Published in  
Güzel Rastlantılar
 on  
February 10, 2026

YENİ VE EN YENİ MÜZİK FESTİVALİ

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek yedinci edisyonunda, Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların yenilikçi performanslarını ve doğaçlamaya uzanan üretimlerini bir araya getiriyor. Bahar Turkay, 19–22 Şubat’ta düzenlenecek festival öncesinde, Türkiye’den sanatçıların yeni işlerine odaklanan program ve sahne alacak müzisyenlerle doğaçlama kavramından konserlerine uzanan sohbetler gerçekleştirdi.
Tarih
10/2/26

YENİ VE EN YENİ MÜZİK FESTİVALİ

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek yedinci edisyonunda, Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların yenilikçi performanslarını ve doğaçlamaya uzanan üretimlerini bir araya getiriyor. Bahar Turkay, 19–22 Şubat’ta düzenlenecek festival öncesinde, Türkiye’den sanatçıların yeni işlerine odaklanan program ve sahne alacak müzisyenlerle doğaçlama kavramından konserlerine uzanan sohbetler gerçekleştirdi.

Tarih
10/2/26

YENİ VE EN YENİ MÜZİK FESTİVALİ

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek yedinci edisyonunda, Türkiye’den ve dünyadan sanatçıların yenilikçi performanslarını ve doğaçlamaya uzanan üretimlerini bir araya getiriyor. Bahar Turkay, 19–22 Şubat’ta düzenlenecek festival öncesinde, Türkiye’den sanatçıların yeni işlerine odaklanan program ve sahne alacak müzisyenlerle doğaçlama kavramından konserlerine uzanan sohbetler gerçekleştirdi.

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek yedinci edisyonunda Türkiye’den ve dünyadan müzisyenlerin yenilikçi intermedya performanslarından solo ve kolektif doğaçlamalara uzanan renkli bir programa yer veriyor. Programda, Türkiye’den sanatçıların yeni üretimlerine özel bir vurgu yapılıyor. New York’ta yaşayan besteci Cenk Ergün, İstanbul merkezli icracı ve besteci Fulya Uçanok, Selçuk Artut ile Alp Tuğan’dan oluşan RAW ikilisi ve Şevket Akıncı ile birlikte sahne alacak Ömer Sarıgedik festival kapsamında yer alan sanatçılar arasında… Sanatçılarla, doğaçlamanın ne anlama geldiğinden başlayıp, 19-22 Şubat’ta gerçekleşecek festivalde verecekleri konserlerine uzandık. 

Festival programı ve detaylar için:
 https://www.arter.org.tr/etkinlik/yeni-ve-en-yeni-muzik-festivali/11487

Selçuk Artut ile Alp Tuğan’dan oluşan RAW

“YENİ”NİN SPEKÜLATİF ALANINDA: RAW İLE SES, GÖRÜNTÜ VE DOĞAÇLAMA

RAW ikilisiyle “yeni” kavramının güncel sanattaki belirsiz sınırlarından, live coding pratiğinde ses ve görüntü arasındaki tansiyona uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. Dijital ve analog arasındaki dönüşümü, üretken sanatın doğasını ve Arter Karbon’da izleyiciyi bekleyen deneyimi konuştuk.

Günümüzde “yeni”nin tanımını nasıl yaparsınız?

Yeni kelimesi tanımın "güncel olma" bileşimi üzerinden ele alındığında günümüz sanatının gittiği yönde bizlerde deneysellik ve merak olgusunu olumlu bir hal olarak çağrıştırıyor. Ancak yeni kelimesini benzersiz ve ilk olarak algılayacak olursak bu durum peşin ve hatta asılsız bir iddia olabilir. Bunlar düşünüldüğünde "yeni" son derece spekülatif bir yerde duruyor.  

“RAW live coding” kapsamında parçaları üretirken ve sahne üzerinde görsel ve işitsel deneyim arasında nasıl bir denge ya da tansiyon var? Parçaları üretirken bunu ne şekilde gözetiyorsunuz ve konserler sırasında nasıl yönetiyorsunuz?

