Published in  
Rastspor
 on  
March 8, 2026

NE KAPTANLAR GELDİ NE KAPTANLAR GEÇTİ İNAN HİÇBİRİSİ BÖYLE SEVİLMEDİ

Kategori
Rastspor
Tarih
8/3/26

NE KAPTANLAR GELDİ NE KAPTANLAR GEÇTİ İNAN HİÇBİRİSİ BÖYLE SEVİLMEDİ

Kategori
Rastspor
Tarih
8/3/26

NE KAPTANLAR GELDİ NE KAPTANLAR GEÇTİ İNAN HİÇBİRİSİ BÖYLE SEVİLMEDİ

Başlıkta yazanlar bir tribün bestesine ait. Okuduğunuzda aklınıza ilk hangi futbolcu geldi? Alex, Hagi, Sergen... Hiç futbol dışında bir branşı düşüneniniz oldu mu? 

Üzgünüm yanıldınız. Bu beste bir futbolcu için değil. Bu beste, ömrünü Fenerbahçe’ye adamış, bir kulüp tarihinde heykeli dikilen ilk kadın sporcu olan,  2008’de Avrupa’dan ve Türkiye’de o dönemin daha başarılı takımlarından teklif almasına rağmen “ben gönülden Fenerbahçeliyim” diyen, 2012’de 3 yıllık yeni sözleşme imzalarken “gönül ister ki voleybolu Fenerbahçe’de bırakıyım” diyen ve geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe’deki kariyerini 20 seneye tamamlayacak olan imzayı atan Eda Erdem Dündar’a ait. 

Yalan söyleyemem, bu besteyi duysam ben de bir futbolcu için olduğunu düşünürdüm ancak kaptan Eda Erdem, 2005’den bu yana Türk Milli takımı, 2008’den bu yana ise Fenerbahçe için o kadar kıymetli ki; bu besteyi ondan daha fazla hak eden ne bir futbolcu ne de bir sporcu olmayacak! 

Adına besteler yapılıp heykeller dikilecek kadar büyük sevginin sebebi sizce ne olabilir? Aidiyet? Hırs? Disiplin? Liderlik? Başarı? Say say bitmez aslında ama evet Eda Erdem, az saydığım bu özelliklerin hepsinin birleşip vücut bulmuş hali diyebiliriz. Peki bu görkemli kariyer nasıl başladı, neler oldu? Gelin biraz birlikte inceleyelim. 

“Vakit geçsin diye başladım”

22 Haziran 1987’de İstanbul Bayrampaşa’da, Yugoslavya göçmeni, kalabalık ve boy ortalaması epey yüksek bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi Eda. Çocukluğu sokaklarda, mahalle aralarında futbol oynayarak geçti; o dönem aklında voleybol değil, basketbol vardı. Amcasının vasıtasıyla basketbol seçmelerine gideceği gün ateşlenip yataklara düşmesi, belki de Türk voleybol tarihinin en güzel rastlantılarından biriydi. Annesinin "Seni bu hâlde hayatta bırakmam!" diyerek evden çıkmasına izin vermediği o gün, Eda'nın hayatını değiştirdi.

13 yaşına geldiğinde, boyunun uzunluğu beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti ve Eda'yı Beşiktaş altyapısında görev yapan İsmail Şahin ile tanıştırdı. Hobi olarak, sadece "vakit geçsin" diye başladığı voleybol, ilk antrenmanlarda kalbini çaldı. Bir röportajında ilk smacını vurduğunda hissettiği sevinç yüzünden gözlerinin dolduğunu söylüyor Eda. Beşiktaş A Takımı'na yükseldiğinde forma numarası kalmadığı için kendisine rastgele verilen, futbolda önemli isimlerle ikonlaşan 14 numara, bugün voleybol dünyasında Eda Erdem ile özdeşleşen ikonik bir numaraya dönüştü. 

14 numaralı forması ile Eda Erdem

“Çok şey beklediğimiz genç oyuncu”

Dönemin efsane antrenörü Cengiz Göllü'nün ona duyduğu inançla, "Ne kadar hata yaparsan yap seni oyundan almayacağım" diyerek verdiği şans, Eda'yı 2005 yılında, henüz 18 yaşındayken A Milli Takım'a taşıdı. İlk maçında sahaya çıktığında televizyondaki yorumcu Eda için “çok şey beklediğimiz genç oyuncumuz” diye bahsediyor. Üzerinden geçen 21 senenin ardından, “genç oyuncumuz” beklentileri fazlasıyla karşılamış gibi duruyor. 

