Tüm müzik tarihinin dinleme alışkanlıklarını değiştiren ve tek tuşla dünyadaki neredeyse var olan tüm şarkılara erişmemizi sağlayan müzik streaming platformu Spotify, müzik dünyasının hem en etkili hem de en çok tartışılan, eleştirilen platformu.
Geçtiğimiz ay Türkiye ofisini açan Spotify’ın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Pakistan ve Türkiye Müzik Direktörü Mark Abou Jaoude ile genç müzisyenlerin daha çok dinlenmek için neler yapmaları gerektiğini, Türkiyeli sanatçıları dünyaya, Times Square’daki dev ekranlara taşıyan programlarını ve daha fazlasını konuştuk.

Spotify kısa süre önce İstanbul ofisini açtı. Sembolik anlamının ötesinde, bu adımın Türk sanatçılar ve dinleyiciler için pratikte de bir karşılığı olacak mı? Daha fazla yerel editör, sanatçı eğitim programları, sektör içgörülerine daha iyi erişim ya da bağımsız müzisyenlerle daha yakın bir iş birliği bekleyebilir miyiz? Hatta Türkiye’nin kendine özgü telif hakkı ve gelir paylaşımı sorunlarının çözümünde daha aktif bir rol görebilir miyiz?
İstanbul’da bir ofis açmak, Spotify olarak Türkiye’ye duyduğumuz uzun vadeli bağlılıkta attığımız önemli bir adım. Yerel ekibimiz ve pazara dair derin uzmanlığımızla bu adım, bizi buradaki müziğe yön veren sanatçılara, söz yazarlarına, plak şirketlerine, menajerlere, dağıtımcılara, hayranlara, karar vericilere ve kültürel iş ortaklarına çok daha fazla yaklaştırıyor. Böylece onlara daha yakın, daha ulaşılabilir ve iş birliğine daha açık bir partner olabiliyoruz.
Bu yıl daha şimdiden, 200’ü aşkın iş ortağını bir araya getiren iki Spotify Masterclass gerçekleştirdik. Sanatçılara ve ekiplerine; streamingin nasıl işlediğini daha iyi kavramaları, Spotify’da büyümeleri ve dinleyici kitlelerini geliştirmeleri için doğrudan fırsatlar sunmayı sürdüreceğiz. Bu ofis aynı zamanda, müziğin yerelde gerçek bir güce, güçlü bir kültürel karşılığa ve uzun vadeli büyüme potansiyeline sahip olduğu pazarlara daha derinlemesine yatırım yapma isteğimizi de yansıtıyor. Türkiye tam da böyle bir pazar. Yurt dışından dinlenmeler bu tablonun önemli bir parçası; ama bağlılığımız bunun çok ötesinde. Türk müziğini dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerle buluşturmak kadar, ekosistemi kendi içinde de güçlendirmeyi önemsiyoruz. Bu da sanatçılara daha fazla fırsat ve kimliklerini platformumuzda korumaktan telif gelirlerinin nasıl işlediğini anlamaya kadar kariyerlerini inşa etmek için ihtiyaç duydukları bilgiye daha net bir erişim sunmak anlamına geliyor. Sahada bir ekibimizin olması, bu konuşmaların içinde daha doğrudan ve yapıcı bir şekilde yer almamıza yardımcı olacak.
Spotify uzun yıllardır bu pazarda varlığını sürdürüyor dolayısıyla bu ofis, buradaki hikayemizin başlangıcı değil, bir sonraki bölümü. Uzun süredir Masterclass’lar ve RADAR, EQUAL, ICON Türkiye gibi girişimlerle sanatçıları, iş ortaklarını ve hayranları bir araya getiriyoruz. İstanbul’da kalıcı bir üsse sahip olmak ise tüm bunların çok daha fazlasını yapmamıza olanak sağlayacak. Yani evet, müzik camiasını bir araya getirecek daha fazla fırsat göreceksiniz. Ancak bizim için esas olan, etkinliklerde görünür olmak değil, her gün burada olmak, ulaşılabilir olmak ve Türkiye’deki müzik ekosistemiyle sürekli temas halinde kalmak.
RADAR, yeni nesil sanatçıları keşfeden bir program olarak konumlanıyor. Ancak günümüzde platformlar yalnızca yetenekleri keşfetmiyor, kimin keşfedileceğini de şekillendiriyor. Spotify, bu etkiyle birlikte gelen sorumluluğu nasıl tanımlıyor?
