Son zamanlarda Manifest, Crush, Mabel Matiz gibi sanatçılar üzerinden popüler kültür ve medyada artan baskı ortamını Emre Erbirer’in on yıl önce Calling’de yayınlanan, medya ile erotizm ilişkisini ele aldığı yazısını tekrar hatırlayarak ve ilk defa dijital ortama taşıyarak tartışmaya açıyoruz.
Ayıp, günah, ahlak, utanç, yasak... Tüm bu kavramlar insanlık tarihi kadar eski, fakat biryandan da insanlık tarihindeki tüm çağlarda kendilerine farklı anlamlar yüklendiği vetoplumlar tarafından yanlarına getirilen farklı ifadeler ile dönüştürüldükleri için bir o kadarda güncel. Neyin ayıp olduğuna toplumsal baskı karar verirken, neden utanmamızgerektiği ise yüzyıllar içinde temel içgüdülerimizden çıkıp toplumsal sözleşmeleregöre evrildi. Tüm yasaklar ve ahlak kuralları bireylerin toplumsal yaşama uyumsağlaması için bir bir düzenlendi. Elbette ki bu noktada ‘din’ temelli bir toplumsal düzen refleksi de beraberinde ‘günah’ları getirdi. Peki bu noktada 80’lerde kadın dergilerinde“Cinsel organ nasıl olur?” sorusu sorabilen bir toplum, ‘cinsel organ’ ibaresinin bilemedyada kendine yer bulamadığı bir hâle nasıl geldi?
Yakın Türkiye tarihi, tüm bu kavramların kendisini yeniden tanımlamasına, toplumsal belleğin ve ritüellerin içinde farklı şekillerde tasarlanmasına, ve tüm bunların sonunda adeta birbiri içine geçen bir mekanizmaya dönüşmelerine tanık oldu. Bütün bu kavramların bir araya geldiği ‘erotizm’ de bu noktada yakın Türkiye tarihindeki bellek kayıplarından, dönüşümlerden ve yeniden tasarlanan kavramsal bozukluklardan nasibini aldı. 90’lı yılların sonunda tüm müzik kanalları Tarkan’ın yakalarsa ne yapacağını açık açık söylediği şarkılarla çalkalanırken, ana akım medyadaki kanallardan birinde iseRicky Martin’in poposunu elleyen Hülya Avşar, Türkiye’deki tüm kadınlar adına erotizmi utanmadan, sıkılmadan ve ahlak bekçiliğinden korkmadan yaşıyordu. 90’ların kitlelere sunduğu özgürleşme söyleminin temelinde sınırları aşma ve tabuları yıkmaya yönelik bir vurgu vardı. Cinselliği kışkırtan erotik imgeler günlük basını, haftalık ve aylık dergileri ve televizyon kanallarını kuşatmıştı. 90’lar, toplumun ve medyanın erotizme kucak açtığı yıllardı. Show TV’nin kırmızı noktalı filmleri ve Cine 5’in saat 00.00’dan itibaren şifreli olarak gösterdiği Playboy kuşağı da, dönemin hafızasında büyük bir yere sahip. Ancak tüm bu sürecin bir anda olduğunu söylemek, yakın Türkiye tarihindeki tüm erotizm izdüşümüne haksızlık olur.