“Ölümüne Fenerbahçe”

Eda Erdem, 18 yaşında

Henüz 18 yaşında A Milli Takım’a seçilen Eda, yeteneği ve hırsıyla altyapısından yetiştiği Beşiktaş için de kilit bir rol üstleniyor, o genç yaşına rağmen takım kaptanlığına kadar yükseliyordu. Ancak kalbinin derinliklerinde bambaşka bir sevda yatıyordu. Bayrampaşa’da anne, baba ve altı kardeşiyle kalabalık bir aile apartmanında büyüyen Eda’nın çocukluğunun en büyük tutkusu, hafta sonları amcaları ve kuzenleriyle toplanıp Fenerbahçe maçlarını izlemekti. Sokak aralarında büyük bir heyecanla futbol oynarken babasının onu, "Kızım artık profesyonel olarak voleybola başladın, bu boyla sokakta futbol oynamayı bırak" diyerek eve götürmesi, içindeki dinmek bilmez spor aşkının sadece ilk kıvılcımlarıydı.

Yıllar geçip de voleybol sahnesinde yıldızı parladığında, dönemin Beşiktaş yöneticisi Bülent Deriş'in "800.000 YTL’yi getiren Eda’yı transfer edebilir" sözleri spor kamuoyuna bomba gibi düştü. Vakıfbank Güneş Sigorta, Eczacıbaşı ve yurt dışından çeşitli takımlar genç yıldızı kadrolarına katmak için amansız bir yarışa girdi. Maddi olarak o dönemin en zayıf ihtimal belki Fenerbahçe'ydi; ancak efsane başkan Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’yi dünyanın en büyük spor kulübü yapma vizyonu için en doğru isim Eda'ydı. Aslına bakılırsa en zayıf olan değil, eli en güçlü olan da ta başından beri Fenerbahçe'ydi. Zira Eda o çocukluk hâliyle Sarı-Lacivert renklere öyle bir bağlılık yaşıyordu ki; henüz Beşiktaş'ın kaptanıyken verdiği bir röportajda kendisine tuttuğu takım sorulduğunda tereddütsüz "Fenerbahçe" yazıp yanına parantez içinde "ölümüne" eklemişti. 

Bu cesur ve dürüst itiraf; yayınlandığında ona kucak açan, kaptanlığını yaptığı Beşiktaşlı yöneticileri kızdırırken, voleybol becerilerinin tohumlarını eken sevgili hocası İsmail Şahin'i ve profesyonel kariyerini başlatan efsane antrenör Cengiz Göllü’yü de belki biraz mahcup etmişti.

Gel zaman git zaman, 2008 yılına gelindiğinde, Başkan Aziz Yıldırım’ın amatör branşlara verdiği büyük değer ve Mehmet Ali Aydınlar’ın Acıbadem sponsorluğuyla voleybola yaptıkları kıymetli yatırımlar birleşince, Fenerbahçe'den o hep düşlenen efsanevi teklif geldi. Mehmet Ali Bey, onu bağlayabilmek için tüm şartları sonuna kadar zorlarken; içindeki Fenerbahçe ateşiyle yanıp tutuşan Eda da kariyerini masaya koyarak kendi tabiriyle işi "Gidemezsem voleybolu bırakırım" noktasına kadar getirmişti.

Bu sarsılmaz irade ve adanmışlık sonunda rüyayı gerçeğe dönüştürdü. Çocukluk aşkına kavuşan, en büyük hayalini gerçekleştirerek o efsanevi çubuklu formayı sırtına geçiren Eda Erdem, o gün bugündür formasını bir kez bile çıkarmadan çocukluk sevdası Fenerbahçe ile birlikte büyümeye devam ediyor.

Ve 20 yılı bulacak hikaye başladı

Eda Erdem, Fenerbahçe  Lefter Tesisleri

Fenerbahçe’deki ilk yılında takımını şampiyonluğa ulaştıran Eda, Fenerbahçe'nin voleyboldaki "Sarı Melekler" çağının ve kadın voleybolundaki üstünlüğünün mimarlarından biri oldu. 2010 yılında Dünya Kulüpler Şampiyonluğu, 2012 yılında ise CEV Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu geldi.