Bu sorumluluğu ciddiye aldığımızı söyleyebilirim. Bizim rolümüz kimin başarılı olacağının kararını veren olmak değil. Rolümüz, özgün seslere sahip yetenekli sanatçıların dinleyicilerle buluşması için daha fazla fırsat yaratmak ve bu fırsatların Türkiye’deki yetenek çeşitliliğini yansıtmasını sağlamak. RADAR’a da bu bakış açısıyla yaklaşıyoruz. İnsan değerlendirmesi, yerel kültürel bilgi ve dinleyiciye dair içgörülerin tamamı bu süreçte rol oynuyor. Ancak odağımızda her zaman özgün bir kimliğe, güçlü bir yaratıcı vizyona ve uzun vadeli bir kariyer inşa etme potansiyeline sahip sanatçılar var. Spotify bir kapıyı aralamaya yardımcı olabilir. Ancak en nihayetinde, hangi sanatçının hayatlarının bir parçası olacağına dinleyiciler karar veriyor.

RADAR Türkiye için sanatçı seçerken temel kriterleriniz neler? Streaming verisini, özgünlüğü, sanatsal vizyonu ve büyüme potansiyelini nasıl dengeliyorsunuz?
Net bir kimlik algısı olan, özgün bir şeyler ifade eden ve kendine özgü bir sound ya da hikaye yaratan sanatçılar arıyoruz. Burada mesele trendlerin peşinden gitmekten ziyade, güçlü bir yaratıcı vizyona sahip ve uzun vadeli bir kariyer inşa etme potansiyeli taşıyan sanatçılara odaklanmak. Zamanlama da önemli bir rol oynuyor. RADAR, sanatçıların yolculuklarının kritik bir aşamasında yanlarında olmayı amaçlıyor; doğru platform ve destekle yakaladıkları ilk ivmenin çok daha büyük bir başarıya dönüşebileceği bir zamanda, onları destekliyor.
RADAR’ın bize gösterdiği en önemli şeylerden biri de müzik keşfinin ne kadar küresel hale geldiği. Bir sonraki büyük çıkış yapacak sanatçı Lagos’tan, Jakarta’dan ya da İstanbul’dan çıkabilir ve kendi ülkesinin çok ötesindeki kitlelerle buluşabilir. Bizim rolümüz bu bağlantıları mümkün kılmak. Sanatçı seçerken çeşitliliği desteklemek de yaklaşımımızın merkezinde yer alıyor; çünkü günümüzde insanlar müziği bu şekilde dinliyor. Dinleyiciler hip hop’tan indie’ye, elektronikten alternatife kadar farklı türler ve kültürler arasında akışkan bir şekilde geçiş yapıyor ve biz de farklı background’lara ve müzikal etkilere sahip, geleceği temsil eden sanatçıları bir araya getirerek bu çeşitliliği yansıtmayı hedefliyoruz.
Sonuç olarak, doğru platform sağlandığında yerli müzik sahnesinin geleceğini şekillendirme potansiyeline sahip sanatçıları arıyoruz; tıpkı şu anki RADAR Türkiye sanatçılarımız Melis Karaduman ve üçkuruş’un bunu başaracağına inandığımız gibi.
Spotify, RADAR Türkiye sanatçıları için güçlü büyüme rakamları paylaştı. Dinlenme ve takipçi sayılarının ötesinde, programın uzun vadeli başarısını nasıl ölçüyorsunuz?
Dinlenme sayıları ve takipçi artışı ilk göstergeler olarak yararlı ancak bunlar RADAR’ın başarısının tek başına belirlemiyor. Programın asıl değeri, sanatçılar ve ekipleriyle yürüttüğümüz yakın çalışmada; onların kitlelerini daha iyi anlamalarına ve büyütmelerine yardımcı olan içg örülerle editoryal ve pazarlama desteğini birleştirmemizde yatıyor. Zaman içinde bu ivmenin daha kalıcı bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceğine bakıyoruz. Dinleyicilerin
aynı müziğe geri dönmesi, sanatçının kataloğunun daha fazlasını keşfetmesi, şarkılarını kendi çalma listelerine eklemeleri ve sanatçıyı kendi ülkelerinin dışındaki pazarlarda da tanıması önemli göstergeler. Ayrıca kurulan bu bağın, canlı performanslara yönelik talebin artmasından ve iş birliklerinden yeni sektör ortaklıklarına kadar, daha geniş kariyer fırsatlarına dönüşüp dönüşmediğini de inceliyoruz.
Küresel ölçekte RADAR sanatçıları, program başladığından bu yana 6,5 milyardan fazla kez keşfedildi ve müzikleri, dinleyicilerin oluşturduğu 1,1 milyardan fazla çalma listesine eklendi.