Biz üretken sanatı (jeneratif sanat) görsel ve işitsel çalışmalarımızın temelinde yoğun bir biçimde işlemekteyiz. Bu çalışma yapısı otonominin insan ve sistem arasında belli bir dengenin gözetilmesi neticesinde kurgulanmasına dayanıyor. Gerçekleştirdiğimiz performanslara baktığımızda ses ve görüntü birlikteliğinde sesin yeri bizler için daha belirgin olmasına karşın, etkileşim içinde olan görüntülerin ortaya koyduğu kompozisyonlar izleyicilerde yoğun bir görsel aktivasyon seviyesine sebep olabiliyor. Parçaları üretirken görsel dünyanın neticelerini çok fazla kestirmemiz mümkün değil, zaten bunu pek de istemeyiz. Belli prensipler dahilinde ortaya koymaya çalıştığımız tutarlı bir estetik anlayışımız olduğunu ve bunun ses etkileşiminde kendini icra ettiğini söyleyebiliriz.       

Dijitalliğin işlerin içinde bugünkü kadar kuvvetli ve görünür olmadığı bir dönemde de üretim yapan insanlar olarak bu gelişimi nasıl gözlemliyorsunuz ve nereye doğru gittiğiyle ilgili -hem üreten taraf hem de izleyici açısından- nasıl bir öngörünüz var?

Hem tüketen hem üretenlerin bu dünyalarda zaman içinde farklı anlayışlara yönelik evrildiklerini gözlemliyoruz. Ortaya çıkan işlerde eğer bir doygunluk seviyesine erişildiği hissedilirse sanatsal eğilim genellikle bu doygunluğa reaksiyon vermek yönünde oluyor. Örneğin NIN, Pearl Jam gibi sevdiğimiz ekiplere görseller üreten Rob Sheridan’ın işlerine baktığımızda analog / organik yöntemlerin reenkarne olduğunu görebiliyorsunuz. Elbette ortaya çıkan işler görsel olgunluk anlamında hep iyiye doğru gidiyorsa bu tür dönüşümleri benimsemek mümkün olabiliyor.  

Festival kapsamındaki deneyimi nasıl tarif edersiniz? Ya da hem siz hem izleyici neyle ayrılsın istersiniz?

RAW olarak farklı konfigürasyonlarda seyirciler ile buluştuğumuz senaryolar oluyor. Kimi zaman bir gece kulübünde kimi zaman bir müzede insanları seslerimizle titreştirdiğimiz anlar oldu. Zaman içinde beklentisi yükselen bir kitleye ulaşmaya başladık. Mekanın ve seyircinin aurasının ortaya koyduğumuz performanstaki yerini göz ardı edemeyiz. Ne de olsa biz görsel ve işitsel performanslar sunan bir ikiliyiz. Arter Karbon’da çalacak olmak sunacağımız deneyimi önceden ön görmemizde bize belli bir konfor sağlıyor. Bu performansa özel bir hazırlık gerçekleştirdik, umarız izleyicilerimiz ilk gerçekleştireceğimiz bir takım yenilikleri fark ediyor olacaklar.

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali kapsamında, Seçlçuk Artut ve Alp Tuğan’dan oluşan RAW live coding ikilisinin yer alacağı konser 21 Şubat tarihinde gerçekleşecek. Detaylar için: https://www.arter.org.tr/etkinlik/yeni-ve-en-yeni-muzik-festivali/11487

Fulya Uçanok

“YENİ”Yİ YENİDEN DÜŞÜNMEK FULYA UÇANOK İLE SES, İLİŞKİ VE YOLDAŞLIK ÜZERİNE 

Yeni müziği kopuş ve icat mitlerinden ziyade ilişkiler, dinleme pratikleri ve bağlamlar üzerinden okuyan Fulya Uçanok’la; sesin nasıl üretildiğini, kimin duyulur kılındığını ve müziğin çok katmanlı bir sosyal pratiğe nasıl dönüştüğünü konuştuk. Festival kapsamında ses, beden ve dinleyici arasında kurulan yoldaşlık hâlinin sahnedeki karşılığını tartıştık.

