Published in  
Röportajlar
 on  
July 25, 2026

“PUNK’I GENÇLERE BIRAKTIM, BEN ARTIK EĞLENİYORUM”

26 Temmuz’da Frank Carter ile birlikte PSM Loves Summer kapsamında sahne alacak olan Sex Pistols’ın gitaristi Steve Jones’la konuştuk. En ünlü punk gitaristinden monarşiye, politikaya ve dünyanın hâline karşı ateşli bir manifesto beklerken kendimi ona İstanbul’da nerede iyi kuzu eti yiyebileceğini anlatırken buldum. 70 yaşında, 35 yıldır temiz, geçmişiyle barışık Jones; punk’ın ölmediğini, yalnızca başka kuşakların elinde başka biçimlere büründüğünü söylüyor: “Biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi ayağa kalkma sırası gençlerde.”
Kategori
Röportajlar
Tarih
25/7/26

“PUNK’I GENÇLERE BIRAKTIM, BEN ARTIK EĞLENİYORUM”

26 Temmuz’da Frank Carter ile birlikte PSM Loves Summer kapsamında sahne alacak olan Sex Pistols’ın gitaristi Steve Jones’la konuştuk. En ünlü punk gitaristinden monarşiye, politikaya ve dünyanın hâline karşı ateşli bir manifesto beklerken kendimi ona İstanbul’da nerede iyi kuzu eti yiyebileceğini anlatırken buldum. 70 yaşında, 35 yıldır temiz, geçmişiyle barışık Jones; punk’ın ölmediğini, yalnızca başka kuşakların elinde başka biçimlere büründüğünü söylüyor: “Biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi ayağa kalkma sırası gençlerde.”

Kategori
Röportajlar
Tarih
25/7/26

“PUNK’I GENÇLERE BIRAKTIM, BEN ARTIK EĞLENİYORUM”

26 Temmuz’da Frank Carter ile birlikte PSM Loves Summer kapsamında sahne alacak olan Sex Pistols’ın gitaristi Steve Jones’la konuştuk. En ünlü punk gitaristinden monarşiye, politikaya ve dünyanın hâline karşı ateşli bir manifesto beklerken kendimi ona İstanbul’da nerede iyi kuzu eti yiyebileceğini anlatırken buldum. 70 yaşında, 35 yıldır temiz, geçmişiyle barışık Jones; punk’ın ölmediğini, yalnızca başka kuşakların elinde başka biçimlere büründüğünü söylüyor: “Biz üzerimize düşeni yaptık. Şimdi ayağa kalkma sırası gençlerde.”

İngiltere’nin en anarşi dolu döneminde gençlerin idolü olan, canlı yayında, devlet televizyonunda küfreden, tüm dünyaya “Kraliçe insan değil” diyebilen bir grubun gitaristinden tutku dolu, bugüne de küfreden açıklamalar bekliyor insan. Ama o Steve Jones. Yani dünyanın en büyük punk rock grubunun gitaristi, 35 yıl bağımlılıkla mücadele etmiş, şimdi tertemiz, 70 yaşında ununu elemiş, eleğini asmış bir “büyüğümüz”. Zoom’da bana “İstanbul’da iyi kuzu eti nerede yerim” diye soruyor ve chat’e yazdığım isme bakmayıp, önerdiğim restoranın adını bir kağıda yazıp ekrana tutmamı istiyor. Büyük harflerle “Çiya Restaurant” yazdığım kağıdı kameraya yakınlaştırmamı söylüyor ve “öyle dur” diyor. Screenshotını alıyor görüntünün. “İstanbul’a daha önce gelmedim, Türkiye’ye gelmedim. Saat farkımız ne? Şehirle çok ilgilenmiyorum, yemeklerden bahset bana” diyor. O da olur, zevkle bahsederim de hani punk, hani dünyayı yeniden müzikle ayaklandıracaktık, hani Anarchy In The UK, hani Pretty Vacant’tık, hani God Save the Queen? 

Ama o bana adeta “Never Mind The Bollock, Here’s The Sex Pistols” (Saçmalıkları boşver, biz Sex Pistols’uz) diyor adeta. Sonuçta sorduğum soruları evirip çevirip cevap vermemesi de bir anarşi, ben ısrar edince “bak ben 70 yaşındayım ve yapacağımı yaptım şimdi sıra gençlerde, onlar ilgilensin politikayla, dünyayla” demesi de punk değilse, Sex Pistols değilse nedir? 