2012 yılındaki CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun kıymeti harbiyesi bambaşka. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’yi dünyanın en büyük spor kulübü yapma hedefine adım adım yaklaşıyordu. 2010 yılında 9 ana branşın tamamında şampiyon olan Fenerbahçe’nin altın çağı başlamak üzereydi ki 3 Temmuz süreci başladı. Başkan hapse girdi, tüm branşlarındaki değerli sporcular takımdan ayrılmak istedi. İstemeyenler de oldu tabii ki. Bunlardan birisi tahmin edersiniz ki Eda Erdem. 3 Temmuz süreci devam ederken kazanılan CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun kupası Çağlayan Adliyesindeki duruşmaya başkana götürülmüştü. Sosyal Medya hesabından paylaşım yapan Eda Erdem şu sözleri söylemişti: “Bazı zamanlar vardır sabahları idmana, akşamları meydanlara gidilen. Bazı kupalar vardır müzeden önce mahkemeye götürülen. Bazı sevdalar vardır, ne olursa olsun bitmeyen.” O dönemde İspanya’dan İtalya’dan teklifler alan Eda Erdem, hepsini reddediyor. Eee boşa dememişler gemiyi en son kaptanlar terk eder diye. “Gitmeyi hiç düşünmedim, profesyonel düşünmediğim farkındayım. Fenerbahçe benim için çok farklı, burası benim için bir aile, ben kendimi burada bir bütün olarak hissediyorum” diyerek Eda Erdem de tam olarak bunu yapıyor. 

"Kendimi tanımam için böyle bir sakatlık yaşamam gerekiyormuş" 

Eda Erdem sakatlık yaşadığı dönemlerde

Eda Erdem’in A Milli Takım serüveni de henüz 18 yaşında gencecik bir yetenek iken 2005 yılında Akdeniz Oyunları'nda boynuna taktığı altın madalya ile başladı. O yıllarda, belki de kimse bu genç kızın ay-yıldızlı formayı 300'den fazla kez terleterek Türk voleybolunun çehresini tamamen değiştireceğini tahmin etmiyordu. Başlarda smaç vurmakta dahi zorlanan o genç kız, giderek artan performansı ve bitmek bilmeyen hırsıyla zamanla Filenin Sultanları'nın atan kalbi hâline geldi.

Ancak milli takımdaki bu uzun yürüyüş, sadece pırıl pırıl güneşli günlerden ibaret değildi; zaman zaman keskin fırtınalarla ve derin hayal kırıklıklarıyla da sınandı. 2012 Londra Olimpiyatları, Eda ve o dönemdeki jenerasyon için unutulmaz bir eşikti. Ankara'da art arda kazanılan beş maçın (Rusya, Hollanda ve Polonya gibi devlerin yıkıldığı maçların) ardından Londra vizesi alındığında, Eda olimpiyat köyünde Usain Bolt ve Michael Phelps gibi efsanelerle aynı havayı solumanın heyecanını taşıyordu. Ne var ki, bu büyük rüya gruptaki üçüncü maçta ayak bileğini burkmasıyla kabusa döndü. İki maç sahadan uzak kalan Eda, Güney Kore'yi 3-1 yenmelerine rağmen gruptan çıkamadıkları o hüzün dolu anları hiç unutamadı.

Zorluklar Eda'nın peşini bırakmıyordu. Kendisiyle özdeşleşen geriye sıçrayarak yaptığı o muazzam tek ayak hücumları belinde ağır bir tahribat yaratmıştı. Karın kası ve omuz yırtıkları, el ile ayak bileklerindeki bağ kopmalarına eklenen ciddi bel sakatlığı, onu 2014 Dünya Şampiyonası'nı kaçırmak zorunda bıraktı. Kendi web sitesinden duyurduğu bu üzücü ayrılık ve ardından 2016 Rio Olimpiyatları'na gidilememesi, Eda'yı derinden yaraladı. Voleybolu bırakmayı dahi düşündü ancak

