Published in  
Röportajlar
 on  
October 18, 2026

TUĞÇE ŞENOĞUL: “Şarkılarımla ilgili muazzam bir kabul halindeyim” BORAN KUZUM: “İlhamın peşinden gitmeye devam edeceğim”

Tuğçe Şenoğul’un Atlas (Ruhun Haritası) albümünden yola çıkarak, hayatı, yaşları, müzik yaratımını, yalnızlığı ve arkadaşlığı, dans etmeyi ve sessizliği uzun uzun konuştuğumuz bu sohbete albümün yıldız şarkılarından Yağmurlar için ilk kez yönetmen koltuğuna oturan Boran Kuzum da eşlik etti. İki arkadaşın üretim süreçlerini dinlemek hayatın gerçek bir atlası olduğuna ikna ediyor insanı.
Kategori
Röportajlar
Tarih
18/10/26

TUĞÇE ŞENOĞUL: “Şarkılarımla ilgili muazzam bir kabul halindeyim” BORAN KUZUM: “İlhamın peşinden gitmeye devam edeceğim”

Tuğçe Şenoğul’un Atlas (Ruhun Haritası) albümünden yola çıkarak, hayatı, yaşları, müzik yaratımını, yalnızlığı ve arkadaşlığı, dans etmeyi ve sessizliği uzun uzun konuştuğumuz bu sohbete albümün yıldız şarkılarından Yağmurlar için ilk kez yönetmen koltuğuna oturan Boran Kuzum da eşlik etti. İki arkadaşın üretim süreçlerini dinlemek hayatın gerçek bir atlası olduğuna ikna ediyor insanı.

Kategori
Röportajlar
Tarih
18/10/26

TUĞÇE ŞENOĞUL: “Şarkılarımla ilgili muazzam bir kabul halindeyim” BORAN KUZUM: “İlhamın peşinden gitmeye devam edeceğim”

Tuğçe Şenoğul’un Atlas (Ruhun Haritası) albümünden yola çıkarak, hayatı, yaşları, müzik yaratımını, yalnızlığı ve arkadaşlığı, dans etmeyi ve sessizliği uzun uzun konuştuğumuz bu sohbete albümün yıldız şarkılarından Yağmurlar için ilk kez yönetmen koltuğuna oturan Boran Kuzum da eşlik etti. İki arkadaşın üretim süreçlerini dinlemek hayatın gerçek bir atlası olduğuna ikna ediyor insanı.

If you'd like to read this interview in English, click here.

‍

“Her şeyin bir zamanı var” sözü, hayatın atlasında bir noktada bir şekilde kendini doğrulatıyor. Her insan erken ya da geç anlıyor bunu. O nedenle bunu erken anlamış, hiçbir şeyi aceleye getirmeyen, “zamanını bekleyen” insanlara saygı duymamak imkansız. Çünkü hayatın atlasında yolların ne zaman yokuşlu olacağını ne zaman sevdiklerinin yollarından ayrılacağı ya da ne zaman birleşeceği hiç belli olmasa da belli olan tek bir şey var; iyi işler eninde sonunda ortaya çıkıyor. 

Tuğçe Şenoğul’un Atlas (Ruhun Haritası) albümüde böyle. Yapımı uzun bir sürece yayılan ve ortaya çıkışı alev alev olan bir albüm. Tek dinleyişte de sevdiğin ama sindire sindire, yeniden dinledikçe daha çok etkisi altına alan bir albüm. O nedenle bu röportajın, albümden ve albümün çok konuşulan Yağmurlar şarkısı klibinin yayınından aylar sonra yayınlanması da bir rastlantı değil, Atlas’ın oyunu diye düşünüyorum.

Nihayetinde biz de Tuğçe ile o 20’lerin başında ben sonundayken tanıştık. Bu yılların bir kısmında hiç rastlaşmadık ama sanki hep birlikte yürüdük, bir kısmında yollar bizi hep buluşturdu (iyi ki). Ne kadar yakın ya da uzak olalım, işlerini hep çok severek takip ettim, hayranı olduğum sesi ve şarkılarını hayatımdan eksik etmedim. O yüzden onun kariyerinde farklı bir yeri olan bu albüm için buluşup sohbet etmek çok özeldi. 

