Türkiye’nin kaotik futbol ikliminde büyüyen her çocuk, meşin top ile sahada oynanan oyunun sadece bir oyun olmadığını erken yaşta öğrenir. Bizde tribünlerden yükselen sesler, çoğu zaman sahadaki taktiklerden daha politiktir; seçilen başkanlardan hakem atamalarına kadar her kararın arkasında görünmez bir el, siyasi bir satranç aranır.
Bu durum sanki sadece ülkemize özgü gibi gözüküyor ama modern dünyanın en büyük vitrini olan spor organizasyonları, kendilerini siyaset üstü ilan etseler de, aslında ideolojilerin en sert çarpıştığı arenalar. Daha birkaç ay önce, Şubat 2026’da Milano’daki Kış Olimpiyatları’nda yaşananlar, bu illüzyonu bir kez daha yerle bir etti. Ukraynalı Vladyslav Heraskevych, kaskında taşıdığı öldürülmüş arkadaşlarının isimleri nedeniyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından, Olimpiyat Şartı'nın 50.2 maddesi, "Hiçbir Olimpiyat alanında siyasi, dini ya da ırksal propaganda niteliğinde gösteriye izin verilmez" hükmünden yola çıkarak diskalifiye edilirken; bir başka sporcu, İngiliz-Amerikalı kayakçı Gus Kenworthy’nin sosyal medya hesabında ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu'na gönderme yapmak için idrarı ile kara "F*ck ICE" yazarak paylaştığı küfürlü siyasi protestosuna “ifade özgürlüğü” denilerek göz yumuldu. Olimpiyatlar’da bile bunların yaşanması, sporun evrensel kurallarının aslında ne kadar seçici olduğunu gösteriyor.
Bunlar sadece son birkaç yılın değil, spor tarihinin kemikleşmiş karakteri aslında ve dünyanın en büyük spor organizasyonu olan FIFA Dünya Kupası da hiç temiz değil, tarihte de olmadı.

1934 İtalya: İl Duce'nin Kupası
Mussolini, 1934 Dünya Kupası'nı faşist İtalya'nın vitriniydi. Turnuvanın organizasyonunu bizzat devralan rejim, milli takımı "Azzurri" için her türlü avantajı sağladı: hakem kararlarının çarpıtıldığına dair dönemin tanıklıkları geniş yer buldu, İtalya finalde Çekoslovakya'yı uzatmada yendi. İtalya kupayı kazandığında, oyuncular tribüne Mussolini selamıyla döndü. FIFA'nın siyasi bağımsızlığı o gün sahaya çıkmadı.

1938 Fransa: Anschluss Sahada
Mart 1938'de Hitler, Avusturya'yı işgal etti. Birkaç ay sonra Dünya Kupası başlıyordu. Avusturya milli takımı lağvedildi; oyuncuların bir kısmı Almanya formasıyla oynamak zorunda bırakıldı. Turnuvada Alman takımı Nazi selamıyla sahaya çıktı. Takım ilk maçta İsviçre’ye yenildi ve kupadan ayrıldı ama bu arada bir ülkenin futbol kimliği, siyasi işgal yoluyla silindi. FIFA sessiz kaldı.

1966 İngiltere: Afrika'nın Toplu Çekilmesi
Afrika, Asya ve Okyanusya'dan onlarca ülke tek bir kota için yarışıyordu. FIFA'nın adaletsiz kota politikasını protesto eden tüm Afrika federasyonları 1966 İngiltere Dünya Kupası'nı toplu olarak boykot etti. Kıtadan tek bir takım yoktu turnuvada. Bu protesto, FIFA'yı politikalarını revize etmek zorunda bıraktı; ama o yıl sahaya yansıyan yalnızca ırkçılık gibi görüldü.

1974 Batı Almanya: İki Almanya, Tek Maç
Soğuk Savaş döneminde iki ayrı devlet olan Doğu ve Batı Almanya, bir Dünya Kupası'nda yalnızca bir kez karşı karşıya geldi: 1974'te. DDR, BRD'yi 1-0 yendi. Doğu Alman devleti bunu muazzam bir propaganda zaferine dönüştürdü. Batı Almanya ise turnuvayı şampiyonlukla kapattı. Siyasi bölünme, bir futbol karşılaşmasına ideolojik yük bindirmişti; iki takım için de maç saha dışındaki anlam taşıyordu.