"Şu an 36 yaşında hala yüksek performansta voleybol oynayabiliyorsam sakatlığıma borçlu olduğumu düşünüyorum ve her zaman da söylüyorum kendimi tanımam için aslında böyle bir sakatlık yaşamam gerekiyormuş. Aynı zamanda da ne kadar güçlü bir karakter olduğumu hatırladım çünkü çok zor bir sakatlıktan işin sonunda ne kadar iyi bir sporcu olduğumu ne kadar hırslı olduğumu, yapmak istediğim çok fazla şey olduğunu kendime hatırlatarak yavaş yavaş adımlar izleyerek bugünlere geldim.”  diyerek o karanlık günlerden güç devşiren Kaptan, inatla parkelere geri döndü.

İkonik Poz

Mert Bülent Uçma'nın kadrajından Eda Erdem

Eda Erdem ile ikonlaşan 3 şey saysak Fenerbahçe, 14 numara ve 2019’daki o meşhur pozunu söyleriz diye tahmin ediyorum. Tarihler 7 Eylül 2019'u gösterdiğinde, Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası yarı finalinde Polonya'ya karşı Ankara'da oynanan o nefes kesen maçta bir an yaşandı. Eda Erdem’in blokları ve smaçlarıyla sahaya hükmettiği o gün, Mert Bülent Uçma'nın deklanşörüne eşsiz bir kare yansıdı. Fotoğrafta kaptan, parmağını kararlılıkla ileri doğru uzatmış, gözlerinden taşan o kavurucu hırs ve zafer inancıyla adeta tüm dünyaya meydan okuyordu.

Kaptan sonradan verdiği bir röportajda bu anın aslında çok basit ve teknik bir refleks olduğunu, o esnada takım arkadaşına sadece "İşte istediğim pas bu!" demek istediğini samimiyetle anlattı. Fakat o kare, spor salonunun sınırlarını çoktan aşmıştı. Toplum onu o kadar benimsedi ki, o fotoğraf Türk kadınının asla pes etmeyen özgürlük mücadelesinin, yıkılmaz gücünün ve kararlılığının bir sembolü olarak tarihte ölümsüzleşti.

Aynı turnuvanın finalinde Sırbistan'a kaybedilen dramatik maç ve boyna takılan gümüş madalya, kaptanın deyimiyle soğukkanlılıklarını yitirip telaşa yenik düştükleri bir andı ama o, o madalyayı "her şeyi yapabilecek güce sahip Türk kadınlarına" armağan etmek istediğini söylemişti.  2020 Tokyo Olimpiyatları'nın (pandemi sebebiyle 2021'de oynanan) çeyrek finalinde yine Güney Kore'ye karşı alınan dramatik mağlubiyetin ardından döktüğü gözyaşları, tüm Türkiye'nin yüreğini burktu. Herkes "Acaba Eda'nın olimpiyatlardaki son maçı mıydı?" diye sorarken, o her zamanki gibi yine şaşırtmayı seçecekti. 

(editör notu: inanıyorum ki  2028 Los Angeles’da son kez ve altın madalya ile göreceğiz kaptanımızı.)

2023 yazına gelindiğinde, Cumhuriyetimizin 100.yılında Eda Erdem kaptanlığında Filenin Sultanlarının yükselen performansı devam ediyordu. Başantrenör Santarelli'nin gelişi ve Melissa Vargas'ın takıma katılmasıyla birlikte, Eda'nın yıllarca tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği o inanç nihayet altına dönüştü. Önce Milletler Ligi'nde kazanılan ilk ve tarihi şampiyonluk, ardından Avrupa Şampiyonası finalinde Sırbistan'ı devirerek alınan o büyük rövanşla yükselen kupa, 18 yıldır bu anı bekleyen Kaptan Eda'nın ellerinde yükseldi. Eda’nın başarı tablosunda geriye sadece Olimpiyatlarda kazanılacak tek bir madalya kalmıştı.

Ve nihayetinde, Paris 2024 Olimpiyat Elemeleri'nde 7 maçın tamamını kazanarak namağlup bir şekilde olimpiyat biletini alan Filenin Sultanları yaşını bir rakamdan ibaret kılan 36 yaşındaki Eda Erdem ile birlikte başarı tablosundaki tek eksiği tamamlamak için Paris’e gitti. Yarı Finale kadar gelen Filenin Sultanları, Olimpiyatları 4. olarak tamamladı ve eksiği tamamlamak için 4 sene sonra düzenlenecek olan 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunlarını beklemeye başladı. 

