibi konularda artık yapay zekâya bağımlıyız. Diğer yandan yapay zekânın bize verdiği sonuçlardan şüpheliyiz. AI.SU’da Microsoft Araştırma, Yapay Zekâ Sınırları Laboratuvarı Direktörü ve Kurumsal Başkan Yardımcısı Ece Kamar’ı konuk ettiğimiz bölüm bu anlamda derinlikli bir sohbet içeriyor. Sevgili Ece bize yapay zekâya asırlardır kırmaya çalıştığımız önyargılarımızı da aktardığımızı ve bunun bizi bazı konularda çok gerilere götürdüğünü söylüyor.
Dijital ortamda güveni yeniden kurmak için platformların, teknoloji şirketlerinin, medyanın, akademinin ve kullanıcıların hep birlikte taşın altına elini koyup, sorumluluk alması gerekiyor. Büyük krizleri beklemeye gerek yok, bunu yeterince deneyimledik.
Bir de “bot driven traffic” meselesi var. Bundan algoritmaların da etkilenmesi akademik araştırmaları dahi yanlış yönlendirebilir gibi görünüyor. Bu aslında çok ciddi bir tehdit. AI dünyası ve akademik çevreler bu konuda nasıl düzenlemeler öngörüyor?
Kesinlikle haklısınız. Bu durum bilimin güvenilirliği için güçlü bir tehdit. Güncel veriler, artık internetteki trafiğin yarısından fazlasının botlara ait olduğunu, botların insanları geçtiğini gösteriyor. Bu bilgi beni ilk duyduğumda çok ürkütmüştü.
Eskiden bir verinin büyüklüğü onun güvenilirliği için yeterli görülüyordu. Şimdi iş o kadar basit değil. Bu kaotik ortamda kaynağın ne kadar temiz olduğunu bulmak çok zor. Bu kapsamda AEO/GEO evreninde temiz, net içerikler oluşturmamızı değerli buluyorum.
“BİZİ TEHDİT EDEN TEKNOLOJİ DEĞİL, KOLAYCILIĞIMIZ”
Artık bir AI okur-yazarlığı, okul öncesi için ve ileri yaşlar için AI efektif kullanma eğitimleri gibi eğitimlerin olması gerekli mi sizce?
Kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Hatta AI okuryazarlığını yalnızca teknik bir beceri olarak değil, yeni bir vatandaşlık ve düşünme becerisi olarak görmek gerekiyor. Çünkü yapay zekâ artık yalnızca mühendislerin, yazılımcıların ya da teknoloji şirketlerinin konusu değil.
Çocukların öğrenme biçimini, gençlerin meslek seçimini, yetişkinlerin çalışma hayatını, ileri yaş gruplarının bilgiye erişimini ve gündelik kararlarını etkiliyor. İleri yaş grupları için sağlık bilgisine erişimden günlük işlerin kolaylaşmasına, yalnızlıkla baş etmeden öğrenmeye kadar pek çok alanda destek sunabilir. Ama bunun için güven, sade dil ve rehberlik gerekir.
AI.SU’nun merkezine “yapay zekâ çağında insan kalmak” meselesini koyduğunuzu belirttiniz. Sizce bugün insan kalma kapasitemizi en çok tehdit eden şey teknolojinin kendisi mi, yoksa teknolojiyi kullanırken sorumluluk almadan hız, verimlilik ve kontrol takıntımız mı?
Ben tehdidin teknolojinin kendisinden çok, teknolojiyle kurduğumuz ilişkide olduğunu düşünüyorum. “İnsan kalmak” derken kastettiğim şey meselenin yalnızca duygusal boyutu değil. Merak etmeyi, şüphe duymayı, bağlam kurmayı, vicdanı, sezgiyi, sorumluluk almayı, bir başkasının deneyimini duyabilmeyi kastediyorum. Bir diğer önemli soru da teknolojiyi kendi düşünme kapasitemizi derinleştirmek için mi yoksa düşünme sorumluluğumuzu devretmek için mi kullanacağımız. İkinci yoldan gidersek, insan kalma kapasitemizi teknoloji değil, kolaycılığımız zayıflatacak.
AI.SU’da bu yüzden teknik gelişmeler kadar değerleri, kültürü, eğitimi ve müfredatı liderliği ve karar alma biçimlerimizi konuşuyoruz. Çünkü mesele yapay zekânın ne yapabileceği kadar, bu imkânlar karşısında bizim kim olmayı seçeceğimiz.