Ceren Sagu, Baran Mengüç, Selin, Sena Gül öne çıkan RADAR Türkiye mezunlarından yalnızca bazıları. RADAR en çok, etkisi kampanya bittikten sonra da sürdüğünde başarılı oluyor; yani bir sanatçı, kendisini farklı kılan özelliklerini hayranlarıyla kalıcı bir bağa ve kariyeri için daha sağlam bir temele dönüştürmeyi başardığında.

Bağımsız sanatçılar çoğu zaman büyük plak şirketleriyle anlaşmış sanatçılarla aynı kaynaklara sahip değil. Spotify, RADAR gibi programların onlara adil bir şans tanımasını nasıl sağlıyor?
Sanatçılara kariyerlerinin farklı aşamalarında destek veriyoruz, ister bağımsız ister bir plak şirketine bağlı olsunlar. Büyük yetenekler her yerden çıkabilir ve tüm sanatçılara keşfedilmeleri için adil bir fırsat tanınmalı diye düşünüyoruz.
RADAR, yeni nesil müzik yeteneklerini keşfetmek, gelişimlerini desteklemek ve seslerini daha geniş kitlelere ulaştırmak için kuruldu. Kendine özgü bir kimliği, güçlü bir yaratıcı yönü ve kalıcı bir şey inşa etme potansiyeli olan sanatçılara odaklanıyor; onları editoryal görünürlük, pazarlama çalışmaları ve yeni dinleyicilerle buluşma fırsatlarıyla destekliyoruz.
Ayrıca, özellikle yerel yeni yetenekleri desteklemeye odaklı Fresh Finds Türkiye programımız da var. Bu program, bağımsız sanatçılara yeni dinleyicilere ulaşmaları ve ivme kazanmaları için kendilerine ait bir alan sunuyor.
Bu programların ötesinde Spotify for Artists de; sanatçılara ve sanatçı ekiplerine, kariyerlerinin hangi aşamasında oldukları ya da bağımsız mı yoksa bir plak şirketine bağlı mı çalıştıkları fark etmeksizin içgörülere ve fırsatlara erişim sağlıyor.
Bağımsız bir sanatçı size bugün Spotify’da başarılı olmak için yapması gereken en önemli üç şeyi sorsa, cevabınız ne olurdu?
Birincisi, kim olduğunuzu bilin. Güçlü bir sanatsal kimlik, tek bir şarkıyı dinleyiciyle gerçek bir bağa dönüştüren en önemli şeydir. Canlı bir performans, bir prova veya yaratıcı sürece ufak bir bakış gibi otantik anlar, hayranların sanatçıyı ve müziğin ardındaki hikayeyi anlamalarına yardımcı olabilir.
İkincisi, kitlenizi tanıyın ve büyütün. Dinleyicilerin müziğinizi nerede bulduğunu, hangi şarkılara tekrar tekrar geri döndüğünü ve kitlenizin nerede büyüdüğünü görmek için Spotify for Artists’i kullanın. Profilinizi ve konser tarihlerinizi güncel tutun; dinleyicilere, kataloğunuzun geri kalanını keşfetmeleri ve tek bir albümden sonra da sizi takip etmeleri için sebepler verin.
Üçüncüsü, elinizdeki araçlardan tam olarak yararlanın. Henüz yayınlanmamış müziklerinizi, çıkış tarihinden en az yedi gün önce Spotify for Artists aracılığıyla editörlere öneri olarak sunun. Bu tamamen ücretsiz bir hizmet ve hem sanatçıların hem de ekiplerinin kullanımına açık. Bu yöntem aynı zamanda, editörlerimize parçayı değerlendirmek için zaman tanıyor ve müziğinizin Release Radar aracılığıyla takipçilerinize ulaşmasını sağlıyor.
Sonuçta başarı, bir dinleyicinin şarkınıza bir kez “play” tuşuna basmasını sağlamaktan ibaret değil. Asıl başarı, hayranlarınızla onları tekrar tekrar size geri dönmeye, yolculuğunuzu takip etmeye ve zaman içinde kariyerinizi desteklemeye teşvik eden bir ilişki kurmada.

Türkiye listelerine doğal olarak yerel sanatçılar hâkim. Bu kadar güçlü bir yerel pazar, Türk müzisyenlerin küresel kariyerler inşa etmesine yardımcı mı oluyor, yoksa onları kendi ülkelerindeki kitleye fazla bağımlı mı kılıyor?
Sanatçıların çoğunun yolculuğu kendi ülkesinde başlıyor. Yerel hayranlarla güçlü bir bağ kurmak, uluslararası dinleyicilere ulaşmak kadar değerli; çünkü bu yerel kitle, sanatçıya üzerine büyümeye devam edebileceği bir temel sağlıyor. Bu temel Türkiye’de özellikle çok güçlü. Spotify Türkiye Top 50 listesindeki parçaların yüzde 90’ından fazlası yerel müzikten oluşuyor; bu da yerel sanatçılarla dinleyiciler arasındaki derin bağı yansıtıyor.