Günümüzde “yeni”nin tanımını nasıl yaparsın?

Yeni müzik bağlamında “yeni”yi, estetik bir kopuş, teknik bir icat ya da tarihsel ilerlemenin bir zirvesi olarak değil; geçmişle kurulan ilişkiler içinde, etik, bedensel, sosyal, politik ve dinlemeye dayalı, çoğul ve geçici bir oluş hâli olarak düşünüyorum. Yeniliği yenilik miti olan lineer ilerleme, sürekli karmaşıklaşma ya da “öncü” figürler üzerinden değil, döngüsellik, diyalog ve müzakere pratikleri içinde, birbirine örümlenen ilişkiler ağı üzerinden okumayı tercih ediyorum. 

Bu anlamda yenilik, sıfırdan icat eden ya da geçmişi reddeden ilerlemeci bir tutumdan ziyade; kimin, neden, nasıl, kiminle ve kim için müzik yaptığı, hangi bedenlerin ve seslerin duyulur kılındığı, hangi dinleme biçimlerinin merkeze alındığı ve hangi tarihsel, kurumsal ya da politik bağlamların görünür hâle geldiği soruları etrafında şekillenir. Dolayısıyla bu bağlamda “yeni”, benim için mevcut ilişkilerin yeniden örgütlenmesi diyebilirim.

Bu perspektiften baktığımda, yeni müzik yeni sesler üretmekten çok, sesin hangi bağlamda, nasıl dinlendiği ve nasıl anlamlandırıldığı üzerinden anlam kazanır. Nasıl dinliyoruz? Nasıl üretiyoruz? Nasıl iletişiyoruz? Kime kulak veriyoruz? Kimlerle dinliyor, kimlerle ses ediyoruz? Bu ilişkisel sorular ses pratiğimin kalbinde yer alıyor. Yeni müzikteki “yeni”liğin de, müziği yalnızca estetik bir nesne olarak değil, çok katmanlı bir sosyal pratik olarak okuduğumuzda belirginleştiğini düşünüyorum.

Geleneksel tınılar ve yeni sesleri nasıl bir araya getiriyorsun?

Öncelikle “yeni ses”teki yeni kelimesini sorgulayarak başlayalım. Gerçek anlamda yeni bir ses var mı? Bugün en çok duyduğumuz ve dinlediğimiz popüler müzikte bile neredeyse işlenmemiş, elektronik müdahaleden geçmemiş tek bir ses yok. Radyo, televizyon, filmler, sokaklar… Her yerde, sürekli olarak çok katmanlı ve dönüştürülmüş her türlü sesle çevriliyiz.

Kendi pratiğim üzerinden soruya yaklaştığımda, geleneksel tınılarla “yeni” sesleri yan yana getirmekten çok, seslerin hangi bağlamda ve nasıl ilişkilendirildiğiyle ilgileniyorum. Geleneksel olarak adlandırdığımız bir enstrüman sesi, elektronik bir işlemle ya da farklı bir bedensel jestle karşılaştığında, neyin tanıdık neyin yabancı olduğuna dair algı zaten sürekli yer değiştiriyor. Ben tam da bu kayma hâliyle; ilişkilenme biçimleri, dinleme olasılıkları ve bunlardan doğan sessel dünyalarla ilgileniyorum. 

Yaylı dörtlüsü ve elektronikler için bestelediğim ve festival kapsamında Bozzini Quartet tarafından seslendirilecek olan Yoldaşlık (Companioning) da bu ilişkisel düşünce üzerinden kurgulandı. Parçada müzikal bütün, ancak tüm icracılar birbirlerinin seslerini ve jestlerini tamamladığında, desteklediğinde ya da onlarla müzakere ederek yoldaşlık ettiklerinde ortaya çıkıyor. Benzer şekilde, icracılar ile etkileşimli canlı elektronikler arasındaki ilişki de sabit bir ses katmanı eklemekten ziyade, icracıların anlık üretimleriyle şekilleniyor ve her icrada farklı sonuçlar doğuruyor. Müzisyenler olarak bizler sesle düşünen insanlarız; bu parçada da, ilişkiler içinde müzakere etmeyi ve anlam bütününü gözeterek ses aracılığıyla birbirine nasıl yoldaşlık edilebileceğine dair yöntemler denemeye ve sınamaya odaklandım.