Türkiye, erotizmle toplumsal ve medya alanındaki ilk büyük tanışmasını 1970’li yıllarda yaşadı. O yıllarda Almanya’dan gelen erotik dergiler birer birer İstanbul’da veAnadolu’nun çeşitli şehirlerindeki hanelere giriyordu. 70’lerde sadık birer erotizm tüketicisi olmaya başlayan toplum, Yeşilçam’ın da bu noktada kendini yenilemesine, güne ayak uydurmasına neden oldu. 70’lerin ikinci yarısından 80’lerin başına kadar geçen bu yoğun dönemde sinema izleyicisini kaybetmek istemeyen Yeşilçam, kendini ‘seks filmleri’ furyasına kaptırdı. Seksin açık açık yaşandığı; erotizmin, çıplaklığın, mahremiyetin birbiri içine geçtiği bu filmler, Türkiye sinema tarihinde belirli bir dönemi işaret etmeye başladı.Bu furya, ’80 darbesinin toplumsal hayat baskısının bir sonucu olarak kısa sürede ortadan kalktı. Ancak bu furyanın ardından 80’lerden itibaren artan ‘cinsellik’ söylemi kendisini başka mecralarda gösterme şansını buldu ve yazılı basın bu noktada erotizme kucak açtı. Cinsellik ve cinsel sağlık konularında bilimsel bilgiler vermeyi hedefleyen ansiklopediler salonların kütüphanelerinde kendine yer bulurken, gazeteler birer birer cinsellik ile ilgili sayfalar hazırlıyordu. ‘83 yılında yayın hayatına başlayan Tan gazetesi ise erotizmin bu alanda kendisine meşru bir yer edinmesi için önemli bir adımdı. Kadın dergileri kadınlara kocalarıyla erotik oyunlar oynamasını salık verirken, birbiri ardına açılan erkek dergileri kız tavlama ve yatakta başarı konulu makaleler ile bu alandaki boşluğu doldurmak için kıran kırana yarışıyordu. 80’lerde erotizmin ve seksin toplumsal baskıdan kurtularak medyada kendine büyük bir yer bulması, medyanın ‘zina’, ‘bekaret’, ‘cinsel çeşitlilik’ gibi kavramlarla imtihanını da beraberinde getirdi. 80’lerin sonunda ortaya çıkan uydu yayınları sayesinde gösterilen porno filmler ve ‘sakıncalı’ yayınlar da bu kavramların çeşitlenmesine yardımcı oldu. Tüm bu çalkantılar ve tartışmalar 90’lara taşındığında kendine 90’ların özgürlükçü, çeşitliliğe izin veren ve imkân tanıyan, yüzü Avrupa’ya dönük ortamında farklı bir yer buldu. Eğer 80’leri yazılı basının erotizmle tanışması olarak addedebilirsek, 90’lar iseerotizmin beyaz camla flörtüydü. Hane halkının kitlesel eğlenceye geçtiği 90’lar, erotizmin de televizyon sayesinde toplumun her kesimi ile haşır neşir olmasına neden oldu. VHS ve Betamax ile erotik video kaset furyası bir dönem sonra yerini televizyondaki900’lü hatlara bıraktı. 900’lü hatlar ile erotik hikayeler dinlemek, arkadaş bulmak, hatta neden olmasın, evlenmek mümkündü. 90’ların ikinci yarısında ise erotizm beyaz camdafarklı bir boyuta taşındı. İtalya’dan dünyaya yayılan “Tutti Frutti” ve kırmızı noktalı filmlerShow TV’nin bu konuda televizyonda özel bir yer edinmesini sağladı. 90’ların ikinciyarısında ise Cine 5’in özel üyelik sistemi ve uydu yayını ile sattığı ve ‘80 kuşağıçocuklarının şifresini çözmek için sabahladığı Playboy bu döneme damgasını vurdu.