Türk sanatçıların bu yerel ivmeyi büyüterek dünyanın dört bir yanındaki kitlelere ulaştığını da görüyoruz. Manifest ve Ajda Pekkan’ın “Hileli”si, Spotify’ın Global Yeni Çıkan Şarkılar listesinde 1 numaraya yerleşti; UZI ve Motive’nin albümü ise Global Yeni Çıkan Albümler listemize 1 numaraya yerleşti ve Türkiye’den global ölçekte 1 numaraya ulaşan ilk albüm olarak tarihe geçti.
İşte tam bu anlar, yerel gücün ve uluslararası büyümenin bir arada ilerleyebileceğini gösteriyor. Sanatçılar, Türkiyedeki dinleyicileriyle bağlarını derinleştirirken, aynı zamanda diaspora toplulukları ve Türk müziğini ilk kez keşfedenler de dahil olmak üzere pazar dışındaki kitlelere de ulaşabiliyor.
Her şeyin başladığı yer her zaman yetenek. Bizim işimiz, sanatçıları Türkiye’de kitlelerini büyütürken desteklemek ve müziklerinin dünya genelinde keşfedilmesi için daha fazla fırsat yaratmak. Yalnızca Nisan 2026’da, Türkiye dışındaki yaklaşık 53 milyon kullanıcı bir Türk sanatçıyı ilk kez dinledi.
Latin müziği ve K-pop yalnızca streaming sayesinde değil, güçlü sektör yatırımı ve kültürel ihracat stratejileri sayesinde de küreselleşti. Türk müziğinin benzer bir sıçrama yapması için hâlâ eksik olan şey nedir, yerel sektörümüz bu örneklerden ne öğrenmeli?
Bence Latin müziği ve K-pop, müziğin sınırların ötesinde nasıl bağ kurabileceğine dair bize çok şey gösteriyor. Latin müziği, sanatçıların diline ve kültürüne sımsıkı bağlı kalırken küresel bir kitle kurabileceğini kanıtlıyor. K-pop ise farklı bir model sunuyor; istikrarlı yatırımla, uluslararası iş birlikleriyle, güçlü görsel ve sahne unsurlarıyla ve son derece bağlı hayran topluluklarıyla şekillenen bir model.
Yolları farklı olsa da buradan çıkarılacak ortak ders, tutarlılık. İstikrar. Sanatçıları zaman içinde desteklemek, hayranlarla anlamlı ilişkiler kurmak ve müziğin yeni pazarlara ulaşması için daha fazla fırsat yaratmak.
Türkiye’nin zaten olağanüstü bir yeteneği, kendine özgü bir müzik kültürü ve yurt içinde son derece bağlı bir kitlesi var. Buradaki mesele iki modelden birini kopyalamak değil; bu mevcut güçlü yanların üzerine istikrarlı bir destek ve pazarlar arası daha fazla bağ kurarak inşa etmek. Böylece yerli sanatçılar hem kendi ülkelerindeki kitleyle bağlarını derinleştirebilir hem de uluslararası alanda yeni dinleyicilere ulaşabilir.

Genç dinleyicilerin katalog müziğini yeniden keşfetmesinden bahsetmiştiniz. Türkiye’de arabeske, Anadolu rocka ve 90lar Türk popuna yönelik yeniden canlanan bir ilgi görüyoruz. Bu, yalnızca nostalji mi, yoksa günümüz dinleyicilerine dair daha derin bir şeyi mi yansıtıyor?
Bence bu, nostaljinin ötesinde bir şeyi yansıtıyor. Genç dinleyiciler Türkiye’nin müzik mirasını aktif olarak keşfediyor ve onu kendi kimliklerinin bir parçası haline getiriyor. Türkiye’de katalog dinlenmelerinin yüzde 44’ü 18-24 yaş arası dinleyicilerden geliyor; özellikle 1990’lar ve 2000’lerin müziği çok güçlü bir büyüme gösteriyor. Bu şarkıların çoğu, o dinleyiciler daha doğmadan yayınlanmıştı. Yani onlar tanıdık bir müziğe geri dönmüyor aslında; onu kendileri için ilk kez keşfediyor.