Üç bölümden; Yerdeniz, Gökdeniz ve Atlas bölümlerinden oluşan ve bir hikayeyi baştan sona anlatan bu albüm, arkasındaki felsefeyle ve tamamı harika arkadaşlıklara dayanan bir işbirliği ile 2026’nın en önemli yerli albümlerinden biriydi. 

Albümde Lella Fadda, Tsar B, Mabel Matiz, Sezen Aksu, DJ Artz, Karakter, Mehmet Mutlu, Elif Dikeç, Güneş Özgeç, Seda Erciyes, Ozan Sarohan, Adham Farid ve Emre Malikler gibi birçok önemli isim yer alıyor. Toplam 12 şarkıdan oluşan Orchard imzalı  “Atlas” (Ruhun Haritası),daha önceyayınlanan Atlas Yerdeniz (Ateş & Toprak) ve Atlas Gökdeniz (Hava & Su) EP'lerini tek bir bütün halinde bir araya getiriyor. Böylece farklı hislerin ortaklıklarını ve birbirine temas eden yönlerini keşfederek bir bütün haline geliyor. 

‍

Albüme, hayata, yaşlara ve Yağmurlar’a dair uzun sohbetimizi okurken dinlemek isterseniz albüm burada.

Tuğçe Şenoğul, Atlas

‍

Eski albümlerindeki şarkılarda bekleyen, acıyı da aşkla birlikte kabul eden bir kadın var. Bu albümde ise kendini seçen bir kadın var gibi görüyorum. Ben mi çok şahsi bir yerden yorumluyorum yoksa gerçekten böyle mi?

Sevdin mi bu değişimi?

Çok! Ama işte birlikte büyüdük neredeyse, benzer yollardan geçtik o yüzden de çok mu kişisel yorumluyorum diye endişe ediyorum… 

Gerçekten her şeye şahit olman şoku! Ama aslında bizim, müzisyenlerin en çok istediğimiz şey, zaten dinleyicimizin dinlediği şeye kendini yansıtması. Yani en azından kişisel olarak benim öyle. Üretim stilim de öyle. İnsanlara o alanı bırakmayı seviyorum. Aslında o yüzden de mümkün olduğunca şarkı hikayelerini anlatmamaya çalışıyorum. İnsanlar o şarkılara dair kendi hikayelerini  daha rahat yazabilsinler diye. Kendi filmlerini üstüne çekebilsinler diye. O nedenle yorumuna kendini yansıtman çok güzel ama zaten çok ilginç bir şekilde bir görünmez bir empati alanı oluşuyor bence. Ortak hisler havuzu. İşte albüm zaten bunu anlatıyor. Ve orada her türlü buluşuyoruz. Belki aynı şarkıda onu hissetmesek bile bir şarkıda mutlaka bir yerde o hissi hissediyorsun ve yine biz buluşmuş oluyoruz. O hikaye tamamlanıyor. Tam olarak bundan bahseden bir albüm ve senin de böyle bir yerden bunu yakalaman ve hani acaba kendinle ilgili mi diye bir soru işareti duyman benim çok hoşuma gitti. Gerçekten de kendi karanlığıyla yüzleşmeye çalışan bir albümün yalnızlığından sonra, hislerin dünyanın neresine gidersen git bir karşılığı olduğunu düşünen bir versiyona geçiş albümü bu. Daha kalabalık bir albüm. Bence bu birliktelik hissinin, bir olma hissinin verdiği bir güç var. Onu bir rüzgâr olarak kullanmış, arkama almış olabilirim.

Bu albümün hislerinin oluşmasında ülkenin, şarkıları da yazmaya başladığın sürecin, pandeminin ne kadar etkisi var?