“Tarihin En İyi 100 Voleybolcusu”

Sahadaki hırsıyla, tek ayak hücumlarıyla rakiplerin korkulu rüyası olan Eda Erdem, Ay-Yıldızlı formayla ve 18 senesini adayıp sayısız şampiyonluk kaldırdığı Fenerbahçe ile kazandığı 2012 CEV Şampiyonlar Ligi, 2010 FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası, 2023 Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonluğu gibi devasa kupalar kadar, bireysel olarak da birçok başarıya sahip. Birçok ödülünün yanı sıra, Avrupa Kadınlar Voleybol Konfederasyonu tarafından tam dört sene üst üste "En İyi Orta Oyuncu" seçilerek bunu başaran ilk voleybolcu olarak tarihe geçti. Üstelik bunla yetinmeyen Eda, FIVB tarafından açıklanan “Tarihin En İyi 100 Voleybolcusu” listesinde yer alan tek Türk isim oldu.

“Alex, Lefter, Can Bartu ve Eda Erdem Heykeli Olacak” 

Eda Erdem heykelinin önünde

2023 yılının Eylül ayında yapılan Fenerbahçe Olağanüstü Tüzük Tadil Kongresinde hem Fenerbahçe taraftarını hem de Eda Erdem’i bekleyen büyük bir sürpriz vardı. Kürsüde konuşma yapan dönemin Fenerbahçe Başkanı Ali Y. Koç, Fenerbahçe’nin futbol dışındaki branşlarındaki başarılarından bahsederken “Aldığımız karar çerçevesinde; Alex, Lefter ve Can Bartu’yla birlikte Eda Erdem heykelimiz de olacak” diyerek Türkiye tarihindeki 3., Fenerbahçe tarihindeki ilk kadın sporcu heykelinin yapılacağını açıklamış oldu. 

Eylül 2023’de Heykeltıraş ve Y. Mimar Pınar Öktem Doğan tarafından çalışmalarına başlanan Eda Erdem’in 2019’daki ikonik pozuna ait heykelin açılışı kısa bir sürede tamamlanarak 8 Mart 2024 Dünya Kadınlar Gününde Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumunun girişinde gerçekleştirildi. 

Eda Erdem’in heykel kaidesinde şu ifadeler yer aldı:

 

‘’Voleybolun efsane kaptanı’’

Sadece üstün başarılarıyla değil:

Karakteri, lider duruşu ve gelecek nesillere ilham olan azmiyle de iz bıraktı.

Onun yürekten gelen Fenerbahçe tutkusu

Aidiyeti ve sahadaki zarafeti Türk spor tarihine altın harflerle kazındı…

Açılış töreninde konuşan dönemin voleyboldan sorumlu yöneticisi Simla Türker Beyazıt, “Hayattayken heykelini dikerek, Eda'mızın omuzlarına çok önemli yeni sorumluluklar yüklediğimizin de farkındayız. Ama biz onun bu sorumluluğu da gururla taşıyacağına yürekten inanıyor, Eda’mızın Türkiye'si için, Türk Kadını için, Türk gençliği için ve Fenerbahçe’si için her ağırlığı kaldırabilecek güçte olduğunu biliyoruz.” söylemiyle aslında Eda Erdem’in yaşayan bir efsane olduğunu bizlere bir kez daha anlatıyor. 

 

“O küçük kız çocuğunun hayalini bile kuramayacağı kadar büyük bir anı yaşıyoruz”

Gözyaşları içinde konuşmasını gerçekleştiren Eda Erdem ise bu anlamlı günde şu sözleri söylemişti. “Bugün buradayız. O küçük kız çocuğunun hayalini bile kuramayacağı kadar büyük bir anı yaşıyoruz. Sizler sevgili Fenerbahçe taraftarları. Ne zaman hayatımda bir şeyler ters gitse, beni üzen bir şeyler olsa sahaya çıktığımda kafamı kaldırıp tribünlere bakmak yeterdi bana. Sizler hep oradaydınız. Bitmeyen desteğiniz ve sonsuz sevginiz bütün dertlerimin ilacı gibiydi. Varlığınız her şeyi unuttururdu. Benim de mücadelem, emanetiniz olan armayı en iyi şekilde taşımak, başınızı hiçbir zaman öne eğmemek içindi.