ICON Türkiye’nin ardındaki fikir de tam olarak bu: Katalog müziğini yalnızca geçmişe ait bir şey gibi görmemek, yeni nesillerin, kültürü şekillendiren sanatçılar ve şarkılarla kendi bağlarını kurmalarına yardımcı olmak. Türk müziğinin olağanüstü bir geçmişi var; ama aynı zamanda gelişmeye devam ediyor. Genç dinleyiciler bu mirası kendi tarzlarıyla geleceğe taşıyor. Bizim işimiz de Türk müzik kültürünün her katmanını kutlamak ve yeni nesillerin Türkiye’nin bu müzikal mirasını sahiplenmesini sağlamak.
Kişiselleştirilmiş öneriler müzik keşfini kolaylaştırıyor, ama aynı zamanda dinleyicileri algoritmik balonların içine hapsetme riski de taşımıyor mu? Kişiselleştirmeyi gerçek keşifle nasıl dengeliyorsunuz?
İyi bir kişiselleştirme kullanıcıların neleri sevdiğini anlamalı ancak keşif sürecini de kapalı bir döngüye dönüştürmemeli. Spotify’da keşif birçok farklı yoldan gerçekleşiyor: Müzik ve kültür uzmanlarının hazırladığı editoryal çalma listeleri, Haftalık Keşif ve Yeni Müzik Radarı gibi kişiselleştirilmiş çalma listeleri ve insan küratörlüğüyle teknolojinin birlikte çalıştığı kişiselleştirilmiş editoryal çalma listeleri. Dinleyiciler ayrıca yeni türleri keşfederek, sanatçıları takip ederek, şarkıları kaydederek ve çalma listelerine müzik ekleyerek de deneyimlerini kendileri şekillendirebiliyor.
Dinleyicilere daha fazla görünürlük ve kontrol vermek için yeni yollar da deniyoruz. Prompted Playlist, kullanıcıların ne dinlemek istediklerini aktif olarak yönlendirmelerine olanak tanırken, Taste Profile ise Spotify'ın kullanıcı zevkini nasıl yorumladığını anlamalarına ve buna göre ayarlamalarına yardımcı olmak üzere tasarlandı. Bu beta sürümleri şu anda Türkiye’de mevcut değil, ancak izlediğimiz yönü yansıtmaları açısından önemli.
TikTok gibi kısa video platformlarında viral olan şarkılar çoğu zaman Spotify’da da iyi performans gösteriyor. Spotify’da daha fazla görünür olmanın kestirme yolu; sanatçıların müziklerini yazma ve kurgulama biçimini değiştiriyor mu? Şarkılar artık daha mı TikTok dostu hâle geliyor?
Müzik keşfi pek çok yerde başlayabilir: Spotify’da, sosyal medyada, bir filmde ya da dizide, bir konserde veya bir arkadaş tavsiyesiyle. Önemli olan, sonrasında ne olduğu.
Spotify, dinleyicinin kısacık bir kesiti duymaktan şarkının tamamını deneyimlemeye geçtiği yer; onu kaydettiği, sanatçının kataloğunu keşfettiği ve zevkine hitap eden başka müzikleri bulduğu yer. Sanatçılar, her zaman içinde bulundukları dönemin formatlarına ve kültürüne uyum sağladı: radyo programlarından ve müzik videolarından günümüzün kısa formatlı platformlarına kadar bunun birçok örneğini gördük, bazı sanatçılar, şarkılarının buralarda nasıl karşılık bulabileceğini elbette düşünebilir. Ancak başarının tek bir formülü yok ve Spotify, sanatçılara müziklerini nasıl üretmeleri veya yapılandırmaları gerektiğini dair herhangi bir kural koymaz. Viral bir an, bir şarkıyı çok kısa sürede geniş bir kitleyle tanıştırabilir. Ama kalıcı başarı, dinleyiciler geri dönmeyi, daha fazlasını keşfetmeyi ve sanatçıyla daha derin bir ilişki kurmayı seçtiğinde mümkün oluyor.
Spotify için, yalnızca çok dinlenen bir şarkı ile gerçekten sevilen bir şarkı arasındaki fark nedir? Kaydetme, tekrar modu gibi hangi dinleyici davranışları en çok önem taşıyor?
Duyulmakla, bilinçli olarak tercih edilmek arasında gerçek bir fark var. Yüksek bir dinlenme sayısı, bir şarkının insanlara ulaştığını gösterir; ama tek bir hareket, o şarkının gerçekten sevildiğini söylemeye yetmez. Daha derin bir bağ, zaman içinde oluşan bir örüntüyle ortaya çıkıyor: Dinleyicinin müziğe geri dönmesi, sanatçıyı araması, şarkıları kaydetmesi, kendi çalma listelerine eklemesi, sanatçıyı takip etmesi, müziği paylaşması ve kataloğun geri kalanını keşfetmesi gibi.