2026 SİYASİ ALÇAK BASINÇ SİSTEMİNDE FUTBOL
2026 FIFA Dünya Kupası daha başlamadan, sahanın dışındaki en büyük meselelerden biri ABD’nin vize, güvenlik ve göçmenlik politikaları oldu. Mesele topun çizgiyi geçip geçmemesinden önce, bazı insanların sınırı geçip geçememesi.
İran cephesinde futbolcuların ABD’ye giriş izni aldığı, ancak bazı federasyon yetkilileri ve medya ekibi üyelerinin vize alamadığı bildirildi. İran Futbol Federasyonu bunu “siyasallaştırılmış” ve ayrımcı bir süreç olarak görüyor. Takımın ABD yerine Meksika’da konaklayıp ABD’deki maçlara gidip gelmesi de bu tartışmayı büyütüyor.
Bu tartışma İran açısından takvim açıklandıktan sonra birden ortaya çıkmış değil. Daha maç yerleri ve lojistik netleşmeden önce de 2026 Dünya Kupası’nın en büyük sorularından biri şuydu: ABD, siyasi gerilim yaşadığı İran’ı gerçekten ağırlayabilecek mi? İran ise kendi takımını, yetkililerini ve taraftarlarını ABD’ye göndermeyi kabul edecek mi? Bir Dünya Kupası düşünün: Takım sahaya çıkabiliyor ama turnuvanın doğal parçası olan yöneticiler, medya ve destek ekibi aynı rahatlıkla hareket edemiyor.
Irak cephesinde ise mesele daha somut bir havaalanı kriziyle gündeme geldi. Irak’ın önemli oyuncularından Aymen Hussein’in Chicago O’Hare Havalimanı’nda 7 saat sorgulandıktan sonra ülkeye alındığı, takım fotoğrafçısı Talal Salah’ın ise uzun sorgunun ardından ABD’ye alınmadığı aktarıldı. Bu tablo, 2026 Dünya Kupası’nın “küresel buluşma” iddiasını daha başlamadan tartışmalı hale getiriyor. FIFA’nın bu krizler karşısındaki sessizliği de eleştiriliyor. Özellikle İran meselesinde net ve güçlü bir kamu açıklaması yapılmaması dikkat çekiyor. Somalili hakem Omar Artan’ın, Dünya Kupası’nda görev alacak olmasına rağmen ABD’ye alınmaması üzerine FIFA’nın durumu incelediği aktarıdı.
BİR DİĞER TARTIŞMA ICE
ABD’deki daha büyük tartışma ise ICE, yani göçmenlik denetimi korkusu. 120’den fazla sivil toplum grubu, Dünya Kupası için ülkeye gelecek milyonlarca ziyaretçiyi hak ihlali, keyfi giriş reddi, gözaltı ve sınır dışı riski konusunda uyardı. Los Angeles’taki SoFi Stadium’da çalışanları temsil eden sendika da ICE ajanlarının stat çevresinden uzak tutulmasını istiyor. Bu talep, turnuvanın yalnızca spor organizasyonu olmadığını; aynı zamanda kimlerin güvende hissedebileceği, kimlerin kutlamaya katılabileceği ve kimlerin sürekli şüphe altında yaşayacağıyla ilgili politik bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor.
Trump’ın Dünya Kupası üzerindeki etkisi de ABD’de geniş biçimde konuşuluyor. Trump ile FIFA Başkanı Gianni Infantino arasındaki yakın ilişki, pahalı bilet fiyatları, FIFA’nın şeffaflık sorunları ve göçmenlik politikaları aynı tartışmanın içinde yer alıyor. Trump bir yandan yüksek bilet fiyatlarını eleştiriyor, diğer yandan Dünya Kupası’nı ikinci döneminin büyük küresel vitrinlerinden biri olarak kullanıyor. Bu da turnuvayı futbolun ötesinde, iktidarın kendini dünyaya gösterdiği dev bir sahneye çeviriyor.
Bu yüzden 2026 Dünya Kupası, daha ilk düdük çalmadan kendi büyük sorusunu yarattı: Bir turnuva dünyanın en kapsayıcı spor şöleni olduğunu iddia ederken, kapıda kimleri bekletiyor, kimleri içeri alıyor, kimleri şüpheli sayıyor?