Sex Pistols

Belki daha fazlasını konuşuruz umudu ile çocukluğumdaki İngiltere’de sokaklarda soluduğum ve hayran kaldığım punk ruhunun şu an tamamen tüketim ve kapitalizmle kaplandığı için üzüldüğümü anlatıyor ve punk’ın atası olarak o ruhu hala sokaklarda bir yerde hissedip hissetmediğini soruyorum. “Bence sisteme karşı hâlâ güçlü bir isyan var. Sadece bu isyan artık punk rock biçiminde karşımıza çıkmıyor olabilir; farklı kuşaklardan, farklı yerlerden yükseliyor” diyerek umut veriyor ve yeni soruma pas atıyor: “Frank, birlikte konser vermeye başladığınızda ‘Dünyanın şu anki halinde bu müziğe daha çok ihtiyacı var’ demişti. Ona katılıyor musun?” Bu kez sert cevap veriyor: “Hayır, bence genç olan kimse, bir şikâyeti varsa ayağa kalkması gereken de o. Söylemek istediği bir şey varsa müzikle ya da kendine uygun başka bir yolla söylesin. Biz kendi payımıza düşeni zamanında yaptık. Ben artık yalnızca iyi vakit geçirmek istiyorum. Açıkçası siyasetle pek ilgilenmiyorum. Gerçekten benim alanım değil.” Devam ediyor: “Sonuçta ben artık 70 yaşındayım. Artık 19 yaşımda yaptıklarımı yapacak değilim. Şu sıralar Frank Carter, Paul Cook ve Glen Matlock’la sahneye çıkıp bu şarkıları çalmaktan büyük keyif alıyorum. Birlikte gerçekten çok iyi vakit geçiriyoruz. Frank de harika; bizden çok daha genç ve bütün o enerjiyi sahneye taşıyor. Kısacası, çok eğleniyoruz.” Frank sahnenize gençlik enerjisi dışında neler kattı diye soruyorum bunun üstüne. Doğrusu şu an “Sex Pistols ft. Frank Carter” sadece bir tribute projesi gibi geliyor bana, Frank Carter sahnede harika olsa da. “Frank’in yaşı değil konu, o bize katıldıktan sonra hepimiz bu yaşta yeniden sahnedeyiz, eğleniyoruz, asıl olay bu”...

Ağzımın payı verilmemişcesine devam ediyorum… “Peki, 90’lardan ve politikadan bahsetmeyi bırakacağım ama son bir sorum var bu konuyla ilgili çünkü biz de şu an benzer sorunları yaşıyoruz. Sizin gençliğinizdeki punk ruhunun doğmasına, isyan etmenize sebep olan politikacılardan Thatcher öldüğünde ya da adına şarkı bile yaptığınız Kraliçe Elizabeth öldüğünde ne hissettiniz, rahatladınız mı?” “Herkes eninde sonunda ölür. Ölümsüz biri var mı? İnsan olmak ölümlü olmak demek. Onlar da yalnızca insan. Kendilerine bir ünvan verilmiş, hepsi bu. Bundan hoşlanmıyorum ama dünyanın düzeni böyle işliyor. Sonuçta Kraliçe Elizabeth öldü ama burada ve dünyada başka ülkelerde monarşi devam ediyor. Ama bu artık turistik bir araç. Tek mesele o turizm sayesinde gelen para kimin cebine gidiyor?” 

Johhny Rotten ve Steve Jones

Direksiyonu müziğe ve belki anlatmak isteyeceği diğer konulara çeviriyorum; tek albümle müzik tarihinin efsanesi olan bir grubun unutulmaz şarkılarının rifflerinin yaratıcısı olup grubun daha çok magazinsel konularla hatırlanmasını konuşmak istiyorum. “Grupla ilgili hikayeler müziğinizin önüne geçti zaman zaman. Bu seni rahatsız ediyor mu” diye soruyorum. Bu kez o da ciddileşip ilk kez anlatmaya başlıyor ve rock tarihini Steve’den dinliyorum: 

“Biz aslında tek bir albüm yaptık. Elbette yanında birkaç başka kayıt, birkaç parça daha vardı ama temel olarak ortada yalnızca bir albüm bulunuyordu. Sonra Sid’in aşırı dozdan ölmesi, Nancy’nin birileri tarafından öldürülmesi gibi bütün o drama var. Nancy’yi kimin öldürdüğünü aslında hiç kimse bilmiyor. Herkesin bir tahmini, bir teorisi var ama kimse gerçekte ne olduğunu bilmiyor. Biz de bilmiyoruz. Çünkü orada değildik.

Bir albüm, televizyonda edilen küfürler, bir de “God Save the Queen”… Şarkı aslında liste birincisiydi ama onu bir numaraya yerleştirmediler. Bir de aynı dönemde birlikte büyüdüğümüz modayı unutmamak gerek. Vivienne Westwood’un çok büyük bir katkısı vardı, Malcolm’un (McLaren) da öyle. Punk’ın yükselmesinin, bunların yaşanmasının tek bir nedeni yoktu; pek çok şey aynı anda bir araya gelmişti.

Rock’n’roll’un ilk ortaya çıktığı yılları düşün. 1950’lerde Elvis, Little Richard, Chuck Berry ve diğerleri vardı. Hepsi solo sanatçıydı. O dönemde bugünkü anlamıyla gruplar yoktu.