TÜRKİYE'DE YAPAY ZEKA KULLANIMI
Dünyada AI kullanımı konusunda büyük yayın gruplarının tamamı çok şeffaf politikalar geliştirmiş ve sürekli ilerliyorlar. Bizim önlem ve sorumluluk almamamızın sonuçları sizce ne olacak, sadece basında değil tüm sektörlerde şirketlerin geleceğe hazır olması ve sorumluluk alabilmesi açısından AI entegrasyonu konusunda ne gibi çalışmalar yapılmalı?
Bu çok kritik bir konu. Bence yapay zekâ kullanımı gazeteciliğin en temel meslek değerlerine zarar verme potansiyeli taşıyor. Birkaç ay önce önüme sosyal medyada bir haber düştü. Ulusal yayın yapan bir gazetenin haberinin ekran görüntüsü alınmış. Haberin altında “Bunu bir de şu şekilde yazmamı ister misin?” gibi yapay zekânın sorduğu soru kalmış. Bunları gördüğümde haber kaynaklarına güvenim azalıyor. Okuduğum her haberi daha fazla sorgulamaya başladım ama bilgiyi teyit edebileceğimiz kaynaklar da sınırlı.
Yani evet, gazeteci yapay zekâya haberin 5N1K’sını verip metin oluşturması için yardım isteyebilir ama haber dediğimiz şey bundan ibaret değil. Bence tüm sektörlerde AI entegrasyonu için ilk adım bir kullanım politikası oluşturmak olmalı. Hangi işlerde kullanılabilir, hangi işlerde kullanılamaz, insan onayı nerede zorunludur, veri güvenliği nasıl sağlanır, telif ve gizlilik nasıl korunur, hata olursa sorumluluk kimdedir? Kim hesap vermelidir? Ancak bunun doküman olarak kalması bir şey ifade etmiyor. Tüm kadroların iş süreçlerine entegre edilmesi, gerekirse senaryolar üzerinden pratik yapılması, içselleştirilmesi önemli.
Türkiye’de yapay zekâ tartışmalarında neyin konuşulmadığını düşünüyorsunuz?
Bence yapay zekânın toplumsal ve kültürel etkilerini yeterince konuşmuyoruz. Dilimizi, estetik algımızı, çocukların hayal gücünü, yaşlıların teknolojiyle kurduğu ilişkiyi, önyargılarımızı, mesleklerin içindeki insan değerini daha derinlikli tartışmalıyız. Benim için AI.SU’nun önemli işlevlerinden biri de bu. Yapay zekâyı teknik çerçevenin dışına çıkarıp, jargonlarından arındırıp toplumun farklı kesimleriyle birlikte düşünmek. Çünkü bu dönüşüm yalnızca teknoloji bilenlerin değil, hepimizin hayatını değiştirecek.
AI.SU’da konuşmadığımız bir konu ise yapay zekanın kurumlar tarafından ne için kullanacağına dair bir yönün sınırlı verildiği. Yapay zeka bir süreç iyileştirme aracı mı, yoksa rekabet avantajını arttıracak bir üretim faktörü mü olacak? Başka bir konu ise, yeni yetenekler konusu.. JR’lara ihtiyaç olmayan bu dünyada, yeni liderleri, genel müdürleri, CEO’ları nasıl yetiştireceğiz? Ve bir de tabii işsizlik ve işgücüne yeni beceri kazandırma konusu…
İnsani değerlerin teknoloji politikalarına, kurum kültürüne ya da eğitim sistemine somut olarak nasıl tercüme edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Bir sistem verimli olabilir ama adil olmayabilir. Hızlı olabilir ama kırılgan grupları dışarıda bırakabilir. Bu nedenle değerleri sistem tasarımının en başına koymak gerekir.
Kurum kültüründe ise AI kullanımını çalışanların gelişimini, öğrenmesini, yaratıcılığını ve karar alma kalitesini güçlendiren bir araç olarak konumlamak daha sağlıklı. Eğitim sisteminde de çocuklara sadece araç kullanmayı değil; merak etmeyi, sorgulamayı, araştırmayı, fikirlerin önemini öğretmeliyiz. Çünkü teknolojiyle bilinçli ilişki kurmak geleceğin en değerli becerilerden biri olacak.