 

Sizlerden aldığım güçle Fenerbahçe’ye her şeyimi adadım. İyi günlerimiz oldu, kötü günlerimiz oldu. Ama her zaman varımı yoğumu sahaya koydum. Salonlardan hep başımız dik ayrıldık omuz omuza. Bir gün profesyonel hayatım son bulacak, çok sevdiği 14 numaralı formama veda edeceğim. Sevginize ve desteğinize ihtiyaç duyacağım günler olacak. Bugün bana öyle bir armağan verdiniz ki; ömrümün geri kalanında ne zaman bir şeyler beni zorlarsa ben bu heykelin önünde duracağım ve kulaklarımda ‘ne kaptanlar geldi’ bestesi çınlayacak. 

 

Bugünleri hatırlayacağım ve sizin sevginiz her şeye iyi gelecek. Yine bana mücadele etme gücünü vereceksiniz, yine içim umutla dolacak. Sizlere ne kadar teşekkür etsem az. Beni Eda Erdem yapan Fenerbahçe’ye olan aidiyetim ve Fenerbahçelilerin koşulsuz sevgisidir.”  ifadelerini kullandı.

Aslında efsane kaptan bu heykeli hak ettiğini söylediği sözlerle bize bir kez daha gösteriyordu ve voleybol onu bırakana kadar parkeden ayrılmaya niyeti yok. Büyük efsane, ardında genç kızlar için ilham perisi, rakipler için geçilmez bir duvar ve hepimiz için "Gerçek Bir Winner" silüeti bırakarak tarih yazmaya devam ediyor.

“Son Değil, Sonsuz Bir İmza” 

Eda Erdem, Fenerbahçe ile son sözleşmesini imzalarken

Geçtiğimiz günlerde  Fenerbahçe ile 20.yılını dolduracak sözleşmeye imza atan Eda Erdem’in imzasını Fenerbahçe, “son değil, sonsuz bir imza” diyerek açıkladı. İmza törenine gelirken basın mensupları kendisini “ne kaptanlar geldi” bestesiyle karşılaması da her sporcuya nasip olmayacak saygının bir göstergesi daha gibi geliyor bana. 

Başkan Saadettin Saran’ın imza töreninde Sahadaki yolculuğunu, kulübümüzün bir üyesi olarak taçlandıracak; Fenerbahçe’ye olan bağlılığını bu kez kulübümüzün bir üyesi olarak, aynı inançla, aynı sorumlulukla ve hizmetlerine devam ederek sürdürecek. Çünkü bazı isimler için Fenerbahçe bir dönem değil, bir ömürlük aidiyettir. İyi ki varsın Eda” ifadelerine karşılık olarak kaptan Eda Erdem, "Fenerbahçe benim hayatımda her zaman olacak. Kulübümün bana nerede ihtiyacı varsa ben ömür boyu hazırım.” sözleriyle cevap vererek hepimizin tahmin ettiği gibi bu 2 yılın ardından Eda Erdem’in Fenerbahçe ile ilişkisinin devam edeceğinin sinyalini bizlere vermiş oldu.

“Benim için kız çocuklarına güzel bir rol model olmak paha biçilemez bir şey”

Eda Erdem’in ardında bıraktığı miras, yalnızca müzeleri süsleyen o parlak kupalardan veya kırılması güç rekorlardan ibaret değil. Onun asıl ölümsüzlüğü, sahaya her adım attığında tribünlerde gözleri parlayarak onu izleyen genç kızların yüreğine ektiği umut tohumlarında saklı. Kadınlara ve takım arkadaşlarına kusursuz bir rol model olan Kaptan, "Benim için kız çocuklarına güzel bir rol model olmak paha biçilemez bir şey" diyerek bu eşsiz sorumluluğu omuzlarında bir apolet gibi gururla taşıyor.