Kadın müzisyen / sanatçı olmanın üretirken veya sahnede bir karşılığı var mı senin için?

Evet, kesinlikle var. Haydi yine yenilik fikrine dönüp oradan düşünelim. Önceki sorularda da değindiğim üzere, müzikte “yeni” olan yalnızca seslerle ya da sesleri organize etme biçimleriyle ilgili değil; aynı zamanda kimin ürettiği, kimin görünür olduğu ve hangi seslerin duyulur kılındığıyla da yakından ilişkili. Kadın müzisyenler, besteciler ve icracılar tarih boyunca müzik dünyasının pek çok alanında sistematik olarak geri planda bırakıldılar. Günümüzde bu duruma yönelik çeşitli adımlar atılıyor olsa da, üniversitelerden festivallere, sahnelerden kurumsal yapılara kadar pek çok alanda eşitsizliklerin hâlâ sürdüğü açık; daha gidecek çok yolumuz var.

Bu noktada kadın rol modellerinin görünürlüğü yeni kuşaklar için büyük önem taşıyor. Besteciler ve sahnede var olan kadın müzisyenler, yalnızca müziklerini sunmakla kalmıyor; aynı zamanda alanda ve sahnede daha eşitlikçi bir yapının mümkün olduğuna dair somut bir örnek ortaya koyuyorlar. Kadınların “seslerini” müzikleri aracılığıyla ifade etmeleri, yerleşik beklentileri, ve var olanı koşulları dönüştürme potansiyeli taşıyor. Angela Davis’in sözlerini kabaca parafraz edecek olursam: “Adalet mücadeleleri yeni müzikleri besler; müzik de adalet mücadelelerine ilham verir.

Festival kapsamındaki deneyimi nasıl tarif edersin? Hem sen hem izleyici konserden neyle ayrılın istersin?

Bence festivallerin sihri, insanların yalnızca tek bir konsere değil, bir “deneyimler bütününe” dahil olmasıyla ilgili. Farklı performansların, karşılaşmaların ve sohbetlerin bir araya gelmesi; dinlenenler üzerine konuşmayı, tartışmayı ve birlikte “sesle düşünmeyi” mümkün kılan bir zemin yaratıyor. Bu nedenle festivalleri, müziğin yalnızca icra edilen bir nesne olduğu ve dinleyicinin edilgen bir konumda kaldığı mekânlar olarak değil; müzisyenler ve dinleyiciler olarak hep birlikte düşünerek, sorgulayarak ve deneyimleyerek var olan alanlar olarak görüyorum. Dolayısıyla festival deneyiminin bu konuşmalar, paylaşımlar etrafında şekillendiğinde ayrı bir önem kazandığını düşünüyorum; umarım hep birlikte böyle bir alanı deneyimleyebiliriz.

İkinci sorunuza gelirsem: Müziği dinleme ve yapma motivasyonum, müziğin zaman zaman beni harekete geçirmesi, titreştirmesi; hissettirmesi, düşündürmesi, sorular sordurması ve bir şeyler öğretmesiyle ilgili. Estetik zevklerime birebir hitap etmese bile, bazı müzik deneyimlerinin ardından düşünsel ya da hissel düzeyde bir dönüşüm yaşadığımı hissediyorum. Ne kadar kıymetli… Sahnede ve salonda eşzamanlı olarak açılan ortak bir dinleme alanı içinde olmak çok değerli. Bu konserde de dinleyicinin belki bir düşünceyle, bir soruyla, ya da bir hisle, harekete geçmiş olarak ayrılmasını dilerim diyebilirim. Kendim içinse, bu ortak deneyimin içinden; dinleyiciyle, icracılarla, ve mekânla mümkün olduğunca temas etmiş olarak ayrılmayı diliyorum.