Pandeminin etkisini şu an %100 görebildiğimizden emin değilim. Belki 50 yıl sonra “etkileri bunlar olmuş” diyeceğiz ama şu an tamamını görebildiğimizi düşünmüyorum. Aslına bakarsan, Türkiye'de yaşayan bağımsız bir kadın sanatçı olmanın, özellikle tam bağımsız bir kadın sanatçı olmanın, yani hiçbir desteği olmayan bir bağımsız kadın sanatçı olmanın daha fazla etkisi olduğunu düşünüyorum. O nedenle pandemi olmayan bir dönemde de bu albümü yapmak bu kadar uzun sürebilirdi. Pandeminin yarattığı ekonomik güçlüklerin etkisi albümün ortaya çıkmasında olabilir belki. Ama şarkı yazımı konusunda uzun sürelere ihtiyaç duyan biri değilim. Aksine çok sık ve çok fazla şarkı üretiyorum. Ama onu insanlar için dinlenebilir hâle getirmek sadece zaman değil, aynı zamanda başka çok fazla şey gerektiriyor ve onların düzenlenmesi vakit alıyor. Öncelikle içime sinen bir albüm yapmak, hikayesini tamamlamak kendi içimde benim zaten en büyük sorumluluğum. Diğer yandan bütçesel konular, göründüğünden çok daha uzun, meşakkatli ve çok ayık bir zihin isteyen bir süreç oluyor. Ona rağmen her zaman akmayabiliyor o süreç. 

‍

Tuğçe Şenoğul, Atlas

‍

ŞARKILARDAKİ KADIN

Öte yandan sosyal medya bağımsız sanatçıları daha görünür kılmadı mı, daha da “cool” gösterirken aynı zamanda daha fazla kişiye ulaşmayı sağlamadı mı?

Bunun cevabından çok da emin değilim. Ne olursa olsun bağımsız olmayan bir sanatçı için bile aslında bugün hala algoritma diye bir bir gerçek var. Sanki böyle şey gibi bir oyundaki bir aşılamayan bir canavar gibi sürekli bir algoritma kelimesiyle karşılaşıyoruz. Hakikaten kendi dinleyicinin bile önüne çıkamayabiliyorsun. Belki büyük labelların daha fazla imkanları vardır dinleyiciye ulaşabilmek açısından, duyuyoruz böyle şeyler. Bağımsız bir sanatçı için bu çok kolay bir şey değil. Ama o dinleyici ile bağ kurulunca da bağımsız sanatçılar açısından daha güçlü oluyor. Ben buna inanıyorum. Zaten bağımsız sanatçı olmayı seçme nedenlerimden biri bu. Kendime ait olan alanı %100 özgün ve bana ait tutabilmem hani benim için çok önemliydi yaratım sürecinde.

Peki, geriye dönüyorum, şarkılarındaki kadına. Bugünkü daha güçlenmiş halinle eski şarkılarını dinlediğinde, o şarkılardaki kadına biraz haksızlık ettiğini düşünüyor musun? Daha az acı çekse daha iyi değil miydi?

Hayır, düşünmüyorum. Belki ilişkilerde böyle hissettiğim olmuştur. Sınır çizmeyi yeni öğreniyorum ve o sınırı çizemediğim zamanlarla ilgili bunu düşünmüşümdür. Onları da geride bırakabilmeyi, kabul edebilmeyi umuyorum. Ama bazı şeyleri de kabul  edemeyebilirsin, o da tamam. Şarkılarımla ilgili ise muazzam bir kabul halindeyim çok şükür. Ama o süreçler yaşanmasaydı bugün o şarkıları da konuşuyor olmazdık. 

Solo olarak şarkılarını yapmaya başlamadan önce farklı konseptlerde müzik yaptın. Hatta müzisyen ikililerin vardı, Seni Görmem İmkansız ve Kahinar. O zaman ürettiğiniz işler bugünkü şarkıları nasıl etkiliyor?

