Published in  
Editörden Mektuplar
 on  
March 21, 2026

“HADİ KIZIM MİSAFİRLERE KOLONYA VER”

Tarih
21/3/26

“HADİ KIZIM MİSAFİRLERE KOLONYA VER”

Tarih
21/3/26

“HADİ KIZIM MİSAFİRLERE KOLONYA VER”

Çocukluğumuzun bayramlarının starter pack’inde şunlar vardı: Kristal şekerlikteki parlak folyoya sarılı çikolatalar, dantel örtüler, ikramlık tatlılar, misafire verilen terlikler, nerede yaşadığınıza göre değişmek sureti ile likör ve kahve, kahve ve Madlen çikolata ya da iyi demlenmiş çay ve tabii ki nerede olursanız olun, hangi bayram olursa olsun; naylon çorapla yemek ve ağır parfüm kokusunu bastıran kolonya ikramı. 

O kolonyayı genelde ailenin kız çocuğu ikram eder ve muhakkak bir büyük “Elini korkak alıştırma kızım, dök dök” derken alan kişi de “Yeter yeter” der. 1-2 damla kolonya misairin parmakların arasından yere damlar. Kolonyayı kabul etmeyen kişiye çok da iyi düşünceler beslenmez, temizlik mi sevmiyor, kolonyanın kokusunu mu beğenmedi? 

Doğrusu bu ya, her kolonyanın kokusu da aynı derecede güzel değildir. Uzun süre beklemiş ucuz ıslak mendiller gibi gaz yağına benzer ağır bir kokusu olanlara nasıl katlanır insanlar mesela? Misafire tütün kolonyası ikram edilmesi tuhaflık değilse nedir? Herkesin koyu ahşap renkli mobilyaları olan bir otobüs yazıhanesi gibi kokmak isteyeceğini kim düşünür Allah aşkına? Ama lavanta kolonyası ikram ediliyorsa orada bir gusto vardır, Batılılık vardır. Yine de ne olursa olsun en iyisi esas kolonya yani limon kolonyasıdır. Ferah ferah, sürdüğün anda serinleten, temiz hissettiren, mis gibi, “oh” dedirten… 

Limon kolonyası sizde de nedenini hiç düşünmediğiniz bir güven yaratmıyorsa ya başka bir ülkede büyümüşsünüzdür ya da 2000’lerden sonraki jenerasyondansınızdır. Çünkü kolonya demek ailenin bir arada olduğu zamanlar, anneanneler, dedeler demektir. Ellerinizi ve gözlerinizi kocaman hissettiğiniz o ateşli hastalıklarda aldığınız kokulardan biri, düştüğünüzde dizinizdeki yarayı silen pamuk, misafirlikte küçücük ellerinizi doldurarak sizi büyüklerle eşitleyen o andır. 

Kolonya varsa misafirperverlik vardır, temizlik vardır, tuhaf bir aidiyet vardır. Bayramlarda, özel günlerde ya da sıradan bir ziyarette bile kolonya ikramı, “burada güvendesin, hoş karşılandın” mesajını taşır. Şişeden avuca dökülen o kısa serinlik, aslında ev ile misafir arasında kurulan görünmez bir yakınlık gibidir.

Öyle gözlerinizi devirerek bakmayın bu satırlara. Hiç “ah eski bayramlar” modunda yazmıyorum bu kolonya güzellemesini. Hatta aksine, bayramların inşaat ve korna sesi olmayan İstanbul sokakları olmasının tadına varıyorum. Boşanmış babaların çocukları ile zaman geçirebildiği, büyük ailelerin Instagram’da paylaşmak üzere büyük, mutlu aile pozu verdiği, telefonlarımıza pideciden ve elektrikçiden, cezaevinde olan belediye başkanımızdan samimi bayram mesajlarının geldiği ve WhatsApp’ın bir zamanların fotoğrafçı vitrinlerinden daha fantastik görsellerle dolu mesajlara maruz kaldığı, kimsenin çok da mutlu olmadığı bir bayramda olduğumuzun ben de farkındayım… Üstelik uzunca bir süredir kolonya da ikram etmiyorum (Pandemide herkese kolonya veren kişi olduğum gerçeğini saymazsak epey uzun bir süre). 