Bu bağın derinliğini, “süper dinleyici” dediğimiz kitlede görüyoruz: Bir sanatçıyı 28 gün içinde bilinçli olarak en az 15 kez dinleyen kişiler. Ortalamada bir sanatçının aylık dinleyicilerinin yaklaşık yüzde 2’sini oluşturuyorlar; ama aylık dinlenmelerin yüzde 18’inden fazlasını tek başlarına oluşturan onlar. Üstelik yarısından fazlası, sanatçıyı keşfettikten altı ay sonra hâlâ dinlemeye devam ediyor.
Yani mesele tek bir sinyal ya da birinin tekrar tuşuna basıp basmaması değil. Mesele, dinleyicilerin o müziği tercih etmeyi sürdürmesi ve arkasındaki sanatçıyla daha derin bir ilişki geliştirmesi.
Bir şarkının ilk haftası, Spotify’daki geleceğini ne ölçüde belirliyor? Yavaş başlayan parçalar yine de organik olarak çıkış yapabiliyor mu?
İlk hafta önemli olabilir ama bir şarkının geleceğini belirlemez. Sanatçıya ve ekibine, dinleyicilerin nasıl tepki verdiğine dair ilk fikri verebilir ama keşif tek bir takvime bağlı değil. Bir şarkı, kulaktan kulağa, turnelerle, editoryal destekle, sinema ya da televizyonla, sosyal medyayla, hatta ilk çıkışından yıllar sonra gelen bir kültürel anla büyüyebilir. “Jerusalema” bunun güzel bir örneği. Küresel başarısı bir anda gelmedi; önce Güney Afrika’da güçlü bir yankı uyandırdı, ardından küresel bir fenomen haline geldi. İyi müzik, on yıllar sonra bile yeni bir kitle bulabiliyor. Kate Bush’un “Running Up That Hill” şarkısı, ilk çıkışından 37 yıl sonra, 2022’de Stranger Things’te yer almasının ardından yeniden zirveye tırmanmıştı. Streaming’in en heyecan verici yanlarından biri de bu: Şarkının çıkış tarihi, hayatının başlangıcı; başarılı olması için son günü değil.
Pek çok sanatçı, Discovery Mode gibi programların görünürlük için ödeme sistemi yarattığını savunuyor. Bu endişelere nasıl yanıt veriyorsunuz ve Spotify, önerilerin nasıl etkilendiği konusunda daha fazla şeffaflık sağlamayı düşünüyor mu?
Sanatçıların bu endişeyi neden dile getirdiğini anlıyoruz; bu yüzden Discovery Mode’un nasıl çalıştığını net olarak anlatabilmek önemli. Discovery Mode, uygun sanatçıların ve ekiplerinin öncelik verdikleri parçaları belirlemesine olanak tanıyan, isteğe bağlı bir pazarlama aracı. Bu tercih, belirli kişiselleştirilmiş öneri alanlarında hesaba katılan binlerce sinyalden yalnızca biri haline geliyor.
Seçilen bir şarkının önerilme ihtimalini artırabilir; ama ne bir öneriyi ne de bir dinlenmeyi garanti eder. Dinleyicinin tepkisi belirleyici olmaya devam ediyor: İnsanlar bir parçayla etkileşime geçmiyorsa, bu da sonraki önerilerde hesaba katılan bu oluyor. Peşin bir ücret yok. Spotify yalnızca Discovery Mode bağlamlarında gerçekleşen dinlenmeler üzerinden bir komisyon alıyor; diğer tüm alanlardaki dinlenmeler bu komisyona tabi değil. Sanatçılar aracı, hedeflerine hizmet ettiğinde açıp işlerine yaramadığında kapatabiliyor.
Amaç, kariyerlerinin farklı aşamalarındaki sanatçılara tanıtım araçlarına daha geniş bir erişim sunarken, dinleyici etkileşimini önerilerin merkezinde tutmak.

Spotify Wrapped başlı başına kültürel bir olaya dönüştü. Benzer bir etki yaratabilecek yeni interaktif formatlar ya da özellikler üzerinde çalışıyor musunuz?
Wrapped, çok daha büyük bir fikrin somut bir göstergesi: Son derece kişisel bir şeyi, yani kendi dinleme geçmişinizi alıp eğlenceli ve kolayca paylaşılabilir hale getirdiğinizde, bu gerçek bir kültürel fenomene dönüşebiliyor. Yalnızca 2025 yılında Wrapped, dünya genelinde 620 milyondan fazla kez paylaşıldı.
Bu düşünceyi yıl sonu anının ötesine de taşıyoruz. Bu yaz, Türkiye’deki dinleyiciler için özel geliştirdiğimiz interaktif deneyim Yazlıkçılık 101’i hayata geçirdik. Deneyim, dinleyicilerin dinleme alışkanlıklarından yola çıkarak onları Türkiye’nin yaz kültüründen ilham alan eğlenceli yaz kişilikleriyle eşleştiriyor; yanına da kişiselleştirilmiş müzik ve paylaşılabilir kartlar ekliyor.