Üretim biçimi, yaratım biçimi açısından Kahinar’ın ve Seni Görmem İmkânsız’ın, hatta içinde bulunduğum her şeyin bana sorarsanız çok fazla etkisi var. Kahinar ve Seni Görmem İmkânsız özellikle öne çıkıyor çünkü müzik üretimini, şarkı yazımını, en yoğun deneyimlediğim projeler onlar. Mesela Kahinar, düzenleme konusunda, şarkı yazımı konusunda, bir atmosfer yaratmak konusunda, Seni Görmem İmkânsız ise kendime oyun alanları yaratabilmek, onun içinde bir yerden kendi acını, yasını, duygunu ifade edebilmeyi deneyimlemek açısından bana çok büyük şeyler kattı bana. Hatta Kahinar’ın şarkılarını benim şarkılarımın ön gösterimi olarak niteleyen dinleyiciler oldu. 

Atlas’ın kapağında yarattığınız imaj muhteşem. Aynı anda hem çok etkileyici, seksi, merak uyandırıcı ama ürkütücü olabildi bu fotoğraflardaki Tuğçe?

Atlas’a bir karakter atadık aslında. Sembolik bir karakter ama bir yerden de “goddess” gibi olmalıydı… Böyle bir hayal kurduk. Bu albüm kapağında da yine Berk Çakmakçı ile çalıştım. Onunla çalışmayı çok seviyorum. Beraber kurduğumuz dünya, birbirimizi dizginleyiş biçimimiz de dahil her anlamda çok keyifli oluyor onunla çalışmak. Sanat yönetmenimiz Altın Tatlı. Onun bu bahsettiğimiz karakterin yaratımında büyük payı var. Ve tabii ki Glam Star'larım, makyaj ve tırnak tasarımları Tusidi ve Anna Tholia. Günlük hayatımda da bana ilham olan isimler ve dostlarım. İnanılmaz bir saç - makyaj dünyası yaratıldı, saçlarda Ali Kaan devreye girdi. Hep beraber bu karakteri yarattık. Bütün çekimi aynı sette yaptık. Önce Atlas Yerdeniz geldi. Sonra Atlas Gökdeniz geldi ve Atlas geldi. Aslında bu 2 senelik bir süreç. Kolay olmadı. Aslında bir ömür de diyebiliriz. Daha önceki işlerimi de pandemiyi de sonrasını da kapsayan bir ömür. Tüm bu süreç de benim için başka bir farkındalık oldu. Atlas benim için bambaşka bir farkındalık süreci baştan sona. 

Atlas’ta güçlü bir kadın var diyoruz ama Atlas’ın tamamının hislerini adlandırmanı istesem… 

Bir olmak, birlikte olmak, bu his. Yalnız olmadığını hissetmek. Çünkü ben de herkes gibi çok sık kaybolduğunu zanneden, düşünen, hisseden ve buna bir izni de olmadığını zanneden, düşünen biri oldum hayatım boyunca. Aidiyetlik hissi her zaman bir konuydu benim için. Kendime bir yer bulabilmek, bir alan bulabilmek, bir aile bulabilmek hep bir konuydu. Kaybolmanın yolun parçası, yola yola ait bir süreç olduğunu hissetme hali, kayboluşun olmadığını fark etmek… Ne kadar yalnız olursan ol, aslında bir arada olan bir yalnızlığı yaşadığımızı fark etmek her şeye çok farklı bir yerden yaklaşmamı sağladı hayata. Bu arada kendini sürekli yalnız hisseden bir yapıda biri değilim. Etrafımda bana destek olan çok fazla insan var. Çok şanslı hissediyorum. Gerçekten seçilmiş ailem diyebileceğim insanlar var. Bugüne kadar da birlikte çok güzel üretimler yaptım. Desteğini çok his hissettiğim insanlar oldu. Ama yine de bir an geliyor ve bazen illüzyonik, bazen gerçek, yalnız hissediyorsun. Bana sorarsan yaşamalısın da bu arada. Hiçbir şey olmasa bile dünyada gerçekten öyle olan insanlarla empati kurabilmek için yaşamalısın. Her sanatçı böyle yaşayıp böyle üretmiyor elbette. Ben sanatı genel olarak ama özellikle şarkı söylemeyi, şarkı yazmayı, bir tür kanallık gibi gördüğüm için onu böyle bir kendi bünyemden geçirmeyi deneyimliyorum. O duyguyu bana ait olmasa bile yaşıyorum. 