Eski kolonya şişeleri

Ama o kristal ya da cam şişelere doldurulan kolonyaları ve simgeledikleri şeyleri bayramlardan bağımsız olarak özlüyorum. Eczanelerdeki o pompalı kocaman sebillerden aktarılan kolonyalar uzaya fırlatılan roketler gibiydi gözümde. İçindeki sıvının rengine göre hangisinin kokusunun daha bana göre olduğunu tahmin edebilirdim. Plastik şişeyle kolonya ikram edilmezdi, ayıptı. Neden bilmiyorum, gösteriş mi yoksa karşındakine özen ve saygı mı? Belki hepsi. Kristal şişelerin ağırlığını ve ışığın altında parlamasını çok severdim. Üstelik bugün asıl ihtiyacımız olan da tam o anlayıştı: Plastik tüketmek değil, yeniden kullanılabilir şişelerde kolonya almak ve eczacının çırağı kolonyayı doldururken sohbet etmek, karşındakine özen göstermek. 

Kolonya nedense Osmanlı’dan günümüze gelmiş olması gereken bir kültür gibi hissediliyor ama aslında Avrupa çıkışlı hatta hiç beklenmedik şekilde Almanya Köln’de doğan bir sıvı. 1709'da İtalyan Giovanni Maria Farina tarafından Almanya'nın Köln şehrinde alkol ve narenciye yağları karıştırılarak üretilen, "Köln Suyu" (Eau de Cologne) olarak bilinen ferahlatıcı bir karışımdır. Farina, limon, portakal, bergamot ve biberiye esanslarını etil alkolle karıştırarak modern kolonyayı geliştirdi. Başlangıçta tıbbi/antiseptik amaçlı, sindirim sorunlarını gidermek, hatta vebaya karşı koruma inanışıyla yaygınlaştı. Osmanlı’ya gelişi ise 19. yüzyılda, özellikle II. Abdülhamit döneminde ithal edilmesi ile oldu. Aslında Osmanlı için güzel kokulu karışımlar yeni değildi. Misafire gül suyu, amber, misk gibi kokuların yani damıtılmış çiçek sularının verilmesi zaten bir ritüeldi. Bu, hem bir misafirperverlikti hem de suya erişimin bugünkü kadar kolay değil, sabun da yaygın değil. Dışarıdan gelen biri “toz, yol, kalabalık” taşıyor ve temizlenmesi gerekli. İşte bu noktada devreye kolonya giriyor ve bugüne kadar yerini koruyor. Corona pandemisinde en yakın arkadaşlarımızdan olan kolonya, o dönemki popülerliğini korumasa da tarihi kolonya markalarını yeniden hatırlattı ve hatta canlandırdı, dünyaya açılmalarını sağladı. 

Maalesef o eski pompalı damacanalar ve kristal şişeler artık ancak kolonya şişe koleksiyonerlerinin elinde, antikacılarda ve Anadolu’daki babadan çocuğa geçen dükkanlarda bulunuyor ama kolonya çeşitleri sayısız! 

En sevdiğimiz kolonyalar ise adını söylediğimizde bile kokusunu aldığımız, tarihleri Cumhuriyet tarihimizle paralel markalar. Şeker Bayramı’nda Rast’ın tüm okurlarının ellerine kolonya döküyor, en güzel bonbonları ikram ediyor ve bol köpüklü bir Türk kahvesi ikram ediyoruz. 

Her canlının özgür, sağlıklı ve iyi yaşadığı, kimsenin haksızlığa uğramadığı, gerçek suçluların hukukun kılıcı ile karşılaştığı bayram gibi bayramlar dileriz! 

EN SEVDİĞİMİZ 5 KOLONYA - ALFABETİK LİSTE

Etem Ruhi kolonyası

1- Etem Ruhi

Şişesi, logosu ve kokusu ile, tüm zamanların en güzel kolonyası bizim için hiç kuşkusuz Etem Ruhi. Etem Ruhi, butik bir kolonya markası. Elinize dökmeden de kokusunu her yere yayan seramik kapağındaki incelik, markanın 1910’a giden tarihine dayanıyor. Markanın hikâyesi şöyle aktarılıyor: “Hamamları, aktarları, gül suyu ve buhur ikramlı misafirlikleriyle İstanbul devirler boyu güzel kokularla iç içe olmuştur. 1910'larda manifatura ticaretiyle meşgul olan Etem Ruhi Bey de bu kültüre özel bir merak duymuştu. Yıllar boyu farklı esanslarla deneyler yapmış, kreasyonlarını önce Kapalıçarşı'daki dükkanında sonra da Aksaray'da, eşi Mihriban Meryem Hanım ile birlikte kurdukları atölyede İstanbullulara sunmuştu.

