Elektronik müzikte “canlılık” dendiğinde çoğu zaman akla butonlar, ekranlar ve loop’lar gelir. Stavroz ise bunun tam tersini yapıyor — müziğini duygudan, iletişimden ve anın enerjisinden inşa ediyor. Onlara göre beat de duygu da aynı kaynaktan, insandan doğuyor. Makine sadece bu ifadeyi büyüten bir araç. Çatı katındaki stüdyolarında küçük bir demokrasi gibi çalışan grup, sahnede ise büyük bir birlik hissi yaratıyor. Belçika’nın politik uzlaşma kültüründen, deniz sisiyle dolu hayali manzaralara uzanan çok sevdiğimiz Stavroz dünyası, hem akla hem kalbe dokunan bir denge arayışı gibi. O arayış, 31 Aralık’ta İstanbul’da JJ Arena Ataşehir sahnesinde yeniden hayat bulacak. Ben de öncesinde grupla sohbet etme imkanı yakaladım.
Müziğinizde her zaman bir mekân hissi var, deniz sisi, yollar, uzakta kalan evler gibi. Bu atmosferleri nerede buluyorsunuz: şehirlerde mi, doğada mı, yoksa insanlarda mı? Yoksa bu, ait olma arayışınızla mı ilgili?
Bence bu atmosferler zaten zihnimizin içinde var. Biz sadece hoşumuza gideni yaratıyoruz. Belki de zihnimizde bir tür çorak arazide yaşıyoruz… biraz sinematik bir arazi, kim bilir.
Belçika’yı “uzlaşma ülkesi” olarak tanımlıyorsunuz web sitenizde. Ben hep tam tersini düşünmüştüm! Bana göre Belçika ya fazla diplomatik ya da fazla rahat. Ülkenizin bu hâli müziğinize nasıl yansıyor?
Belçika siyasetinde, farklı partilerin sürekli uzlaşmak zorunda kaldığı bir baskı vardır. Politik ve bölgesel açıdan oldukça karmaşık bir yapı. Bu durum bizim gruba da yansıyor, çünkü biz de kendi aramızda uzlaşmak zorundayız. Kararların çoğunlukla alındığı bir yerde, azınlık bazen ödün vermek durumunda kalıyor. Kısacası, çatı katındaki stüdyomuzda minik bir demokrasi yaşıyoruz.
Elektronik müzik yaptığınız halde sound’unuzda çok duygusal bir yan var. Beat ve duygu arasındaki dengede beatler makine, duygular insan için mi doğuyor?
Bu kıyaslamayı çok sevdim! Ancak hem beatler hem de duygular insan için, insandan doğuyor. Makine bizim bunları ifade etmemiz için bir araç sadece. Belki de sadece doğamız gereği “insani” bir şey yaratmak istiyoruz. Makineler ve elektronik taraf, doğada birebir karşılığı olmayan bazı unsurları büyütmemize, altını çizmemize izin veriyor.
Peki şarkıları yapmaya bir duygu ile mi başlıyorsunuz yoksa o duygu sizi yolda mı yakalıyor?
Bence herkes bir duyguyla başlar, ne yaparsak yapalım. Bir şarkının niyetinin, çoğu zaman sürecin ilerleyen aşamalarında ortaya çıktığını düşünüyorum. Tabii en baştan çok net bir hedefle yola çıkmadıysak… Ama bu neredeyse hiç olmuyor; genelde sadece sevdiğimiz için, müzik yapmaktan hoşlandığımız için müzik yapıyoruz.

DJ set ile canlı konser arasındaki en büyük fark ne sizin için?
Söylemesi zor… İkisi tamamen farklı amaçlara hizmet ediyor. Bir DJ setine performans izlemek için gitmem; orası bir dans pistidir. Sahneyi sürekli gözlemlemezsin DJ performansında. DJ’in müziğinin akışına kendini bırakırsın ve seni nereye götüreceğine güvenirsin. Canlı konsere gittiğinde ise müzisyenleri ve sanatçıları enstrümanlarıyla çalışırken görmek istersin. Birbirleriyle uyumlanmalarını, birlikte bir enerji yaratmalarını ve seyirci için özenle kurgulanmış bir şey sunmalarını beklersin.
Elektronik müziği “canlı” yapan şey ne sizce? Enstrümanlar mı, sahnede verilen anlık kararlar mı?
İkisi de, hatta daha fazlası. Elbette enstrümanlar çalınıyor, kararlar o anda veriliyor ama aynı zamanda bir iletişim de kuruluyor, oradan seyirciyle bir etkileşim doğuyor. Bu etkileşim, hem sahnede vereceğimiz kararları hem de bizim ruh hâlimizi şekillendiriyor. Bir konserin“canlı” olabilmesi için seyirci şart; onsuz olan sadece bir prova olurdu.
O “anı yaşama” enerjisi, şarkılara ve dinleyiciye göre nasıl değişiyor?
Dinleyici, bizim o ana girmemizi sağlayan en önemli etkenlerden biri. Eğer biz de seyirciyi o ana taşıyabilirsek işte o zaman hep birlikte başarmış oluruz. Bu tür bir ortak varoluşu müzikle ve seçtiğimiz şarkılarla sunabiliyoruz. Ama bunu gerçekten yaratmak, ancak birlikte mümkün.

Daha önce Türkiye’ye geldiniz. Türkiye seyircisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yıllardır Türkiye’ye geldiğimizde fark ettiğimiz şey şu: Sadece seyirci değil, bütün ülke samimi, sıcakkanlı ve sevdikleri şeyleri gerçekten takdir eden bir yer.
Bir Stavroz performansını tek bir kelimeyle tanımlamanız gerekse, dans mı, dalga mı, sürüklenme mi yoksa rüya mı olurdu?
Bu cevabı dinleyiciye bırakıyoruz.
Peki, son zamanlarda çalma listenizde neler var?
Beirut, Photay, Nate Mercereau, Derya Yıldırım & Grup Şimşek, Dope Lemon, Hudson Freeman, Darkside, Will Epstein & High Water.
Dinleyicileriniz için yeni bir sürpriz var mı?
Geliştirilmiş, yeni bir canlı performans deneyimi hazırlıyoruz. Üstelik 31 Ocak’taki İstanbul konserimizde birçok yeni şarkı çalacağız!
Pulse Live organizasyonuyla gerçekleşecek konserin biletleri için buraya tıklayabilirsiniz.


%20(3).jpg)