O zaman bütün şarkıların senin bireysel deneyim ve duygularından çıktığını söyleyemez miyiz?

Bütün şarkılar benim hikayem değil. Albümlerimde tamamen bana aitmiş gibi duyulan ama benim hiç yaşamadığım hikayelerin de şarkıları var. Duyduğum hikayelerden esinlenerek yazdığım şarkılar. O empatiyi kurabilirseniz yaşamanıza gerek kalmıyor. Yaşayacak yol buluyorsunuz.

‍

SEZEN AKSU'DAN MABEL MATİZ'E

Bu arada Sezen Aksu’nun Bu Gece şarkısının cover’ı aşırı iyi olmuş. Sanki ilk kez sen seslendirmişsin gibi geldi dinleyince. Bir de albümü dinledikten hemen sonra Zeytin ağacı dizisinin son sezonu yayınlandı ve orada aşırı doğru bir sahnede bu şarkıyı senin sesinden duyunca başka bir boyuta kapı açıldı resmen…

Aslında sevgili Neslihan Yeşilyurt, çok değerli yönetmenimiz, o dönem yaptığı Bambaşka Biri dizisi için bu şarkıyı cover’lamamı istemişti. Aklıma hemen piyano vokal versiyonu gelmişti. Zafer Sernikli ile yaptık bu versiyonu. Cover yaparken kendi versiyonumu oluşturmayı seviyorum. Bu Gece şarkısının orijinalini de çok seviyorum ama o şarkının arkasında biraz kağıt kesiği gibi bir acı vardır. O acıyı piyano ekleyerek, sessizliği ekleyerek ortaya çıkardık. Albüme alma konusunda da Mabel (Matiz) ikna etti beni.

‍

‍

Benim için sözlerini ve müziğini Mabel Matiz’in yazdığı “Sensin Bunlara Sebep” hâlâ başka bir yerde… 

Evet, Mabel o şarkıyı yazdığında “sen söylemelisin” dedi ve gerçekten de bambaşka bir şarkı o. Çok özel. Mabel’le o şarkıyı sahnede söylemek de çok güzeldi. 

Tuğçe, birlikte büyüdük dedik ya, ben senden epey büyük olsam da ikimiz de 20’li yaşlardaydık tanıştığımızda. Ben sonlarında sen başlarında. Albümlerinde değişen kadından bahsettiğimiz için bunu da sormak istiyorum… Şimdi 40’larda olmak nasıl etkiledi, nasıl değiştirdi seni? 