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali kapsamında, Fulya Uçanok’un yer alacağı konserler 19 ve 21 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek. Detaylar için: https://www.arter.org.tr/etkinlik/yeni-ve-en-yeni-muzik-festivali/11487

Cenk Ergün

CENK ERGÜN: “YENİ OLAN, DOĞALLIK VE OTANTİKLİKTİR”

Cenk Ergün’le “yeni” kavramını ilerleme ve özgünlük yarışı üzerinden değil, doğallık, sezgi ve dürüstlük üzerinden yeniden düşünmeyi konuştuk. Köklerle kurulan ilişki, Nasreddin’in İstanbul’daki yeni bağlamı ve Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nde izleyiciyi bekleyen huzur ve keşif hâli üzerine bir sohbet.

Günümüzde “yeni”nin tanımını nasıl yaparsın?

Bu soruyu sanat bağlamında ele alırsam, sanatta bana göre her zaman yeni olan şey doğallıktır, özünü ortaya koymaktır. Otantik olmak da denebilir buna... Bence bu günümüzde çok radikal bir duruş. Herkesin en orijinal, en yeni olmak için yarıştığı ve idealize edilmiş bir sesi, imajı yakalayabilmek uğruna kendini unuttuğu bir ortamda, kendi zevkine, içgüdülerine sadık kalabilen, etrafını gözlemleyerek, dinleyerek dürüstçe bir şeyler ortaya koyabilen sanatçılar değerli ve yeni bence.

Köklerden, kültürden, coğrafyadan besleniyor musun? Özellikle festivalde 20 Şubat tarihinde Türkiye prömiyerini yapacak olan “Nasreddin” işin bu soruyu akla getiriyor…

Kökler… evet, mutlaka besleniyorum. ABD’de Batı müziği eğitimi almış ve buradaki müzik kültürü içinde aktif şekilde bulunuyor olsam da, Türk müziğini her zaman dinlemişimdir ve benim için ilham kaynağı olmuştur. Ancak son 10 yılda kendi müziğim, Türk müziğiyle, özellikle makam müziği ile çok daha derin ve doğrudan bir etkileşim içinde oldu. Bunun sebebi de alternatif bir akort sistemi olan, İngilizce’de “Just Intonation” olarak anılan bir sistem. Kısaca, bir tonun doğuşkanları arasındaki frekans oranlarını kullanan bir sistem. 12 sene önce eserlerimde bu sistemi kullanmaya başlayınca kulağım hemen çeşitli makamlara ait 4’lü, 5’li nota gruplarını fark etmeye başladı. O zamandan beri bu “farkındalık” ile yazıyorum ve bazı parçalarımda “musiki” kendini oldukça bariz olarak gösterebiliyor.

Ancak Nasreddin bu dönemden çok önce (2002 – California) yazılmıştı. Bu ismi Nasreddin’in saz çalma hikâyesini sevdiğim için kullanmıştım. O dönemin, o ortamın müziği şimdi İstanbul’da bambaşka bir kimlik kazanacak.

New York’ta ve artık dünyanın pek çok yerinde yaratıcı alanlar arasındaki sınırların kesinliği azalıyor ve disiplinlerin iç içe geçtiği işlerle daha fazla karşılaşıyoruz. Bu, senin üretimlerine, işlerine nasıl yansıyor? Bir yandan mecralar da çoğaldı ve çeşitlendi. Bu ortam sence sanatçıyı özgürleştiriyor mu yoksa sanatçı açısından yapılan işleri bir yere konumlama kaygısını artırıyor mu?