Farklı kokuları ve zarif şişeleriyle dönemin başlıca eczanelerine ve Anadolu şehirlerine de uzanan bu butik markanın hikayesi, seri üretim kolonyaların yaygınlaşmasıyla birlikte 50'lerden itibaren yavaş yavaş son bulmuştu.

Seneler sonra Etem Ruhi Bey'in torunları, büyüklerinin anısını yaşatma gayesiyle tasarımcı ve zanaatkarlarla bir araya geldiler ve geçmişin incelikli âdetlerine çağdaş yorumlar getiren güncel Etem Ruhi serisini hazırlamaya başladılar.” Bu özel kolonyayı her yerde bulmak mümkün değil; özel butiklerde ve gerçekten sevdiğimiz noktalarda karşımıza çıktığı için kalbimizdeki yeri de pekişiyor.

Eyüp Sabri Tuncer, nostaljik Hatıralar kolonyası

2- Eyüp Sabri Tuncer

En geleneksel kokulardan Eyüp Sabri Tuncer, yüzyıllık markalardan. Wikipedia bilgilerine göre, “1923 yılında Eyüp Sabri Tuncer'in İnegöl'de ticarete atılması ve daha sonra Ankara'da Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluk ve silah arkadaşı Nuri Conker’e ait Sakarya Apartmanı olarak adlandırılan binada içinde her türlü giyim, süs eşyası oyuncak vb. ürünlerin satıldığı büyük bir mağaza (bonmarşe) açmasıyla şirketin ilk temelleri atıldı.(...) 1930’lu yıllarda hiç alışık olunmayan promosyon yöntemleriyle hem mağazanın şöhreti artırıldı, hem de bir alışkanlık geliştirmeye başlandı. Bu amaçla yapılan en önemli girişim, bir ürün kataloğu hazırlanması oldu. Katalog, kolonyanın benimsenmesi için posta kutularına, kapılara bırakılarak dağıtıldı; içine bir de promosyon amaçlı bedelsiz kolonya kuponu koyuldu.Kuponlar mağazaya gelen müşterilere on iki-on üç çeşit kolonyadan arzu ettiklerini bedelsiz olarak seçebilme imkânı sundu. Böylece zamanla kolonya talebi diğer ürünlerin de önüne geçti.” Bugün doğal malzemelerle yapılan diş macunları, sabunları ile favorimiz. Ama en önemlisi vegan ürünlerinin yeri kalbimizde apayrı!

Pe-Re-Ja kolonya afişi

3- Pe Re Ja

Ülkenin en ikonik logolarından birine sahip Pe-Re-Ja, kolonya denince akla gelen ilk isimlerden. Bir asra yakın tarihi Cumhuriyet’i anlatır gibi. Bugünlerde ürün gamı oldukça geniş olsa da aklımızda hala eski afişleri ile var. 

Tarihi: Kuruluşu bir asıra dayalı PE RE JA , ilk başta küçük bir atölye de kolonya üretimi ile başladı. Kalitesi ile özgün kokusu ile çok beğenilen PE RE JA limon çiçeği kolonyası 1950’lerin sonuna gelindiğinde Türkiye’de en fazla tercih edilen kolonya haline gelmişti. 1960’ların başında sanayileşme sürecine giren firma yeni bir fabrikaya inşa ettirmek için proje başlattı. Atatürk’ün mimarı olarak da bilinen ülkemizin ünlü mimarı Seyfi Arkan, Türkiye’nin ilk kozmetik ve parfümeri fabrikasını İstanbul Bahçelievler’de tasarladı. 2000’li yıllara dek faaliyetlerini bu binada sürdüren firma, daha büyük üretim ihtiyaçlarına cevap vermek üzere Edirne’deki yeni yerleşkesine taşınmıştır. Bugün Pereja, kendi markaları dışında pek çok ulusal ve uluslarası markanın ürünlerini geliştirmekte ve üretmektedir. Web sitelerindeki “Nostalji” sayfasını seviyoruz!