40 yaş inanılmaz bir şeymiş. Gerçekten çok acayip. Çok değişik. 39-40 arası benim için zor geçti. Çünkü yaşla ilgili hiçbir algısı olmayan bir insandım. Aslına bakarsan hala öyleyim. Ama o arada bir kırılma yaşadım. Şu an ne oluyor tam olarak? Etrafımdaki insanlar neden bahsediyor? Hayat neden bahsediyor? Bunları sorgulamaya başladım. Hem negatif anlamda hem pozitif anlamda. Kırklar, ne yaşadığının bilincine vardığın zamanmış. Aslında bir zaman geçtiğinde geride kalan zamanın ne kadar değerli olduğunu fark ediyorsun bana sorarsan. 30'larım için de bunu düşünüyorum. Her şey olması gerektiği gibi oldu. Benim hayat hikayem için o dönemlerde olması gereken şeyler yaşandı. Bunların hepsinin gerçekten farkındayım. Ama kesinlikle şu anki aklım ne olsa bir tık daha bunu bilerek yaşardım en azından. Bir tık daha bunu bu gözle yaşardım. Bu 50'li yaşların içinde geçerli olacak. Bu her zaman böyle olacak. 60'larında olan bir insan da 50'li yaşlar için aynısını söylüyor. Gerçekten kulağını açtığın zaman aslında herkesin aynı şeyi söylediğini fark ediyorsun. 30'ların öncesine dönmek bile istemezdim ben. Bence gerçekten bir insan Satürn döngüsünü yaşadıktan sonra aslında başlıyor bir şeylere. Ben Satürn döngümü yaşamadan önceki yılları aynen tam yaşadığım gibi hatta biraz daha fazla abartarak partileyerek geçirirdim. Yani Satürn döngünden önce bence yaşayacaksın hayatını. Bu kapitalist sistem sana böyle 19 yaşında bir kariyer inşa etme zorunluluğu dayatıyor. Saçmalama, sen çocuksun ya! Eğleneceksin sen, gezeceksin, tozacaksın, kız arkadaşlarına tatiline gideceksin. Anladın mı? Bunun için bütçen yoksa eğer para kazanacaksın bunu yaratacaksın, bu imkanları yaratıp gidip gezeceksin. Yani parti parti zamanı, hayatın gerçekten en çok dans ettiğin zamanı olması gerekiyor o süreç. Sonra Satürn dönüsü zaten sana "Gel bakalım." diyor. "Gel bakalım hayatım." Bir şeyleri inşa ettim. Tabii ki bu arada yine inşa edeceksin o zamanda da. Sadece partilere olmuyor yani. Kendine iyi bakacaksın, bedenine iyi bakacaksın ama bir taraftan da ağırlıklı olarak hayatı yaşama zamanı bence. En ekstra. Sorumluluğa çok odaklanmadan. Sonra zaten Satürn sana sorumluluk almayı öğretiyor yani. Bu sonsuz bir döngü gibi. Şu anın tadını çıkartmaya çalışıyorum. Zaten en çok partilediğim dönemi yaşıyorum herhalde. Bayağı parti komünitesi kurduk tam bu yaşımda. Ve gerçekten dans ederek geçiyor. Mümkün olduğunca daha fazla dans etmeye çalışıyorum.

Tam da bunu soracaktım! Seda Erciyes ile kurduğunuz 2Much! harika bir dans projesi! Biraz anlatır mısın?

2Much!, benim hayatımın her köşesini, ilişkilerimi, ilişkilenme biçimimi, hayatı yaşayım yaşayışımı, aşkı yaşayışımı, kendime bakışımı, aynaya bakışımı, her şeyi çok ciddi anlamda değiştirdiğine eminim. Müzikal algımı da değiştirdi tabii ki. Ona da eminim. Yaklaşık 10 senedir DJ'lik yapıyorum. Hem müzik dinlemeyi çok seven, çok dinleyen ve hem de çalmayı da çok seven bir insandım. Hem de aynı zamanda işte bağımsız sanatçılık, malum yani bir ek gelir de olması gerekiyordu... Seda'yla bunu yapmaya başladığımızdan beri DJ’lik çok çok daha keyifli hale geldi. Benimle aynı zevklere sahip, bir gece partiye gittiğimde aynı şeyleri dinlemek isteyen bir arkadaşım oldu hayatta. Çok şükür. O kadar mutluyum ki bundan! Bir anda setin ortasında çok rahat bir şekilde Mezdeke çalabilirim. Yanımdaki insan “bravo ya! Mükemmel bir tercih” diyebilir bana. Bunu biliyorum. Böyle bir güven var. Aynı şekilde o da istediği şeyi açabilir. Eminim çok doğru bir şarkıdır yani. Böyle bir eee alan açtık birbirimize. biz her şeyi çalabiliriz. Biz her türlü giyinebiliriz. Her türlü makyaj yapabiliriz. Her tür insan olabiliriz aslında. 

‍

Tuğçe Şenoğul, Seda Erciyes 2Much!