Genç kızlara verdiği tavsiye ise, kendi fırtınalı ama bir o kadar da görkemli kariyerinin tam bir özeti niteliğinde. Omuzlara çok küçük yaşlarda yüklenen sorumlulukların ve beklentilerin altında ezilmeden, her şeyden önce "andan ve oynanılan oyundan zevk almayı" öğütlüyor onlara. Başkalarından yükselen çatlak seslere sağır olup sadece kendi iç sesine güvenmenin, sarsılmaz bir hedefe kilitlenmenin önemini vurguluyor. Düşmekten, kaybetmekten ve defalarca denemekten korkmamalarını söylerken; aslında kendi atlattığı ağır sakatlıklardan, kaçan olimpiyatlardan ve kaybedilen finallerden sonra nasıl inatla küllerinden doğduğunu fısıldıyor o genç yüreklere.

Onun yalnızca sahada bir yıldız değil, aynı zamanda toplumsal bir lider olduğunu gösteren adımları da bu inancın bir parçası. Voleybolun kadın ve erkek eşitliğindeki gücünü ortaya koymak adına 2021 yılında başlatılan "Equal Jersey" (Eşit Tişört) projesinde öncü olan Eda Erdem, Hollandalı erkek voleybolcu Nimir Abdel-Aziz ile formalarını değiştirerek voleybolda cinsiyet eşitliğine dikkat çeken ilk Türk sporcu olarak tarihe geçmişti. Kaptanın sahadaki bu dik duruşu ve kız çocuklarına aşıladığı vazgeçmeme kültürü, sınırları aşarak uluslararası bir takdire dönüştü ve Eda Erdem, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından "Türkiye'nin İyi Niyet Elçisi" ilan edildi. Bu muazzam onur, onun sadece spor tarihine değil, kadınların özgürlük ve varoluş mücadelesine adanmış bir efsane olduğunun en büyük kanıtıydı.

Bugün, onu izleyerek büyüyen ve bloklarına hayran olan Zehra Güneş gibi yıldızların ya da uluslararası arenadaki gencecik yeteneklerin onu en büyük idol olarak kabul etmesinin ardında yatan sır da işte bu yıkılmaz iradedir. Çünkü Eda Erdem, voleybolu sadece bir meslek değil, hayatın merkezine konmuş bir adanmışlık olarak görüyor. O, voleybol sahasında yalnızca rakiplerin korkulu rüyası olan bir "Sarı Melek" değil; hiçbir sesi dinlemeden kendi iç sesine inanan, defalarca denemekten yorulmayan ve günün sonunda o hedefe mutlaka ulaşılacağını göstererek Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanındaki kız çocuklarına kendi destanlarını yazmaları için cesaret üfleyen ölümsüz bir ilham perisidir.

Sahadaki o sert, yırtıcı liderin arkasında ise köpeğiyle vakit geçirmeyi seven, Metallica eşliğinde motive olan, kuru fasulye-pilava bayılan ve yılanlardan çok korkan samimi bir kadın var. Kahvesini sade ya da damla sakızlı içmeyi seven, eşi Erdem Dündar ile kahve sohbetlerinde saatlerce kaybolabilen bir kadın. Biliyorsunuz formaların arkasında sporcuların soyisimleri yazar. Genelde evlendikten sonra da bir soy isim değişikliği olur. Ancak Kaptan, formasında “Erdem” soyismini kullanmaya devam ediyor çünkü eşinin ismi Erdem. Formasında eşinin ismini taşımanın kendisine güç verdiğini söylüyor. 

Kaptan hakkında anlatılacak, söylenecek çok söz var ancak ne zaman ne kelimeler yetmeyecek gibi. Kadıköy’deki heykeli söyleyemediklerimizi de anlatıyor bence. Bir gün sahada kaptanımızı göremeyeceğiz, nasıl olacak bilmiyorum çünkü çocukluğumdan beri Fenerbahçe’de olsun Milli Takım’da olsun hep kaptan vardı. Zor anlarda bir servis atar, bir tek ayaklı, onunla özdeşleşen oyununu yapar oyunu değiştirirdi. Kaptandan sonra nasıl olacak bilmiyorum ama onun ilham verdiği sporcular onun mirasını devam ettirecek, ilham olmaya devam edecek, ondan eminim.

Son olarak; “ne kaptanlar geldi ne kaptanlar geçti inan hiçbirisi böyle sevilmedi”!

Eda Erdem ve Voleybol Milli Takımı