Spotify 20 de aynı prensiple ilerledi; dinleyicilerin Spotify’la kendi geçmişlerindeki dönüm noktalarını keşfetmelerine olanak tanıdı. Türkiye, ilk günündeki etkileşimde en yüksek 10 pazar arasına girdi; bu da buradaki dinleyicilerin, hayatlarını müzik üzerinden yansıtan deneyimlere ne kadar güçlü karşılık verdiğini gösteriyor.
Yani evet, kişisel, interaktif ve paylaşılabilir deneyimler üzerine denemeler yapmayı sürdüreceğiz; üstelik bunların daha fazlasını özellikle Türkiye’nin kültürünü ve dinleyicilerini düşünerek üreteceğiz.
Editoryal çalma listeleri bir sanatçının kariyerini dönüştürebiliyor. Spotify editörleri bu kararları verirken veriyi, kültürel karşılığı, çeşitliliği ve editoryal sezgiyi nasıl dengeliyor?
Editörlerimiz veri içgörülerini; keskin bir kulakla, kültürel bir sezgiyle ve yerel müzik sahnesine dair derin bir birikimle birleştiriyor. Veri bir ivmeyi, değişen dinleme alışkanlıklarını ya da bir kitleyle bağ kurmaya başlayan bir şarkıyı fark etmelerine yardımcı olabilir. Ama editoryal kararı veri vermiyor. Editörler müziğin kendisini, kültürel bağlamını, sanatçının hikayesini ve bir çalma listesinin anlamlı bir tür ve ses çeşitliliğini nasıl temsil edebileceğini de göz önünde bulunduruyor.
Bu yerel uzmanlık Türkiye’de özellikle kıymetli. Bu pazarın müziği yalnızca rakamlarla anlaşılmaz; onun tarihini, sahnelerini ve o an kültürel olarak neler olup bittiğini bilen insanlar gerekir.
Sonuç olarak veriler bir sinyal ortaya koyabilir; ancak bu sinyalin ne anlama geldiğini ve müziğin dinleyicilerde en güçlü karşılığı nerede bulabileceğini editoryal değerlendirme belirler.
Spotify çalma listelerinin yaklaşık yüzde kaçı insan editörler tarafından, yüzde kaçı yapay zekâ ya da algoritmik öneri sistemleri tarafından hazırlanıyor? Ve önümüzdeki birkaç yılda bu dengenin nereye gideceğini düşünüyorsunuz?
Aslında bu tam bir ayrım değil; insan editörlüğü ile algoritmik kişiselleştirme, birlikte çalışacak şekilde tasarlandı. Editörlerimiz, hiçbir algoritmanın taklit edemeyeceği derin bir müzik birikimi ve kültürel bağlam getiriyor. Bir şarkının şu an neden önemli olduğunu, hangi ruh haline hitap ettiğini, bir kültürel anla nasıl bağ kurduğunu biliyorlar. Ve en önemlisi, dünyanın dört bir yanındaki pazarlarda sahadalar. Dünyanın her yerindeki yerel editör ekiplerimiz her hafta binden fazla çalma listesi hazırlıyor ve yerel sanatçıların ve türlerin platformda öne çıkmasını sağlıyor.
Kişiselleştirme teknolojimizin yaptığı şey ise bu editoryal vizyonu alıp ölçeklendirmek. Böylece herkesi memnun etmeye çalışan tek bir sabit çalma listesi yerine, yüz milyonlarca dinleyicimizin her biri kendi zevkine göre şekillenen bir deneyim yaşıyor. Haftalık Keşif ve Yeni Müzik Radarı gibi alanların gücü bu kişiselleştirmeden geliyor; ama onları besleyen müzikal zeka tamamen insana ait. Ve sonuçları da görebiliyorsunuz. Bugün Spotify’da dinlenen müziğin yalnızca yüzde 47’si İngilizce. Pazarların yüzde 90’ınin bir numarası, yerel dilde müzik yapan bir sanatçı. 2025’te,Türkçe dahil 16 farklı dilde şarkı Global Top 50’mize girdi; bu, beş yıl öncesinin iki katından fazla. Bu, tek başına algoritmalarla olmaz. Dünya standartlarında bir kişiselleştirmeyi, pazarını gerçekten tanıyan editör ekipleriyle birleştirdiğinizde olur.