‍

Setlerinize gelen insanlar için de aynı şey geçerli gördüğüm kadarıyla…

Bu kendi kendini yarattı aslına bakarsan.Bizim başta kurguladığımız şey değildi. Çalıyorduk sadece. Ama gelen insanlar bir sonrakine arkadaşlarını da getirmeye başladılar. Bir komünite oldu nihayetinde, gelen insanların güvende hissetmesi, rahat olması gerekiyor. Rahat dans etmemiz gerekiyor. Bu önemli. Ama bu sınırlar çerçevesinde gerçekten hepimize alan tanınabilecek bir yer olması için uğraşıyoruz. Yani bir alan açmaya çalışıyoruz aslında kendimize de. Kendi sınırlarını aşmaya çalışan, kendine bir görünürlük alanı yaratmaya çalışan bir kitle var burada. Bunu fark ettiğimizde oluştu 2Much! Ve şu anda da büyümeye devam ediyor. Ve gerçekten hayatımın en neşeli kısmı

Albüme geri dönüyorum. Eminim okurların da, dinleyicilerinin de merak ettiği bir konu bu: Albümdeki ilk klibini yakın arkadaşın olan Boran Kuzum çekti. Sen mi istedin, şarkıyı sen mi seçtin?

Boran’la çok uzun yıllardır tanışıyoruz ama 3-4 yıldır daha yakın arkadaşız. Hayatta en sevdiğim şey zaten yakınım olan insanlarla birlikte üretmek, bu da onun zirvesi gibi. Klip fikri ondan çıktı. Kendisi daha iyi anlatacaktır. Ama fikrini ilk anlattığında çok etkilendim, gözlerim doldu. O kadar söyleyeyim. Bütün süreç de çok ilham verici ve çok keyifli geçti. Ben kimseye şarkıların hikayesini anlatmam. Boran o kadar acayip bir yerden şarkıyı anlamış, aslında albümün anlattığı bütün hikayeyi o kadar inanılmaz bir yerden anlamış ve onunla empati kurarak bir hikaye yazmış ki… Çok çok ilginç… Çok güçlü bir kadın var resmedilen. hayat döngüsünde her an devam ederek kendini seçerek, daha güçlü, daha iyi bir versiyonuna ilerleyerek hikayesini bitiren bir kadın. İzleyince “sen ne yaptın böyle” dedim. 

‍

Tuğçe Şenoğul, Boran Kuzum Yağmurlar seti

‍

Başka şarkılar için de klip çekecek misiniz birlikte?

Buna cevap veremiyorum. Hayaller hep var, çok güzel hayallerimiz var genel olarak. Boran neresinde olur bilmiyorum ama mutlaka içinde orta yerinde olacağına eminim her türlü. Benim yaptığım bir şeydeki onun varlığı her zaman devam edecek kesin. Ama ne şekilde olacağını şu an ben de bilmiyorum.

‍

Yönetmen Boran Kuzum

‍

SÖZ BORAN KUZUM’UN

Klibin en çarpıcı sahnesinden başlayacağım; “yandığın” sahne. Orada Tuğçe’nin bakışı çok etkileyici, senin de. O sahnede sadece intikam yok gibi geliyor bana, aynı zamanda “artık seni kurtarmayacağım” diyerek kendi gücünü ortaya koyan bir kadın da var sanki… Senin orada düşündüğün bir ayrılık mıydı, hesaplaşma mı yoksa benim göremediğim bir şey mi?

Tuğçe’yi ve müziğini yıllar içinde tanıdıkça, her şarkısında, her hikayesinde yaşadıklarından güçlenerek çıkan bir kadın olduğunu gösterdi. Hiçbir hikayesini didaktik bir çerçevede değil, insan hisleri üzerinden anlatmayı başaran bir sanatçı. Yağmurlar’ı dinlediğimde zihnimde beliren hikaye de geçmişin yükünü ve yorgunluğunu geride bırakmayı başaran bir kadındı. Albümünün manifestosunda kullandığı dört elementi de hikayede metaforlar olarak kullanmak istedim. Şarkıya adını veren yağmur/su, arınmayı, toprak kökleri, hava/rüzgar akışta olmayı, ateş de yüklerden kurtulmayı temsil ediyor.

Klip için özellikle bu şarkıyı seçmenin sebebi neydi ve hepsinden öte bir klip çekme fikri nasıl çıktı ortaya?

