Güzel bir konserden çıkınca hafiflemiş hisseder insan. Denizden yeni çıkmışsın, yüzüne güneş dokunmuş, hafif de meltem esiyor… Öyle bir his; arınmış, temizlenmiş, yenilenmiş. Sevdiğiniz insanların olduğu, hem izleyiciye hem müziğe kıymet veren bir ortamdaki güzel bir konserse bu his ikiyle çarpılır. 2000’lerin başında, Asmalımescit’teki Babylon’daki konserlerden çıkan insanların yüzünde bu ifade olurdu işte. Birlikte yüzülen bir denizden çıkmış, “birlikte” aynı duyguyu yaşamış birbirini hiç tanımayan insanların yüzünde sanki gizli bir birliğin parçasıymışsın gibi tanıdık bir ifade… Konser çıkışı metroda ya da Küçük Beyoğlu’nda o ifadeyi hemen tanırdın, sanki parlardı o insanlar ve adı olmayan bir şeye ait hissederdin.
İşte 12 ve 13 Temmuz’daki Sun Ra Arkestra konserlerinin ardından insanların yüzünde tam olarak bu ifade vardı. Hepimiz tıpkı orkestranın üyelerinin üstündeki payetlere bulanmış gibi parlıyorduk. O zaman fark ettim, Marmaray karanlık tünele girerken, parlayan insanları izlediğimde… İstanbul en çok bunu kaybetmişti son senelerde: Parlamayı, parlayan insanları, birbirini hiç tanımadan aynı denizde yüzmenin güzelliğini.
.jpg)
Olay sadece konser değil, kabul edelim. Yoksa yüzlerce çok güzel konser oluyor, az ya da çok sevdiğimiz iyi konser mekanları var. Bu sektörde müziği çok severek çalışan çok fazla insan var. Bunların hepsinin ve elbette müzisyenin çok etkisi var ama binlerce kişilik salonlardan, dev alanlardaki konserlerden başka bir şey bu. Bir konsere ruh vermek, milyonların döküldüğü dev konserlerde bile mümkün olamıyor bazen.
Asmalımescit’te başlayıp tüm şehre yayılan ve 2013 sonrası bulutların ardına saklanan o ruhun 12 Temmuz gecesi yeniden ortaya çıktığına yemin edebilirim size ama ispatlayamam. Bu bir rastlantı da değildi. Sonuçta 1990’da Sun Ra ile başlamıştı her şey. Ahmet ve Mehmet Uluğ’un vizyonu ile İstanbul’a davet edilen Sun Ra, İstiklal Caddesi’nde müzikli geçit yapmış, şehri müzikle kutsamıştı. O gecenin fotoğrafı yıllarca Babylon’un duvarında, hayalimizdeki İstanbul olarak kalmıştı. O gecenin bir videosu sevgili Vasıf Kortun tarafından Youtube’da paylaşılmıştı:
Ben 1990 konserini izlememiştim. 2014’de izlemiş ama doğrusu sadece hüzün hissetmiştim. Bu kez yeni bir dönem başlıyor, yeniden bir araya geliyoruz gibi hissettim. İsterseniz “delirmiş” diyebilirsiniz. Ama Sun Ra’nın büyüsüne inanıyorum!
Sun Ra, cazı yalnızca müzik değil, dünyayı ve insanın kaderini dönüştürebilecek kozmik bir güç olarak gören besteci, piyanist, şair ve Arkestra lideriydi. Kendisini Satürn’den gelen bir varlık olarak tanımlayan Sun Ra’nın manifestosu, Siyahların yeryüzündeki baskı ve tarihin sınırlarından hayal gücü, teknoloji, ruh ve müzik aracılığıyla özgürleşebileceği fikrine dayanıyordu: Gelecek henüz yazılmamıştı ve “uzay”, yalnızca gökyüzünde değil, başka bir yaşamın mümkün olduğu düşüncesindeydi. Sun Ra, geçirdiği bir dizi felcin ardından 30 Mayıs 1993’te, 79 yaşındayken Birmingham, Alabama’daki Baptist Medical Center’da hayatını kaybetti. Arkestra onun mirasını sürdürüyor o zamandan beri. Sun Ra’nın inancına ve felsefesine derinden bağlı 15 kişilik bir grup. Ama bu inanca bağlı olan on binlerce kişi var.
Bu nedenle Sun Ra büyüsü derken gayet bilinçli seçiyorum kelimeleri. Astroloji ibilgim minimal ama 12-13 Temmuz’da Satürn’ün etkili olduğu, gökyüzünde Ay–Satürn karesinin duygusal tonunun bulunduğunu söylüyor astrologlar. Bu satırları yazarken bakıp öğrendiğim kadarıyla, gökyüzü bu karede “Artık sana uymayan bir rol ya da aynı acıyı aynı yöntemlerle taşımaya devam etmek, eski biçimiyle taşınamaz; gerçeği, sınırı ve ihtiyacı açıkça gör” dermiş. Yani belki de benim yeni bir dönem başlıyor duygum yanlış değildir.
Belki Sun Ra Arkestra, bu kez İstiklal Caddesi’nde değil de Komünite’nin içinde ve terasında yürüyerek müzik yaparken ve bizi peşinden yürütürken, bir-iki saatliğine dünyayı unuttururken aslında konserin olduğu Komünite’yi de kutsuyor ve yeni bağlar yaratıyordu.
Belki sonbahar Sun Ra şarkıları gibi gelir: Gezegenle uyumlu, ritmi herkesi kapsayan, herkesin özgür hissettiren, en dans edemeyeni bile huzurla piste dahil eden, ışıl ışıl… Kim bilir belki İstanbul yeniden çok güzel bir şehir olur!




































Konser ardından yolladığım sorularıma
“Knoel Scott Cosmic Coordinator SUN RA ARKESTRA
07//16/2026”
imzası ile cevap veren Knoel Scott’un sözleri de tüm bunları birbirine bağlayarak bitiriyorum:
“Sun Ra’yla birlikte burada (dünyada) olduğumuz dönemde onun misyonu, insan bilincinin ruhsal ve zihinsel alanlarını uyandırmak; zihni, önümüzde açık duran olası varoluş yollarını kavramanın alternatif bir biçimiyle tanıştırmaktı.
Bu anlamda bizim misyonumuz hiç değişmedi. Değişen şu: Bugün insanlar, ana akım fikirlerden ve egemen kültürün medya, teoloji ve yapay zekâ aracılığıyla onaylayıp dolaşıma soktuğu felsefi saçmalıklardan hızla uzaklaşan başka bir kader ihtimalini temsil ettiğimizi çok daha kolay fark ediyor.
Sun Ra bize, insanların bilincini eğlence kılığına girerek nasıl uyandıracağımızı öğretti.
Misyonumuz, çoğunluğun yüzüne bir gülümseme, kalbine sevgi bırakmak. Seçilmiş olanlar içinse amacımız, alternatif bir düşünme biçimini onlara tanıtmak ya da zaten içlerinde var olanı güçlendirmek.”
Teşekkürler Sun Ra Arkestra, teşekkürler Komünite, teşekkürler müzik ve teşekkürler İstanbul!
.jpg)

.png)