Beyoğlu'ndaki eski Reboul Eczanesi

4- Rebul

Beyoğlu ile özdeşleşen Rebul, çoğumuz için gerçek bir tarih. Rumeli Han’da, yakın geçmişe yani Beyoğlu’nun hâlâ çok güzel olduğu zamanlara kadar varlığını devam ettiren Rebul Eczanesi’nin müdavimlerindenseniz, sadece kolonya değil, kendi geliştirdikleri kremlerin de çok faydasını görmüşsünüzdür. Ne yazık ki artık eczane yerinde değil ama kokusu Beyoğlu ile özdeşleşen kolonyaları, parfümleri sayısız çeşitle ve hatta üst segment “Atelier Rebul” markası ile hayatımızda. Lavanta kolonyası ile adını duyuran marka bugün manolyalı, Bodrum mandalinalı gibi kokularla başımızı döndürüyor.

Tarihi: “Rebul eczanesi, 1895 yılında Jean Cesar Reboul tarafından İstanbul Beyoğlu’nda Grande Pharmacie Parisienne-Büyük Paris Eczanesi adıyla kurulur. 1920’de genç eczacı Kemal Müderrisoğlu, üniversitesinin ikinci yılında staj yapmak için Rebul Eczanesi'ne başvurmasıyla başlayan ve uzun yıllar süren bu ortaklık hem de baba oğul ilişkisi; 1938 yılında Türk halkını lavanta kolonyası ile tanıştırır.Önceleri Bay Reboul'un bahçesindeki lavantaların uçucu yağlarından elde edilen kolonya daha sonra her yıl Fransa'nın güneyindeki Grasse kentine yakın bölgelerden gün ağarana kadar toplanan, kokusuyla fabrikanın ağır havasını yok eden lavanta çiçekleri ile üretilmeye başlar. Sene 1933'ü gösterdiğinde Bay Reboul ülkesine dönerken, gözü gibi baktığı eczanesini, hayattaki tek yakını olan genç ve çalışkan eczacı Kemal Müderrisoğlu'na devreder. Akabinde eczanenin ismi "Rebul" olarak değişir. Rebul Lavanda, kolonyadan ziyade daha çok babadan oğula geçen farklı bir mirasa dönüşür. Öyle ki, Beyoğlu'nda dolaşmak için Rebul'un lavantasının sürülmesi gerektiği kuşaktan kuşağa bir efsane olarak aktarılır. Rebul Lavanda Kolonyası, kısa süre içinde Pera'nın erkekleri başta olmak üzere, İstanbul beyefendilerinin kokusu haline gelir.”

Selin Kolonyaları, Ferit Eczacıbaşı

5- Selin

Ülkenin ilk kolonya markalarından biri olan Selin, yıllardır değişmeyen logosu ve şişesi ile Eczacıbaşı Topluluğu’nun simgelerinden biri. Kendi sözleri ile Selin: “Kökleri 1900’lü yıllara kadar dayanan marka, İzmir’in diplomalı ilk eczacılarından Süleyman Ferit Eczacıbaşı ile tarihi Şifa Eczanesi’nde Altın Damlası Kolonyası ile başladığı serüvenini yelpazesine yeni kokular ekleyerek sürdürmektedir. 1980 yılına gelindiğinde gür akan su anlamına gelen “Selin” adıyla kolonya imal etmeye devam eden Eczacıbaşı, kendine has kokusu olan, keskin ve ferahlatıcı limon kolonyasını kullanıcılar ile buluşturur. Geleneksel limon kolonyasını kendi uzmanlığında üretip, ferahlığı canlandırıcı etkisiyle birleştirir.” Maalesef web sitesinin özensizliği ve markanın kendini pek geliştirmemesi üzücü. 

Mahkeme Lokantası kolonyası

BONUS: Kolonya eskiden restoranların, lokantaların, otobüslerin, uçak yolculuklarının vazgeçilmezi idi. Bu geleneği devam ettiren yerleri seviyoruz, mesela kendi kolonyası olan Mahkeme Lokantası. Ya da Vakko gibi özel kolonyaları olan markalara sevgimiz apayrı.