Yapay zekâ üretimi müzik hızla gelişiyor. Spotify, yaratıcı yapay zekâ araçları ile ses klonlama veya spam gibi etik sınırları aşan içerikleri nasıl ayırt ediyor?
Önemli olan şu ki, müzikte yapay zeka siyah ya da beyaz kadar net bir konu değil. Bu bir yelpaze ve bizim odağımız da çok net: Spam’i, taklidi ve aldatmayı durdurmak; bunu yaparken de yapay zekayı sorumlu bir şekilde kullanan sanatçıları desteklemek. Kimlik taklidine karşı korumalarımızı güçlendirdik. Buna, yapay zeka ile oluşturulan ses klonlarına yönelik önlemler, yeni bir spam filtresi ve müzik üretiminde yapay zeka kullanıldığının DDEX aracılığıyla sektör standardına uygun şekilde beyan edilmesini destekleyen uygulamalar da dahil. Son bir yılda, çoğu sistemi kandırmak için tasarlanmış özensiz yapay zeka yüklemelerinden oluşan 75 milyondan fazla spam parçayı kaldırdık. Sanatçı kimliğini korumayı en öncelikli işlerimizden biri haline getirdik. Yapay zeka ses klonlarını da kapsayan yeni bir taklit politikası tanıttık ve iki önemli aracı devreye aldık: Bunlardan ilki, sanatçıların yeni çıkan müzikleri profillerinde görünmeden önce inceleyip onaylamasına olanak tanıyan ve böylece onların izni olmadan hiçbir şeyin adları altında yayınlanmamasını sağlayan Sanatçı Profili Koruması. İkincisi ise bir profilin incelendiğini ve özgünlük ile güven kriterlerimizi karşıladığını dinleyicilere gösteren bir rozet olan Verified by Spotify. Ağırlıklı olarak yapay zeka üretimi ya da yapay zeka karakteri sanatçıları temsil eden profiller bu rozete hak kazanamıyor.
Öte yandan, Spotify hiçbir şekilde müzik üretmiyor ya da müziğin sahibi değil. Platformdaki her parça lisanslı üçüncü taraflarca sağlanıyor ve telif ücretleri gerçek dinlenmelere göre belirleniyor. Yapay zekanın giderek daha fazla şekillendirdiği bir dünyada, insan uzmanlığı azalmak yerine daha da kıymetli ve nadir hale geliyor. Sektörle birlikte sorumlu bir gelecek yolu da inşa ediyoruz. İçerik üreticilerinin yerini almak yerine onları güçlendiren yapay zeka ürünleri için Sony, Universal, Warner, Merlin ve Believe ile çalışıyoruz. Bu yeni dönemde en çok önem taşıyan şeyler, yani zevk, güven ve kültür, aslında Spotify için her zaman önemli olmuştur.
“Video killed the radio star” unutamadığımız ve çok doğru bir şarkı sözü ve streaming de tartışmasız fiziksel albümün sonunu getirdi. Bu değişim zincirinde, bugün Spotify için en büyük tehdidin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Ben bu zincire biraz farklı bakıyorum. Spotify, korsanlığın müzik endüstrisini büyük bir baskı altına aldığı bir dönemde doğdu; dinleyicileri yeniden lisanslı müziğe kazandıracak, bunu yaparken de sanatçılara ve hak sahiplerine değer üretecek sürdürülebilir bir yola ihtiyaç vardı.
Bence en büyük tehdit belirli bir rakip ya da teknoloji değil. Asıl tehdit, dinleyiciler ve içerik üreticileriyle birlikte gelişememek; ya da onlara her gün sunmamız gereken değeri gözden kaçırmak. Bizim için mesele, insanların Spotify’da geçirdiği zamanı nasıl deneyimlediğine dayanıyor. Etkileşimi sırf etkileşim olsun diye önemsemiyoruz. İnsanların dinleyerek, keşfederek ve sanatçılarla bağ kurarak geçirdiği zamanın gerçekten değerli hissettirmesini istiyoruz. Bu da, dinleyicilerin ve içerik üreticilerinin güvenini kazanmaya devam ederken, teknolojiyi insan uzmanlığıyla birleştirmeyi sürdürmemizi gerektiriyor. Teknoloji değişecek ama zevk, güven ve kültür, yaptığımız işin merkezinde yer almaya devam edecek.
Son sorum daha çok sizinle ilgili! En sevdiğiniz Spotify çalma listesi hangisi ve bu, kendi dinleme alışkanlıklarınıza dair ne söylüyor?
Kesinlikle daylist. Gün boyunca kim olduğumu bana anlatıyor ve çalma listesi başlıkları neredeyse her zaman ürkütücü derecede isabetli oluyor. Çok keyifli.

%20(2).jpg)
%20(3).jpg)