Sonra müzik başka bir yere evrildi ve Beatles ile Stones geldi. Grupların öne çıkmaya, kendi müziklerini yazmaya başladığı dönem buydu. Ardından daha birçok grup çıktı ama Beatles ve Rolling Stones bu dönüşümün ön saflarındaydı.

1970’lere geldiğimizde Led Zeppelin, Deep Purple ve daha pek çok büyük rock grubuyla daha sert, daha ağır bir rock müziği ortaya çıktı. Sonra glam rock geldi.

Benim müzikle gerçekten bağ kurduğum dönem de oydu. Glam ortaya çıktığında 14 yaşlarındaydım. Beni asıl heyecanlandıran, müziğe gerçekten ilgi duymamı sağlayan şey David Bowie ve The Spiders from Mars, Roxy Music, Queen gibi gruplardı. Elbette daha pek çok isim vardı ama benim favorilerim bunlardı.

Bundan sonraki adım da punk oldu.

Kimilerine göre punk 1975’te, kimilerine göre 1976’da başladı. Bir kez daha yeni ve farklı bir kuşak ortaya çıkmıştı. Devrimci bir şeydi; müziği ve kültürü yeniden değiştirdi. Ama benim için bütün bunlar aslında rock’n’roll’un devamı. Yalnızca farklı dönemlerde, farklı biçimlere bürünüyor. Hepsi bu. Şimdi de başka bir biçimde devam ediyor.”

Frank Carter ve Steve Jones

“O halde bugünün rock’ı hakkında ne düşünüyorsun” diyerek son kez şansımı deniyorum Lonely Boy kitabında hayatını anlatan rockera: “IDLES’ı seviyorum, gayet iyiler. Arctic Monkeys’i de gerçekten seviyorum; en sevdiğim gruplardan biri. Bence Alex Turner çok iyi bir şarkı yazarı. Gerçekten öyle. Sadece keşke daha fazla albüm yapsa. Yeni bir albüm çıkarmak için çok uzun süre bekliyor. Cigarettes After Sex’i de seviyorum. O müziğe bayılıyorum. Çok rahat dinleniyor ama aynı zamanda insanın aklında da kalıyor. Yani bazı grupları hâlâ dinliyorum. DJ’lik yaptığım dönemde çok daha fazla grup dinlerdim, çünkü yeni müzikleri keşfetmek ve insanlara duyurmak istiyordum. Ama artık eskisi kadar yapmıyorum. Müziği genellikle Apple Music’ten dinliyorum. Orada bir sürü çalma listesi hazırlıyorum. Daha sakin müzikleri, enstrümantal işleri de çok seviyorum. Ama bazen hâlâ sesi sonuna kadar açıp rock yapıyorum. Biz hâlâ sahnede rock yapıyoruz, yanlış anlaşılmasın. Sex Pistols’ı izlemeye geldiğinizde karşınızda hafife alınacak bir grup bulamazsınız. Sahneyi hâlâ gayet iyi sallıyoruz!” 

Tekrar İstanbul’la ilgili sorularına geçip görüşmeyi bitirmeden önce şöyle diyor: “Bak, ergenken öfkelisindir ve hiçbir şeyi umursamazsın. Ya da en azından öyle olman gerekir. Ergenlikte yapman gereken biraz da budur zaten. Hayatın ne olduğunu bilmiyorsundur, saçma sapan şeyler yaparsın. Zaten senden beklenen de budur. Ama yaş aldıkça öğrenirsin. Öğrenirsin, öğrenirsin… Mesele de tam olarak bu. Hayat dediğin şey bu zaten. Ben 70 yaşında sahneden insanlara tükürecek değilim…” Sözünü kesip dayanamayıp 70’i geçmiş ama hala koltuktan kalkmayan ya da toplantıda uyuyup ülke yönetenleri kastederek “Ama ortalıkta gerçekten çok öfkeli 70 yaşında insan da var” diyorum. 

“Evet, elbette öfkeli çok insan var. Ama bu benim hikâyem değil. Benim hikâyem başka. Şanslı bir hayatım oldu. 35 yıldır temizim; alkol ve uyuşturucu kullanmıyorum. Hayatımı tamamen değiştirdim ve şu anda mutluyum. Bugün Sex Pistols ve Frank Carter’la yaptığım şeyi hâlâ yapabiliyor olmaktan da çok mutluyum. Gerçekten harika.”

Nihayet ne demek istediğini anlıyorum. Geçmiş senin hikâyenin bir parçası olabilir ama önemli olan bugün ne olduğun, ne yaptığın ve nasıl hissettiğin. Teşekkür ediyorum hem bugün verdiği ders için hem de bitmeyen ergenliğim boyunca öfkeme eşlik ettikleri için. Long live rock’n roll. We’re still pretty vacant.  

Sex Pistols 25 temmuz akşamı PSM Turkcell Sahnesi'nde. Öncesinde Rashit var.