AI VE İNSAN
AI’ın insanla ilişkisini daha anlamlı kılmanın yolları neler sizce?
AI’ı insan yerine koymamakla başlayabiliriz. Yapay zekâ iyi bir yardımcı, bir düşünme ortağı, öğrenme ve üretim alanını genişleten bir araç olabilir ama insanın vicdanının, sezgisinin, sorumluluğunun ve ilişki kurma kapasitesinin yerine geçmemeli.
Dikkatimi çeken şeylerden biri de yapay zekâyı çoğu zaman sadece yanıt almak için kullanmamız. Oysa daha doğru sorular sormamıza yardımcı olması en az yanıtları kadar kıymetli. Esas verimlilik burada artıyor. Yapay zekâ bizi daha meraklı, daha dikkatli, daha çok yönlü düşünmeye teşvik ediyorsa harika. Daha pasif, daha bağımlı, daha yüzeysel hale getiriyorsa silkelenmemiz lazım.
En çok önemsediğim konulardan bir diğeri de farklı disiplinleri bir araya getirmek. Bu tartışmaya sadece mühendislerin ya da teknoloji şirketlerinin değil sanatçıların, eğitimcilerin, psikologların, felsefecilerin, hukukçuların, gazetecilerin, çocukların, yaşlıların, girişimcilerin, yani herkesin dahil olması gerekiyor.
Yapay zeka disiplinler arası etkileşimi, aradaki jargonları kaldırarak demokratikleştirebilir. Hem Gate 27’de hem AI.SU’da bir tür “gelecek provası” görüyorum. Sanatla, teknolojiyle, mirasla, ekolojiyle daha insani bir gelecek düşünme çabası.
Sizce bugünden 10-20 yıl sonrasına baktığımızda, bugünlerde koruyabilirsek en çok neyle gurur duyacağız? Ve neyi kaybedersek bunun bedeli geri dönülmez olur?
Buna cevabım insanın anlam arayışı olur. Bununla her zaman gurur duyarım. Otomasyonun, hızın, verinin altın çağında merak ediyor, hayal ediyor, birbirimize güvenebiliyor, vicdanımızın sesini duyabiliyor, cesaret edebiliyorsak, birbirimizi hissedebiliyorsak bu çok kıymetli. Teknolojideki tüm gelişmelere rağmen, her ne olursa olsun çocuklar hayal kurmaları için, gençler soru sormaları için, yetişkinler sorumluluk almaları için teşvik edilmeli. Geriye baktığımızda bu değerlerini koruyabilmiş bir toplumla gurur duyarız.
Hem Gate 27 hem AI.SU için 2026-27 planlarınız neler?
2026-27 döneminde Gate 27 için hedefimiz büyümekten çok derinleşmek; daha seçici, daha etkili ve daha sürdürülebilir ilişkiler kurmak. Konuk Programı’mızı üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla geliştireceğimiz yeni ortaklıklar sayesinde sanatçıların araştırma süreçlerini destekleyen daha güçlü bir ekosistem olarak güçlendirirken, sanat destekçiliğini süreç odaklı, etik ve uzun vadeli bir yol arkadaşlığı olarak yeniden tanımlamak istiyoruz. Sosyal etki ölçümünü kurumsal karar alma süreçlerine daha fazla entegre etmeyi ve uluslararası iş birlikleriyle Gate 27’nin etki alanını genişletmeyi planlıyoruz. Bizim için bu dönem, Gate 27’nin sanat, bilim, endüstri ve toplumsal fayda arasında kurduğu köprüleri daha kalıcı hale getirme dönemi olacak.
AI.SU platformunda ise içerik serimizi, fiziksel buluşmalarımızı ve yazılı-dijital yayınlarımızı birbirini besleyen bir yapıya dönüştürmek istiyoruz. Bugüne kadar yapay zekânın teknolojik altyapısından güvenilir yapay zekâya, insan zihni üzerindeki etkisinden sanat ve yaratıcılıkla ilişkisine kadar farklı başlıkları ele aldık. Önümüzdeki dönemde bu konuşmalardan beslenmeye devam eden içerikler, editoryal çalışmalar ve disiplinlerarası paydaşları bir araya getiren buluşmalar planlıyoruz.


%20(2).jpg)
%20(3).jpg)