Tuğçe bana şarkıyı çıkmadan önce demo kaydı halini atmıştı ve birkaç dinlemeden sonra kafamda bu hikaye belirmeye başladı. Sonra Tuğçe’ye söylemeden üzerine düşünüp hikayeyi bitirmeye uğraştım. Kafamda oturttuktan sonra Tuğçe’ye anlattım ve onu da iyi hissettirdi bu hikaye ve teknik kısımlarına çalışmaya başladık hemen.

‍

Boran Kuzum, Yağmurlar seti

‍
Magritte zaten çok sevdiğim bir sanatçı ve çiftin yüzündeki örtüleri gördüğüm anda o tabloya ışınlandım ve aynı şeyi hissettim. 1928’de yapılmış bir tablonun, ilişkiler anlamında hala aynı anlamı taşıması sana ne hissettiriyor, ne düşündürüyor? Bu tabloyu net bir referans olarak belirlemenin sebebi neydi, bu şarkıda sana bu tabloyu düşündüren ne olmuştu?

Magritte bu tabloda en yakın olduğumuz insanlarda bile tamamen çözemediğimiz bir gizem ve mesafe olduğunu vurgular. Yüzleri kaplayan beyaz kumaş, birbirini seven iki insan arasındaki fiziksel ve duygusal engeli simgeler. Öpüşme anındaki tutkuya rağmen kumaşın varlığı, tam bir birleşmenin veya gerçek bir "görmenin" imkansız olduğunu gösterir. Tuhaf bir şekilde yıllar önce yapılmış bir tablo bu günümüzün ilişkilerini sosyolojik açıdan çok daha iyi temsil ediyor.

Daha önce Agnès Varda’nın Cléo’su ve Xavier Dolan’dan çok etkilendiğini söylemiştin. Bu klipte bu ilhamlardan nasıl izler var?

Muhakkak içeride bir yerlerde ilham vardır yıllarca izlediğim ya da çalıştığım işlerden ama bu hikayede bana ilhamı Tuğçe’nin kendisi, müziği verdi.

‍

Üstte Tuğçe Şenoğul, altta Boran Kuzum, Yağmurlar

‍

‍Tuğçe sohbetlerimizde şarkıları açıklamayı çok sevmediğini, dinleyiciye bırakmak istediğini söylüyor hep. Peki bu klibi hazırlarken ne kadar Tuğçe'nin şarkıyı yaparkenki duyguları üzerine konuştunuz mu yoksa sadece sendeki izdüşümünü izliyoruz?

Ben bir yaratıcının hikaye mahremiyetine çok saygı duyarım o yüzden hiç sormadım ona, sadece valizin içine eski şarkı sözlerini koymak istedim. Ona sadece şu komik soruyu sordum: Aynı kişiye daha önce yazdığın şarkılar varsa onlara öncelik verelim. :)

‍

Tuğçe Şenoğul

‍‍

Tuğçe’nin içinde bir oyuncu varmış resmen! Bunu ortaya çıkartmak hoşuna gitti mi, birlikte başka klipler de yapmayı düşünüyor musunuz?

Tuğçe inanılmaz değil mi?! Ama şaşırmadım; müziğinde duyguları bu kadar iyi aktarabilen bir sanatçı başka bir yoldan bu aktarımı kötü yapamazdı zaten. Benim hayallerim var, umarım yaparız daha nice işler birlikte.
‍

Kamera arkasında olmayı sevdin mi? Hem yönetmen hem yapımcı olarak seni başka işlerde görecek miyiz?

Açıkçası böyle bir şey yapmayı da planlamamıştım. O yüzden akışta, ilhamın peşinden gitmeye devam edeceğim. Doğru hissetiğim noktada, neden olmasın?
Son soru; Tuğçe’nin bugüne kadarki en sevdiğin şarkısı hangisi?

O kadar çok ki; ama şu anda loop’ta olanlar; Yağmurlar, Atlas, Cennet, Bıraktığın İzler, O An 

‍

‍