Bu iç içe geçme çok güzel sonuçlar doğurabilir. Böyle bir eğilim olması doğal. Ancak ben buna biraz uzağım, benim işim sadece müzik. Mecralar konusuna gelince… Buna aslında ilk cevabımda, orijinal olma yarışından bahsederken biraz değindim. Mecralar kültürü ve sanatı etkiler. Ama sanatçı sadece bir mecrada başarıya odaklanırsa yine de değerli işler yaratabilir mi? Diğer yandan mecraların ve kanalların bolluğunun ve evrenselliğinin özgürleştirici bir yanı olduğunu da düşünüyorum. Bir kişi dünyanın herhangi bir yerinden kendini ifade edebilir ve bu ifadeyi bütün dünyaya yayabilir. Öte yandan kendisi de diğerlerinin yayınlarına ulaşabilir. Bu, insanlık tarihinde daha önce yaşanmamış bir şey.

Festival kapsamındaki deneyimi nasıl tarif edersin? Ya da hem sen hem izleyici neyle ayrılın istersin?

Bu festivalin bir parçası olmak çok heyecan verici. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali bu sene eserlerime genişçe yer ayırdı. Cansu Tanrıkulu, Nick Dunston, Hezarfen ve Quatuor Bozzini oda müziğimden örnekler sunacak. Ayrıca ben de doğaçlama grubum Kertenkele ile iki akşam sahne alacağım. Umarım hepimiz — ben, müzisyenler ve dinleyiciler için — birlikte huzur ve keşif dolu deneyimler olur. Seyirci müziğe ve çalgıcılara kulağını versin, değişik yerlere gitsin, güzel anlar yaşasın isterim.

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali kapsamında, Cenk Ergün’ün yer alacağı konserler 20 ve 21 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek. Detaylar için: https://www.arter.org.tr/etkinlik/yeni-ve-en-yeni-muzik-festivali/11487

Ömer Sarıgedik

ÖMER SARIGEDİK: “YENİ, ZAMANIN OKUNUN GÖSTERDİĞİ YÖNDÜR”

Ömer Sarıgedik’le “yeni”nin tanımsızlığı, dijital ile organik arasındaki hassas denge ve sesin anlatıyla kurduğu ilişki üzerine konuştuk. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin bu belirsizliği açan alanında, müziğin yerini değil yönünü tartıştık.


Günümüzde “yeni”nin tanımını nasıl yaparsın?

"Yeni" tanımsız bir kavram. Tanımı yapıldığında artık kronolojide yerini alır. Zamanın oku olduğu müddetçe yeni vardır. Yeni, bu okun gösterdiği yön olmalı.

Dijital dünya müzik üretimine enstrümantal bağlamda ve icranın ötesinde, içerik ve anlatı olarak ne kattı ve nasıl entegre oluyor?

Dijital dünya ancak organik dokuların izin verdiği müddetçe entegre olabilir. Dijital saf ve pür halde entegre olmaya çalıştığı zaman -her zaman- bir şeyleri yok eder veya "yerine geçer". Bu çok derinlerde aslında bildiğimiz ve hissettiğimiz bir şeydir. İçerikler bazı alanlarda zenginleşebilir, uzun hesaplamalar kolayca yapılabilir mesela, ama bu da organik doku temelleri var oldukça yerini alır.

Kendi bestelerin dışında ses tasarımını yaptığın çeşitli performanslar, tiyatrı oyunları da var. Bu iki süreci nasıl tarif edersin? Bu iki üretim pratiği arasında bir gerilim, tansiyon var mı yoksa iki süreç birbirini besliyor mu?

Sahnede bir bireyin olması, seyirciye bir şeyler anlatması sırasında etrafındaki dünyayı seslerle tanımlamak, o bireyin yanında ve o bireyle birlikte icra etmek, aynı duyguları tanımlamak veya sadece havaya savurmak... İkisi birbirini her zaman besliyor.

Festival kapsamındaki deneyimi nasıl tarif edersin? Ya da hem siz hem izleyici neyle ayrılın istersin?

Festival "yeni" nin önünü açıyor; yeni bu kadar tanımsızken. Kimsenin ayrılmasını istemem :)

Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali kapsamında, Ömer Sarıgedik ve Şevket Akıncı’nın yer alacağı konser 20 Şubat tarihinde gerçekleşecek. Detaylar için: https://www.arter.org.tr/etkinlik/yeni-ve-en-yeni-muzik-festivali/11487