90’lardan 2000’lere geçerken kitle iletişim araçlarının dönüşümü ile erotizm de bir varoluş kırılması yaşadı. Milenyum çağının gelmesi, internetin günlük hayattaki rolü, toplumsal ihtiyaçlar ve hezeyanların medyadaki yeri derken; internet, erotizm konusunda interaktif, katılımcı ve küresel bir kapı açtı. 90’ların özgürlükçü ortamında “‘normal’ ile ‘normal olmayan’ arasındaki ayrımların sürekli olarak tartışmaya açılması, beraberinde özel sorunların dışa vurulmasını, iç dökmeyi ve itiraf furyasını getirdi. İtiraflar erotik bir ilginin odağı olurken, normların saptanabileceği, uzmanca bilgiler ışığında doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebileceği bir ortam”1 oluşturdu. Kitleler en sonunda erotizmi başkalarıyla beraber konuşabilecekleri, tartışabilecekleri ve hatta yaşayabilecekleri bir ortama sahip olmuştu. 90’larda hayatımıza giren internet, 2000’lerde bize erotizm adına sınırları olmayan bir dünya sundu. 2000’lerde artık gazeteve dergilerde seks üzerine yazılan yazılar sıradanlaşmış; sokakta, televizyonda, filmlerde görülen dekolteler, arka sayfa güzelleri, mini etekler kadınlar için sanki birer ‘özgürleşme’ timsali olarak sunuluyordu. Bu yaygınlaşan yeni cinsellik dalgası beraberinde yeni denetim biçimleri ve söylemleri de getirdi. 2000’lerde ortaya çıkan erotik forumlar ve birbiri ardına açılan porno siteler, o yıllarda tıklanma rekorları kırıyordu. 2000’lerde hayatımızda büyük bir yer kaplamaya başlayan internet bize belirli bir hayat tarzı temsiliyeti de sunuyordu ancak 90’ların özgürlükçü ruh hâli 2000’lere gelindiğinde bir sıkışma yaşadı. 90’larda sanattan edebiyata, reklamlardan gündelik hayata toplumun her köşesinde, ve bu noktada en çok da medyada kendisine yer bulan ‘erotizm’, 2000’li yıllarda internet ile bir geri çekilme yaşadı. İnternetin sunduğu sınırsız imkânlara rağmen erotizmin medyadaki ve toplumsal hayattaki temsiliyeti ve meşruiyeti yetersiz kaldı. Bu konuda 2002 yılında iktidara gelen AKP’nin de büyük bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Cinsellik ve erotizm, uzun yıllardır “toplumun, başta medya olmak üzere en merkezi kanallarında sürekli bir tartışmanın, bir yandan da çeşitli kesimler için muhalif bir politikanın meseleleri olarak ele alınıyor. Öte yandan bu tartışmalardan pek etkilenmiş görünmeyen piyasada ise özgürlük söylemi hâkim. Özgürlük söyleminde sınırları aşmaya, tabuları yıkmaya yönelik bir vurgu var.”2 2000’lerde piyasanın sunduğu ile toplumun tutunduğu ‘cinsellik’ algısı arasında büyük bir kırılma yaşandı. Dergiler serbest cinselilişkilerden ve eşcinsellikten söz ederken, toplum ise giderek daha muhafazakar oldu,içine kapandı ve ‘ayıp’, ‘günah’, ‘ahlak’, ‘utanç’ ve ‘yasak’ kavramları farklı misyonlar iletekrar sahneye çıktı. Devlet, tekrar yatak odasına girdi. 2000’lerin başında prezervatifreklamlarının televizyonları ve reklam panolarını kapladığı güzel günler geride kaldı.Cinsellik, ve ona bağlı olarak gelişen ‘erotizm’ 2000’li yılların ortalarından itibarentoplumda görünmez olmak zorunda kaldı. Medyada alıştığı, istediği, hak ettiği yeribulması artık mümkün değildi. Sanat, edebiyat ve reklam gibi kültür endüstrileri erotizmleolan flörtünü saklamak zorundaydı. 2000’lerde kurulan ve 2010’lara gelindiğinde artıkresmileşen “Yeni Türkiye” hayat tarzı temsilleri erotizmin saklanmasına, gizli kapılarardında yaşanmasına neden oluyor. Hatta artık porno sitelere konulan erişim yasağısayesinde o bile pek mümkün değil.
70’lerde erotizme kucak açmaya başlayan medya, 2010’larda onu adeta ‘yasak’lıyor. Bu durumda belki de sormamız gereken soru şu: “Tarkan Yakalarsam şarkısını bugün yazsaydı, şarkıda “elin adamını koluna takan” bir kız olabilir miydi? Ya da Tarkan o kızı bugün yakalarsa ne yapardı?”
*Bu yazı ilk olarak 2017 yılında Calling dergisinin #020 Erotika başlıklı sayısında yayınlanmıştır. Metnin yeniden yayınlanma sürecinde bazı editoryal düzenlemeler yapılmıştır.
1 Meltem Ahıska, Zafer Yenal, Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor: Türkiye’de Hayat Tarzı Temsilleri 1980– 2005, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul, 2006, 211.
2 Meltem Ahıska, Zafer Yenal, Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor: Türkiye’de Hayat Tarzı Temsilleri1980 – 2005, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul, 2006, 200.


